4 Haziran 2026 Perşembe

1960'lar Şile II

Nermin Abadan’ın Şile izlenimleri, 1940 ve 1950’lerin anlatılarından çok da farklı değildir. Şile daha hareketlidir, daha çok tanınıyordur, konaklama olanakları artmıştır, ancak temel yapısı değişmemiştir.


 NERMİN ABADAN’IN ŞİLE İZLENİMLERİ

23 Temmuz 1966 Milliyet

“Şile'nin göze çarpan özelliklerden biri de bütün evlerin tertemiz olup, hepsinin bir, ya da iki odasını turistlere kiralamalarıdır. Akşam üzeri patika ve sokaklarını dolaşanlar, denize karşı açık tepeciklerde çalışkan kadın ve kızlarının Şile bezlerini «Sarmaşık», «Sevdim seni» gibi sevimli isimlerle adlandırdıkları nakışlarla süslediklerini görebilirler. En boğucu günlerde bile Şile'de daima serin bir meltemin estiği bu kasabacıkta nerede mi denize girilir? Günün saati, güneşin ve denizin dalga durumuna göre istediğiniz herhangi bir noktadan.

 «Kızlar Hamamı»

 Fakat bütün bu imkânlar ortasında herkesi sabahtan akşama kadar kendine doğru çeken, yüzmek, dinlenmek, tırmanmak için bulunmaz bir mihrak teşkil eden yer hiç şüphesiz «Kızlar hamamı denilen mevkiin önündeki adalar kümesidir. Bunların en büyüğünün tepesinde Cenevizli'lerden kalma haşmetli bir kale kalıntısı tarihi bir katkı ile Şile'nin siluetini çizmektedir.

 Tanrının elile bu zaptedilmez vahşi Karadeniz'in kıyılarına doğru fırlatılan dört büyük ve bir düzineyi aşan irili ufaklı küçük kaya adacıklarının teşkil ettikleri bu küme, gerçekten eşine nadir rastlanan romantik bir görünüşe sahiptir. Yekpare kayalardan müteşekkil bu adaların büyüklerinin alt kısımları esrarlı, zümrüt yeşilli mağaralarla süslü dür. Adaların büyüğü ve küçükleri arasında serpili duran kayacıklar ise kesiť gezilerine meraklı olanlarına yararlı tutanak noktaları sağlamaktadır. Son yıllarda sayısı artan denizaltı avcıları ise en fırtınalı havada bile sakin bir göl manzarasını veren bu adalar arasında yengeç ve balık avlamaktadırlar.

 Rıhtım Derdi

 Ne çare ki Türkiye'nin diğer turistik merkezlerine ârız olan kötü kader Şile'nin de kapısını çalmaktadır. İki bine yakın balıkçının Eylül ve Ekim aylarında toplanmakta oldukları Şile ve Ağva'da kıyı kurtarma ekiplerden başka sığınma tesislerinin bulunmaması sebebile, buralarda her yıl âni bir hava patlaması halinde motor ve tekneler bat-makta, denize lüzumsuz yere kurbanlar adanmaktadır. İşte bu elim olayların tekrarlanmaması için aslında çok haklı bir istek olarak ortaya çıkan balıkçı barınağı, acil bir müdahale yapılmazsa, Şile'nin en güzel ve çekici yönlerini bir daha geri gelmemek üzere yok etmek üzeredir.



 Zira balıkçılığı koruma ve geliştirme amacı ile yapılması kararlaştırılan bu barınağın inşası, Şile'nin en şirin noktası sayılan «Kızlar hamamı yerindeki kumsalın toprak ve taşla doldurulmasını, oradan kocaman bir rıhtımın inşasını öngörmektedir. Geçen yıl Turizm Bakanlığı uzmanlarının haklı karşı koуmаlarına rağmen, Bayındırlık Bakanlığının ısrarı üzerine inşası kararlaştırılan bu barınağın malivetı 13 milyon TL. olarak hesaplanmıştır. Barınak bugünkü planlara uygun olarak gerçekleştirildiği takdirde bu tabii güzellik, sistematik bir emekle yok edilecektir.”





 ŞİLE SORUNLARI GÜNDEMLİ BİR TOPLANTI

O dönemde Şile’nin sorunları yerelde de tartışılmaktadır. Elimizde 7.8.1967 tarihli toplantı tutanağı var. Katılımcı profili oldukça dikkat çekici. Turizm Derneği organizasyonu olan bu toplantıya; Kaymakam, Belediye Başkanı, Turizm Derneği Başkanı Dündar Berksan, Ahmet Remzi Acar, Eşref Kolçak, Bnb. Osman Çakmur (12 Eylül sonrası Şile Belediye Başkanı) Yzb. Necmi Çetin, Turizm Bakanlığı temsilcisi, bir mimar katılır.

 Katılımcıların önerileri ve görüşleri o dönemdeki sorunları ve çözüm önerilerini yansıtır.

 -Sahil kasabası olan Şile’de turistik tesis yapalım derken, özgün kimliğini bozmamak gerekir.

-Gelen yolcu otobüslerinin Balibey’e de uğraması

-Plajdaki gazinoların tarifelere uymaması. Şile’ye 14 yıldır geldiğini ifade eder. (Eşref Kolçak)

-Belediye Bşk. nı fiyat artışını engellediklerini ve kontrolların yapıldığını belirtir.

-Şile’nin tanıtımı için broşürün olmaması

-Mezbahanın ihmal edilmesi

- Gelenlerin otobüslerden şikâyet etmesi

-Bir misafir katılımcı, menülerde yemek isimlerinin İng.Fr.Alm.ca da yazılmasını önerir.

-Sanayi sitesi ve barınak üzerine görüşülür.

-Maşatlıkta bir tesis yapılması tartışılır.

-Bakanlık sözcüsü, Şile’ye Eşref Bey’in davetiyle geldiğini belirterek, henüz bakanlığın yaşının küçük olduğunu, 1963’de kurulduğunu belirtir. Betonarme yerine kır evine gidin, konfor şehirlerde mevcut önerisinde bulunur.

-Bakanlığın ciddi bir Şile tanıtım broşürü hazırlaması gerektiği belirtilir

-Yapılan oylama sonunda, Sanayi sitesi, motel sitesi ve terminal yapımı önerisi ittifakla kabul edilir.



 BU YIL ŞİLE’YE İSTANBUL’LULARDAN DAHA ÇOK ANKARA’LILAR İLTİFAT EDİYOR.

 2 Ağustos 1969 Milliyet

 TARİHİ isimleri Philee, Artane veya Kilia... Biz buna tutup Şile demişiz. Karadeniz'in İstanbul'a yakın en güzel plaj kasabası. 2 bin 800 nüfuslu. Buraya İstanbulludan çok Ankaralılar ve civar illerdeki vatandaşlar akın ediyor. Pudra gibi bir kumu var. Sahilleri göz alabildiğine plaj. Turistik tesisler her gün biraz daha gelişiyor Polonezköy'den sonra evlerde pansiyonculuğu ilk geliştiren kasaba da burası. Her taraf tertemiz gıcır gıcır. Şile'nin gönüllü Turizm Ajanı da sanatçı İsmet Ay. Buranın kalkınması, tanıtılması için canını dişine takmış. Bu yüzden de Turizm Bakanlığı kendisini bir takdirname ile taltif etmiş.

 Yerli ve yabancı turistler burada kendilerini adeta evde hissediyorlar. Mayolarla, bikinilerle çarşıya pazara çıkan genç ve güze kadınlara kimse başını çevirip bakmıyor bile Her adım başında bir otel ilanı, her köşe başında kızarmış pilice davet eden levhalar. Şile bilgili bir turizm programı içinde Saint Tropez. Porto Fino, Saint Raphael, San Remo, Juan les Pins, Majorca ve Minorca gibi Akdeniz'de ün yapmış tatil köylerini gölgede bırakır da öte yana geçer. Ama nerede o bizde planlı, programlı çalışmalar?”

 

3 Haziran 2026 Çarşamba

1960'lar Şile I



27 Mayıs 1960 ‘da ihtilal olur. Demokrat Parti iktidarı askeri darbeyle sona erer. Yeni bir dönem başlamıştır. Başlangıçtaki sıkıyönetim uygulamaları zamanla etkisiniz azaltır. 1961 yılında Anayasa kabul edilir. Demokrasiye geçiş ile birlikte daha çoklu bir siyasi ortama girilir.


 

Şile 1961 Anayasa’sına hayır oyu vermiştir.



 Necati Kapancı’nın öncülüğünde başlayan turizm, 1960’larda giderek Şile’nin başlıca geçim kaynaklarından olacaktır. Turan Aziz’in Kumbaba’sı Almanya ve Avusturya’dan gelen yabancı turistlere hizmet veriyordu. Devlet ev pansiyonculuğunu teşvik için kredi vermeye başlar.

 Dündar Berksan, bu arada Turizm Derneği Başkanlığı’nı  üstlenir. Gelen kredilerin dağılımında kısmen söz sahibidir. Şile’de ilk anons sistemi Turizm derneği tarafından kurulur. Turistler dernek kanalı ile evlere dağıtılır. O dönemin Şile gençleri için yaz tatillerinde keyifli bir iş alanı açılmıştır.

 Şile, zaman içinde Yeşilçam için doğal bir plato niteliğini alır. İstanbul’a yakın olması ve farklı doğası ve sahilleri ile çekici bir coğrafyadır.  (“Şile ve Yeşilçam” ayrı bir başlıkta aktarılacaktır)




 

Yapı ve Kredi Bankası Şile’de şube açar. Ziraat Bankası’ndan sonraki ikinci bankadır.

 Şile’ye Rum, Ermeni ve Musevi İstanbullular tatil için gelirler. Bazıları hafta arası İstanbul’daki işlerine gider, aileler tatile devam ederler.

 Bülent anlatıyor: Her yıl tatil için Şile’yi tercih etmeleri nedeniyle bu ailelerden bazıları ile uzun yıllara dayalı dostluklar kuruldu.  Özellikle sepetli motosikletleriyle gelen bir grup İstanbullu Rum her yaz özellikle hafta sonu konvoy halinde Şile’ye gelirdi. Bunlardan bir kısmı aile Akın gazinosunda kalırdı.


 Atılay Erge: “Rahmetli Dimo'nun eşi Anna, Taki'nin Amerika'da yaşadığını   söylemişti. Kapancı Erhan ağabeylerin Akın Aile gazinosu varken Dimo, Taki, Leandros amca, Mariya teyze, sepetli motosikletle her hafta Şileye gelirlerdi. Dimo 2 - 3 sene önce hastalanınca vasiyetimdir öldüğünde yakılıp küllerinin Şile Tersane denizine atılmasını söylemiş. 2 yıl evvel ailesi küllerini Tersane denizine attılar, bizde katıldık o olaya.”

 Bu grup içinde her yaz bizde pansiyoner olarak kalan ve anneannem ile zamanla arkadaş olan Mösyö Parsek ve Madam dediğimiz hanımı, kızları Mari vardı. Mari bizden biraz büyük olmasına rağmen çok iyi arkadaştık. Parsek motosiklet tamircisiydi.

 Parsek Usta, İstanbul motosiklet tarihinin en efsanevi isimlerinden biridir.  Özellikle Pangaltı ve Kurtuluş çevresinde dükkânı olan, motorun sesinden arızayı anlayan "usta üstü" bir zanaatkardı.

 Bülent Berksan anlatıyor: “Benim için Şile’nin altın yılları 1950’lerin sonu ile 60’ların ortalarına kadar olan dönemdir. İlk ve ortaokul öğrenciliğimdeki Şile, bozulmamış coğrafyası, kendine özgü yaşam tarzıyla hala özlemle anılarımda yer alıyor. Arnavut kaldırımı yolları, herkesi birbirine akraba yapan küçük nüfusu, nitelikli öğretmenlerin ders verdiği eğitim kurumları, İstanbul’dan gelen hafta sonu ziyaretçileri, Kumbaba’nın yabancı turistleri, pansiyoner olarak kalan aileler ile kurulan çok kültürlü dostluklar, ev gezmeleri, limansız mendireğin bozmadığı plajlarımız, yakın yerlere yaptığımız piknikler. Her şeyden öteye, ahşap evlerin oluşturduğu betonsuz kent peyzajının görüntüsü.

 Günlük yaz rutinimiz, sabah kahvaltısı, Kamuran-Mefharet ikilisinin işlettiği çardak gazinosuna gidip denize girmek, öğle yemeği, öğleden sonra uykusu, akşamüstü Akın gazinosu veya Bekir’in kahvesinde, Şükrü ustanın fırınından aldığımız halka, çatal ve açmadan oluşan menümüz eşliğinde çay içmek. Gece sinema, sonra bazı akşamlar Balkan dondurmacısında dondurma seansı.

 Sinema çıkışında eve giderken Akın gazinosu yönündeki uzun yolu tercih ettiğimiz akşamlar daha da keyifliydi. Yollarda akordeon çalan genç grupları, o güzelim yaz akşamlarına ayrı bir neşe katardı. Ateş böcekleri gece karanlığının minik fenerleriydi.

 Akın Gazinosu’nda yılbaşı programları da yapıldı. Plak çalınan, yemeklerin yendiği yakın dostların yer aldığı toplantılardı.

 Daha sonra Akın Gazinosu’nun bahçesi günün ihtiyaçları doğrultusunda kapatıldı. Erhan Ağabey döneminde lokantaya dönüştürüldü. Kapanan yerin üstü de otel odaları şeklinde düzenlendi.  Satıldıktan sonra alan yeni sahipleri ise, mimarisini değiştirdiler. Şile dokusuna uymayan, garip bir yapı olarak yaşamaya devam ediyor.”

 8 Haziran 1962 tarihli Milliyet’in Şile tanıtımı

 “Ailenizle birlikte iyi bir yaz tatili geçirmek İstiyorsanız, size Şileye gitmenizi tavsiye ederiz, yalnız daha önce yerinizi ayırtmak şartiyle. Cenevizlilerden beri manzarası ve tabii plajlarıyla Karadeniz’in sayfiye yeri olarak rağbet gören Şileye, Beykoz ve Üsküdar’dan kara yolu ile gidilir. Şile İstanbul arası 72 kilometredir. Otobüsle iki, otomobille 1 1,5 saatte Şileye varılır. Yaz mevsiminde Üsküdardan her yarım saatte bir otobüs ve dolmuş bulmak kabildir. Yol asfalt olup Ömerli’ye kadar düzgündür. Ömerliden sonra kısa mesafeler arasında virajlara rastlanır. Otobüs 3, dolmuş fiat: 10 liradır. Şile sahillerindeki tabil plajların kumu romatizma, siyatik gibi hastalıklara lyl gelir. Umumiyetle halk açıktan denize girer. Yalnız kapalı 28, kabineli bir belediye plajı vardır. Ekseriya denize Ağlayankaya, Şile Feneri, Ocaklı-ada ve motellerin bulunduğu sahillerden girilir. Şilede elektrik ve telefon vardır.

 EĞLENCELER

 Yaz geceleri sabaha kadar aileler aralarında eğlenceler tertiplerler. Kendi muhitinizdeymiş gibi rahat hareket edebilirsiniz. Şilede 2000 pansiyon vardır. Pansiyon fiatları adam başına 5 ilà 15 lira arasında değişmektedir. Ekseriya aylık ve 15 günlük kiralık ev tercih edilmektedir. Aldanmamak için dikkatli olmanız gerekir. Belediyenin bir turizm şikayet bürosu varsa da, bütün malumatı Şile meydanındaki kahveci Hikmet Aydan alabilirsiniz. Şileye gelmeden evvel 21 numaraya telefon etmek suretiyle Hikmet Aydan pansiyonlarda yer ayırtmanız kabildir.

 En Bu güzel Karadeniz kasabasında 5 otel ve iki motel varsa da buralarda gider gitmez yer bulmak imkânsızdır. Şilede sahil boyundaki yalılar yazlık olarak 5000 là 7000 liraya kadar kiraya verilmektedir. Şilede bol miktarda çeşitli balık bulunur. Nefis tekir, lüfer ve barbunya balığı burada çıkar. Her gün körpe danalar kesilir, kilosu 5. 6 liradan satılır. Meyva ve sebze boldur. Su sıkıntısı zaman zaman çekilir. Şilenin 15 lokantası vardır. Bunlardan Ferah, Değirmen, Çınar Şehir, Lezzet ve Belediye lokantaları en iyileridir. Bu lokantalarda içki bulunur, ailece oturulabilir. Ferah ve Değirmen lokantalarında ortalama bir öğle yemeğini 12.5 ila 15 liraya yiyebilirsiniz. Diğer lokantalarda bir et bir sebze yemeği ve meyva veya tatlı yediğiniz takdirde beş liraya yakın bir para ödersiniz. Şilede bir doktor bir dişçı, üç ecza dolabı vardır.

 OTEL VE MOTELLER

 Mehtap oteli: 20 odası ve 40 yatağı vardır. Tek yatak 7,5, çift yatak 12, tek yataklı odalar ise 15 liradır. Her katın banyosu mevcuttur. Lokantası vardır. Manzarası en güzel oteldir.

 Ferah oteli: 14 odası vardır. Odalardan 2 si 3, diğerleri çift yataklıdır. Çift yataklı odalardan deniz tarafında olanların fiatı 17,5 diğerlerinin 15. 3 yataklıların ise 22,5 liradır. Lokanta ve kat banyosu vardır. Bir kişi öğle akşam yemeği ve sabah kahvaltısı ile birlikte 30 lira ödiyerek bir gününü geçirebilir.

 Akın Oteli: 5 odalıdır. 2 odası 2 yataklı, 3 odası 3 yataklıdır. Çift yataklı odalar 12, 3 yataklı odalar 15 liradır. Banyosu ve lokantası yok-tur.

 Seyhan oteli: 7 odalıdır, iki oda tek yataklı, diğerleri üç ve dört yataklı-dırlar. Tek yataklı odalar 7, üç yataklılar 15, dört yataklılar 20 liradır. Lokantası yoktur.

 Deniz oteli: 16 odalıdır. 3 tek yataklı odalar 7,5, 12 çift yataklı oda-lar fiata 12 liradır. Koğuş şeklindeki ailelere verilen odalarda tek yatak beş liradır. Katlarda banyo mevcuttur. Lokanta ve plåj yeri vardır.

 Kumbaba moteli: Şileye 3 kilometre mesafede olan Kumbaba moteli tam bir dinlenme yeridir. Motel yarım-ada şeklindeki sahil parçası üzerinde bulunmaktadır. Suyu, elektriği, telefonu vardır. Öğle akşam yemeği ve sabah kahvaltısı dahil bir günlük üereti 40 55 liradır. Motel 33 odalı ve 80 yataklıdır. Plajın kumu kükürtlü ve çeliklidir, romatizma has-talıklarına iyi gelir. Motelde evvel-den yer ayırtmadığınız taktirde yer bulmak imkânsızdır. Yer ayırtmak İçin Şilede Kumbaba 38 numaraya telefon etmeniz lázımdır.

 Belediye moteli: Şilenin içinde sahil kenarındadır. Motelde 20 oda vardır. Yatak fiatları 15 -20 lira arasında değişir. Motelin plaj ve lokantası mevcuttur.”



 Değirmen Otel

Şile’nin sosyal hayatında Değirmen Oteli’nin de önemli bir rolü vardır. Yılbaşı ve bayram tatillerinde gelen otel müşterisi, ortalama gelir seviyesinin üstündedir. Değirmen otel zaman içinde Şile’deki birçok sosyal etkinliğe de ev sahipliği yapar.

 Otelde birçok sanatçı kalır. Bu sanatçılar Şile tarihine Değirmen Oteli sayesinde katılırlar.

 Değirmen Otel adeta bir Şile markası olur. Şile’nin tanıtılmasında önemli bir yer edinir. Değirmen Otel Şile’yi kimlerle buluşturmaz ki:

 Mustafa ve Faruk Değirmenci kardeşler, önceki dönem deneyimlerini Değirmen Oteli’nde değerlendirirler. Umarım bir gün o mekânın da tarihi yazılır.

 27 Ağustos 1964 Akbaba

Nimet Arzık

Memed Alinin yaş günü!

 Her yaz, bir ay Şileye giderim. Tek sadakatımdır Şile... Ve her yaz beni misafir eden yer hakkında bir-kaç teşekkür satırı yazmak isterim... Düşünürüm neden bahsedeyim diye...

 Dünyanın en güzel, en temiz, en kaprisli denizine maliktir Şile, amma bunu herkes biliyor... En ince de kumuna, bunu da herkes biliyor!

 Bilmedikleri şey... Orda yaşamayınca bilinmez...

 Size oranın havasını anlatmak için bir ufak sahneyi anlatayım.

 Değirmen lokantası... Gelenek tutmağa başlıyan bir lokanta... Büyüdükçe büyümüş, büyükçe büyümüş... Daha bitmemiş bir otelin altında... Otel bitince, çok rağbet olacak otele... Ben de daha rağbetsiz yerlere göçeceğim!...

 Otelin pencereleri denize bakıyor.

 En itibarda masasında bir grup. Zarif zarif, ince ince, yanık yanık (güneşten) hanımlar... Her sınıftan... Artisti (artistler çok rağbet ediyorlar Şileye...), memuru, iş adamı... Grubun ortasında bir adam. Burnu kırmızı, sırtında karolu ve yeni giyilmişliğin hamlığını taşıyan bir gömlek! Adam yaşlıca, çile görmüşce... Gülüyor.. Arada bir sallanıp dikilerek kadeh kaldırıyor. Masadaki zarif zarif, ince ince, yanık yanık hanımlar, o içtikçe keyifleniyorlar kendi susuzlukları giderilmişçesine!

 <Kim bu» dedim bir garsona...

 - «Şilenin çöpçüsü Memed Ali! Bugün yaş günü de, lokantanın sahibi, onu akşam yemeğine dâvet etti. Hediyeler de verildi kendisine paket paket... E tabiî, yirmi beş senedir burada hizmet ediyor...>>>

 İşte Şile bu!.. Yirmibeş sene hizmet edenlerin kadrini bilir bir Şile... Darısı Ankara'nın başına derim... «Görülen lüzum üzerine!>


 


 

1 Haziran 2026 Pazartesi

1950’ler Şile II


1950 yıllarının ortalarına gelindiğinde Şile daha çok tanınmaya başlar. Basında Şile’yi tanıtan yazılar çoğalır. İlgi eleştiriyi de getirir.

Şile konaklama açısından mesafe almıştır. Kumbaba dışarıda tanınan bir marka olmuş, o dönem için özellikle Almanca konuşan ülkelerden azımsanmayacak sayıda turist gelmeye başlamıştır.

Plajları, çay bahçeleri ve otelleri ile yaz aylarında canlı bir hayat başlar. Yeşilçam da Şile’yi keşfetmiştir.

Şile’ye plaj turları düzenlenmeye başlar. Artık Şile sadece seçkin, özel arabası olan görece küçük bir azınlığın tatili yeri olmaktan çıkar.

Şile’ye talep var olan ev pansiyonculuğunu daha geniş bir boyuta getirmişti. Şile geleneksel gelir kaynaklarına turizmi de katıyordu.

Öyle sanıyorum ki Şile yaşamını plajlarını, pansiyonlarını, gazozcularını, dondurmacılarını, lokanta işletmelerini, fırınlarını, manavlarını, çay bahçelerini, sinemasını ve diğerlerini anmadan yansıtamayız

Gazete yazıları, dış gözlerin Şilemizi nasıl gördüğünün belgeleri niteliğindedir.


KARADENİZ’İN ENGÜZEL SAHİL PLAJI ŞİLE

22 Temmuz 1955 Ulus

İstanbul'un bütün plajlarını teker teker dolaştım. Bunları sırasiyle sizlere tanıtırken İstanbulluların bile pek iyi bilmedikleri enteresan bir dağ plajından söz açacağım... Yalnız plajı ile değil, bütün hususiyetleriyle orijinal bir güzelliğe ve turistik bir değere sahip bulunan bu yer. Karadeniz kıyılarındaki Şile'dir...

Şile, bağrını Karadeniz'in korkunç dalgalarına bırakmış şirin bir kasaba... Sahilleri döven dev gibi dalgaların beyaz fisto köpükleri doyulmıyacak güzelli yaratıyor...

Şile'yi görmiyenler pek çok... O kadar çok ki yıllardan beri İstanbul'da yaşadığı halde Şileye gitmiyenler, hatta ismini bile duymıyanlar var...

…

Birçok, irili ufaklı köylerden geçtikten sonra güzel bir kasabanın dış mahallesine girdik...

Karadeniz'in açık ve serin eteklerine sereserpe uzanmış Şile, henüz uyanıyordu...

Deniz, inadına dalgalı ve hırçındı... Bir insan boyunu aşan muazzam dalgalar sahildeki kayalıkları dövüyordu...

Yüksek bir tepenin üzerinde yapraktan yapılmış basit ve temiz bir kır gazinosu vardı... Gazino hem restoran olarak çalışıyor hem de plajı idare ediyordu...

…

Her hafta, bilhassa pazar ve Cumartesi günleri, bu yaprak gölgelikli gazinodan plajın kumsalına yük taşıyan eşek ve onun sahibi olan fakir köylü, Şile yolcularının bir numaralı sevgilisidir... Plajın kumsalımdaki yaprak çardaklara kadınların ve genç kızların naylon çamaşırlarını bu siyah sürmeli gözlü eşek taşır...

…

Coşkun Kardeşlerin küçüğü Mine Coşkun'un film yıldızı olduğunu her halde bilirsiniz... Mine birkaç gün evvel bu sahillerde son filmini çevirdiği için Şile'yi gayet iyi tanıyordu... Bize o gün hem bir plaj arkadaşı hem de mükemmel bir mihmandar oldu...

Anneleri Hayriye Coşkun, çardağın kenarındaki ince kumların üzerinde güneş banyosu alırken bizde Mukaddes ve Mine Coşkun'la beraber Karadeniz'le kucaklaşmaya gittik...

Karadeniz bu... Kapalı limanların suyuna benzemiyor... Öyle korkunç bir sesle uğulduyordu ki, yalnız bu ses insanı ürkütmeğe kafi... Birkaç metre yüksekliğindeki dev dalgalar bütün kuvvetiyle bize doğru geliyor ve bir yapraktan daha hafif kalan vücutlarımızı tepetaklak yuvarlıyordu...

Bir müddet dalgalarla boğuştuk... Biraz fazla açılmış olacağız ki biraz sonra bir erkek sesinin bizi çağırdığını işittik. Bu, biraz evvel eşyamızı getiren eşekçiydi...

Dalgaların cer yanına kapılarak kıyıya sürüklendiğimiz zaman yanımıza yaklaştı:

Zevklidir amma kalleştir deniz!... dedi... Hiç dinlemez... Hemen alır götürür... Fazla açılmayınız....

…

Tepeye çıktık... Kabinelerde elbiselerimizi giydik... Plāj ve gazino sahibine hesabımızı, beş nüfuslu aileyi geçindiren kara-gözlü eşeğe ve eşekçiye borcumuzu ödedik...

Otomobilimiz Şile'nin dış sokaklarını geçerek yemyeşil dağlar arasında rüzgâr gibi uçarken Karadeniz'in köpüklü dalgaları aynı tatlı musiki ile uğulduyordu...

Mine Coşkun direksiyonda olmasına rağmen hafif bir türküye başladı. Ablası da ona refakat ediyordu:

Beri gel beri gel boyu güzelim

Ela gözlerinde kaldı nazarım. Sakın yol üstüne koyma mezarım, Yâr gelip geçtikçe candır, inilerl...



GÜNÜN RÖPORTAJI: ŞİLE’DE HAFTA TATİLİ

17 Ağustos 1955 Milliyet

«Şile'nin bezi, kızı, denizi... diyorlar. Bezi ile denizini gördük ama pazar tatilinden faydalanıp Şile sokaklarını, plajlarını dolduran İstanbul kızlarından vakit bulup da Şile kızlarını göremedik.

…

Şile'ye ilk gidişim. Tanıdıklar öylesine övmüşlerdi ki, insanda her övülen yere, şeye karşı beliren o ilk güvensizlik yüzünden, doğrusunu söyleyeyim, beğeneceğimden şüphe ediyordum. Şile'yi anlatılandan daha cana yakın buldum. Bir defa denize girilecek yerin, nihayet Florya gibi, Süreyya plajı gibi, belki onlardan daha büyük bir kıyı olacağını düşünmüştüm. Şile burnunun iki yanında, sayısız girintiler halinde birçok plaj var. Beğen beğendiğin yerde gir. İnce kum, gerilere doğru, kimi yerde yüz metre kadar uzanıyor. Denizin içinde daha da çok. Hele batıya doğru, göz alabildiğine uzanan Kumbaba plajının güzelliği tarife sığmaz.

..

Öğleye doğru, karnımızı doyurmak için kasabaya çıktık. Kasaba deyip de geçmeyin, ana cadde üstünde yedi, sekiz lokantası var. Çoğunun salonu denize bakıyor. Masalar, tabak çanak temizdir. Hele servis bakımından değme İstanbul lokantalarından üstün Şile'nin lokantaları. Hepsi de hınca-hınç kalabalıktı.

İstanbulluların Şile İçin birdenbire artan ilgileri, kasabanın alışveriş hayatında büyük bir canlılık doğurmuş. Şileliler bu durumu kavramakta, gereği gibi davranmakta gecikmemişler. Otellerini, lokantalarını, kahvelerini düzene koyuvermişler. Misafirlere güler yüz gösteriyorlar, nazik davranıyorlar. Yemekten sonra, şöyle biraz uzanıp dinlenmek için kasabanın dışına doğru bir ağaç altı bulup uzandık.

…..

Kasabada bir ortaokul varmış. Şile'nin bellibaşlı işleri bezcilik, balıkçılık, bahçecilik olduğuna göre, burada bu işler üzerine sanat okulları açmak ne iyi olurdu. Şile'yi bu yandan da, turistik bakımdan da vakit geçirmeden ele almalıdır.

Dönüşte bir dondurmacıya girdik. Sinekten göz gözü görmüyordu. Şikayetimize dondurmacı da katıldı:

 Her yer böyle, dedi.




ŞİLE’DE TATİL

5 Haziran 1959 Hayat

Yalnız Türkiye’nin değil, belki bütün dünyanın en güzel plajlarından biri Şiledir. Romatizmaya iyi gelen kükürt ve çelikli kumu, kilometrelerce uzayıp giden plajları ile Şile hakiki bir deniz cennetidir.

Yol: Beykoz’dan da gitmek mümkün ise de Üsküdar yolu çok daha muntazamdır. Üsküdar’la Şile arası 70 kilometreden biraz fazladır. Üsküdar’dan muntazam otobüs seferleri vardır. Adam başına 3.5 liradır. Dolmuşlar 15 25 lira arası.

Oteller, pansiyonlar: Bu güzel plâj şehrinde, büyük şehir konforunu aramak bugün için tabii imkânsızdır. Mehtap, Akın, Ferah, Deniz ve saire gibi birkaç minimini oteli vardır. Bu otellerin odalarında banyo, duş, hela, akar su yoktur ama her birinin, her penceresi dünyanın en büyük sanatkârının elinden çıkmış deniz tablolarını andırır birer manzaraya bakar. Otellerde yatak başına 6-7 buçuk lira arasında alınır.

Yeni pansiyonlarda temiz yataklı, iki kişilik bir odanın gündeliği 15 liradır. Diğerlerinde adam başına 5-7 buçuk lira alınmaktadır.

Moteller: Ayrıca plajların motelleri vardır. Bunlardan mesela Belediye Plajının motellerinde iki kişilik bir kabinin yirmi dört saatlik kirası 15 liradır. Bu kabinlerde hususi duş, tuvalet, bir masa, iki sandalye ve 1,40 santim genişliğinde bir yatak vardır. Kumbaba Plajında bir kişi; yatak, oda, sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam çayı, akşam yemeği dahil, 40 liradır.

Lokantalar, yemekler: Lokantaların, gazinoların çoğu hatta hemen hepsi denize karşıdır. Bunlardan bilhassa istediğimiz listelerde yemek fiatları şöyle gösteriliyor: Çorba 60 kuruş, döner kebap 250 kuruş, tas kebabı 200 kuruş, taze fasulye 110 kuruş. Hamur tatlıları 100, kompostolar 75 kuruş.

Görülecek yerleri: İntişar sahası 27 mil olan Türkiye’nin en büyük feneri. Fenerin kurulduğu günden beri, yani 100 yıldır bekçiliğini babadan oğula intikal etmek üzere, aynı aile yapmaktadır. Şimdiki fenerci Bay Ahmet Remzi Acar'dır. Görülecek yerlerden biri de Oyuk Kayalar, Cenevizlilerin zamanından kalma Ocaklı Mağara veya Ocaklı Adadır. Burada en küçük ses büyük aksi sadalar yapar. Belediye Plajında eski vali Gökay'ın ismine izafe edilen gazinonun duvarları meşhur aktörlerin, ressamların, muharrirlerin imzalarını, ithaflarını taşır.

 Hediyelik eşyası: Tabii, Şile bezleri ve bunlarla yapılmış kadın gecelikleri. İşlemelerine göre bu gecelikler «Demokrat», «Halk Partisi», «Akar su», «Yıldız», «Uçan yıldız»,  isimlerini taşımaktadır, Fiatları 12 buçukla 25 lira arasıdır.”

Şile’nin yıldızı 1960’larda daha da parlayacaktır.