1950 yıllarının ortalarına gelindiğinde Şile daha çok
tanınmaya başlar. Basında Şile’yi tanıtan yazılar çoğalır. İlgi eleştiriyi de
getirir.
Şile konaklama açısından mesafe almıştır. Kumbaba dışarıda
tanınan bir marka olmuş, o dönem için özellikle Almanca konuşan ülkelerden
azımsanmayacak sayıda turist gelmeye başlamıştır.
Plajları, çay bahçeleri ve otelleri ile yaz aylarında canlı
bir hayat başlar. Yeşilçam da Şile’yi keşfetmiştir.
Şile’ye plaj turları düzenlenmeye başlar. Artık Şile sadece
seçkin, özel arabası olan görece küçük bir azınlığın tatili yeri olmaktan
çıkar.
Şile’ye talep var olan ev pansiyonculuğunu daha geniş bir
boyuta getirmişti. Şile geleneksel gelir kaynaklarına turizmi de katıyordu.
Öyle sanıyorum ki Şile yaşamını plajlarını, pansiyonlarını,
gazozcularını, dondurmacılarını, lokanta işletmelerini, fırınlarını,
manavlarını, çay bahçelerini, sinemasını ve diğerlerini anmadan yansıtamayız
Gazete yazıları, dış gözlerin Şilemizi nasıl gördüğünün
belgeleri niteliğindedir.
KARADENİZ’İN ENGÜZEL SAHİL PLAJI ŞİLE
22 Temmuz 1955 Ulus
İstanbul'un bütün plajlarını teker teker dolaştım. Bunları
sırasiyle sizlere tanıtırken İstanbulluların bile pek iyi bilmedikleri
enteresan bir dağ plajından söz açacağım... Yalnız plajı ile değil, bütün
hususiyetleriyle orijinal bir güzelliğe ve turistik bir değere sahip bulunan bu
yer. Karadeniz kıyılarındaki Şile'dir...
Şile, bağrını Karadeniz'in korkunç dalgalarına bırakmış
şirin bir kasaba... Sahilleri döven dev gibi dalgaların beyaz fisto köpükleri
doyulmıyacak güzelli yaratıyor...
Şile'yi görmiyenler pek çok... O kadar çok ki yıllardan beri
İstanbul'da yaşadığı halde Şileye gitmiyenler, hatta ismini bile duymıyanlar
var...
…
Birçok, irili ufaklı köylerden geçtikten sonra güzel bir
kasabanın dış mahallesine girdik...
Karadeniz'in açık ve serin eteklerine sereserpe uzanmış Şile,
henüz uyanıyordu...
Deniz, inadına dalgalı ve hırçındı... Bir insan boyunu aşan
muazzam dalgalar sahildeki kayalıkları dövüyordu...
Yüksek bir tepenin üzerinde yapraktan yapılmış basit ve
temiz bir kır gazinosu vardı... Gazino hem restoran olarak çalışıyor hem de
plajı idare ediyordu...
…
Her hafta, bilhassa pazar ve Cumartesi günleri, bu yaprak
gölgelikli gazinodan plajın kumsalına yük taşıyan eşek ve onun sahibi olan
fakir köylü, Şile yolcularının bir numaralı sevgilisidir... Plajın kumsalımdaki
yaprak çardaklara kadınların ve genç kızların naylon çamaşırlarını bu siyah sürmeli
gözlü eşek taşır...
…
Coşkun Kardeşlerin küçüğü Mine Coşkun'un film yıldızı
olduğunu her halde bilirsiniz... Mine birkaç gün evvel bu sahillerde son
filmini çevirdiği için Şile'yi gayet iyi tanıyordu... Bize o gün hem bir plaj
arkadaşı hem de mükemmel bir mihmandar oldu...
Anneleri Hayriye Coşkun, çardağın kenarındaki ince kumların
üzerinde güneş banyosu alırken bizde Mukaddes ve Mine Coşkun'la beraber
Karadeniz'le kucaklaşmaya gittik...
Karadeniz bu... Kapalı limanların suyuna benzemiyor... Öyle
korkunç bir sesle uğulduyordu ki, yalnız bu ses insanı ürkütmeğe kafi... Birkaç
metre yüksekliğindeki dev dalgalar bütün kuvvetiyle bize doğru geliyor ve bir
yapraktan daha hafif kalan vücutlarımızı tepetaklak yuvarlıyordu...
Bir müddet dalgalarla boğuştuk... Biraz fazla açılmış
olacağız ki biraz sonra bir erkek sesinin bizi çağırdığını işittik. Bu, biraz
evvel eşyamızı getiren eşekçiydi...
Dalgaların cer yanına kapılarak kıyıya sürüklendiğimiz zaman
yanımıza yaklaştı:
Zevklidir amma kalleştir deniz!... dedi... Hiç dinlemez...
Hemen alır götürür... Fazla açılmayınız....
…
Tepeye çıktık... Kabinelerde elbiselerimizi giydik... Plāj
ve gazino sahibine hesabımızı, beş nüfuslu aileyi geçindiren kara-gözlü eşeğe
ve eşekçiye borcumuzu ödedik...
Otomobilimiz Şile'nin dış sokaklarını geçerek yemyeşil
dağlar arasında rüzgâr gibi uçarken Karadeniz'in köpüklü dalgaları aynı tatlı
musiki ile uğulduyordu...
Mine Coşkun direksiyonda olmasına rağmen hafif bir türküye
başladı. Ablası da ona refakat ediyordu:
Beri gel beri gel boyu güzelim
Ela gözlerinde kaldı nazarım. Sakın yol üstüne koyma
mezarım, Yâr gelip geçtikçe candır, inilerl...
GÜNÜN RÖPORTAJI: ŞİLE’DE HAFTA TATİLİ
17 Ağustos 1955 Milliyet
«Şile'nin bezi, kızı, denizi... diyorlar. Bezi ile denizini
gördük ama pazar tatilinden faydalanıp Şile sokaklarını, plajlarını dolduran
İstanbul kızlarından vakit bulup da Şile kızlarını göremedik.
…
Şile'ye ilk gidişim. Tanıdıklar öylesine övmüşlerdi ki,
insanda her övülen yere, şeye karşı beliren o ilk güvensizlik yüzünden,
doğrusunu söyleyeyim, beğeneceğimden şüphe ediyordum. Şile'yi anlatılandan daha
cana yakın buldum. Bir defa denize girilecek yerin, nihayet Florya gibi,
Süreyya plajı gibi, belki onlardan daha büyük bir kıyı olacağını düşünmüştüm.
Şile burnunun iki yanında, sayısız girintiler halinde birçok plaj var. Beğen
beğendiğin yerde gir. İnce kum, gerilere doğru, kimi yerde yüz metre kadar uzanıyor.
Denizin içinde daha da çok. Hele batıya doğru, göz alabildiğine uzanan Kumbaba
plajının güzelliği tarife sığmaz.
..
Öğleye doğru, karnımızı doyurmak için kasabaya çıktık.
Kasaba deyip de geçmeyin, ana cadde üstünde yedi, sekiz lokantası var. Çoğunun
salonu denize bakıyor. Masalar, tabak çanak temizdir. Hele servis bakımından
değme İstanbul lokantalarından üstün Şile'nin lokantaları. Hepsi de hınca-hınç
kalabalıktı.
İstanbulluların Şile İçin birdenbire artan ilgileri,
kasabanın alışveriş hayatında büyük bir canlılık doğurmuş. Şileliler bu durumu
kavramakta, gereği gibi davranmakta gecikmemişler. Otellerini, lokantalarını,
kahvelerini düzene koyuvermişler. Misafirlere güler yüz gösteriyorlar, nazik
davranıyorlar. Yemekten sonra, şöyle biraz uzanıp dinlenmek için kasabanın
dışına doğru bir ağaç altı bulup uzandık.
…..
Kasabada bir ortaokul varmış. Şile'nin bellibaşlı işleri
bezcilik, balıkçılık, bahçecilik olduğuna göre, burada bu işler üzerine sanat
okulları açmak ne iyi olurdu. Şile'yi bu yandan da, turistik bakımdan da vakit
geçirmeden ele almalıdır.
Dönüşte bir dondurmacıya girdik. Sinekten göz gözü
görmüyordu. Şikayetimize dondurmacı da katıldı:
Her yer böyle, dedi.
ŞİLE’DE TATİL
5 Haziran 1959 Hayat
Yalnız Türkiye’nin değil, belki bütün dünyanın en güzel
plajlarından biri Şiledir. Romatizmaya iyi gelen kükürt ve çelikli kumu,
kilometrelerce uzayıp giden plajları ile Şile hakiki bir deniz cennetidir.
Yol: Beykoz’dan da gitmek mümkün ise de Üsküdar yolu çok
daha muntazamdır. Üsküdar’la Şile arası 70 kilometreden biraz fazladır.
Üsküdar’dan muntazam otobüs seferleri vardır. Adam başına 3.5 liradır.
Dolmuşlar 15 25 lira arası.
Oteller, pansiyonlar: Bu güzel plâj şehrinde, büyük şehir
konforunu aramak bugün için tabii imkânsızdır. Mehtap, Akın, Ferah, Deniz ve
saire gibi birkaç minimini oteli vardır. Bu otellerin odalarında banyo, duş,
hela, akar su yoktur ama her birinin, her penceresi dünyanın en büyük
sanatkârının elinden çıkmış deniz tablolarını andırır birer manzaraya bakar.
Otellerde yatak başına 6-7 buçuk lira arasında alınır.
Yeni pansiyonlarda temiz yataklı, iki kişilik bir odanın
gündeliği 15 liradır. Diğerlerinde adam başına 5-7 buçuk lira alınmaktadır.
Moteller: Ayrıca plajların motelleri vardır. Bunlardan
mesela Belediye Plajının motellerinde iki kişilik bir kabinin yirmi dört
saatlik kirası 15 liradır. Bu kabinlerde hususi duş, tuvalet, bir masa, iki
sandalye ve 1,40 santim genişliğinde bir yatak vardır. Kumbaba Plajında bir
kişi; yatak, oda, sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam çayı, akşam yemeği
dahil, 40 liradır.
Lokantalar, yemekler: Lokantaların, gazinoların çoğu hatta
hemen hepsi denize karşıdır. Bunlardan bilhassa istediğimiz listelerde yemek
fiatları şöyle gösteriliyor: Çorba 60 kuruş, döner kebap 250 kuruş, tas kebabı
200 kuruş, taze fasulye 110 kuruş. Hamur tatlıları 100, kompostolar 75 kuruş.
Görülecek yerleri: İntişar sahası 27 mil olan Türkiye’nin en
büyük feneri. Fenerin kurulduğu günden beri, yani 100 yıldır bekçiliğini
babadan oğula intikal etmek üzere, aynı aile yapmaktadır. Şimdiki fenerci Bay
Ahmet Remzi Acar'dır. Görülecek yerlerden biri de Oyuk Kayalar, Cenevizlilerin
zamanından kalma Ocaklı Mağara veya Ocaklı Adadır. Burada en küçük ses büyük
aksi sadalar yapar. Belediye Plajında eski vali Gökay'ın ismine izafe edilen
gazinonun duvarları meşhur aktörlerin, ressamların, muharrirlerin imzalarını,
ithaflarını taşır.
Hediyelik eşyası: Tabii, Şile bezleri ve bunlarla yapılmış
kadın gecelikleri. İşlemelerine göre bu gecelikler «Demokrat», «Halk Partisi»,
«Akar su», «Yıldız», «Uçan yıldız»,
isimlerini taşımaktadır, Fiatları 12 buçukla 25 lira arasıdır.”
Şile’nin yıldızı 1960’larda daha da parlayacaktır.