Türk sinemasının kalbi olan film yapım, dağıtım ve işletme şirketlerinin (yazıhanelerin) Beyoğlu’ndaki Yeşilçam Sokağı ve çevresine kitlesel olarak taşınması 1950’li yılların başında başlamış, 1950'lerin sonuna doğru ise tam bir merkezileşmeye dönüşmüştür.
İşte Şile doğası, sakinliği, konaklama olanakları ile burada yerleşen Türk filmcilerinin ulaşılabileceği en yakın yerleşim yerlerinden biriydi. Şile köyleri ve kırsalı, kasaba yapısı, “çölleri”, o bilinen doğal güzellikleri ile her tür filmin çekimine uygun bir ortamı vadediyordu.
Yeşilçam'ın sermaye yapısı başlangıçta güçlü değildi. Büyük şirketler ve daha mütevazi olanaklara sahip yapımcı yönetmenler vardı. Çektiği filmden kazandığı film ile diğerini finanse eden bir orta seviyede yapımcıları da anmalıyız.
İsmet Ay’ın Şile’nin sanatçı çevrelerine tanıtılmasındaki önemli role değinmiştik. Aynı şekilde Yeşilçam camiasının da Şile’yi keşfinde, tiyatrocu kimliği ve o çevresindeki dostlarının da etkisi vardır.
İhsan Çayıroğlu anlatıyor: “Şile de ilk film seti ve ilk film çekimini Şile Feneri'nin altında görmüş izlemiştim:
Yıl, 1954, Sahildeki Kadın; Cahit Irgat ve Gönül Bayhan'ı ilk orada tanıdım.
Baki Çallıoğlu'nun çektiği "Kara Yazı" filminde (1957) figüranlık yapmıştım.
Şile, Muharrem Gürses ve Eşref Kolçak'ın devamlı film setiydi. Atilla Arcan'la burada arkadaş olmuştum.
Zeki Müren, Mine Mutlu, Çolpan İlhan, Önder Somer ve İsmet Ay’ın rol aldığı Safa Önal'ın "İnleyen Nağmeler" (1969) filmi Kavala köşkünde çekilmişti.
Şile, doğal film platosu ve açık hava tiyatro sahnesiydi; yaz tatiliyle birlikte, sinema, tiyatro, ses ve saz sanatçıları ile yazar ve gazetecilerin Şile'ye akını başlıyordu.
İsmet Ay sanatçı çevresiyle Şile'yi zenginleştiriyordu. “ İhsan Çayıroğlu, Yazmasam Olmazdı, Anahtar Kitaplar 2018
Berksan ailesinin sinemacı olması ve Film şirketleri ile bağlantısı nedeniyle, konaklama için Ahşap ev ve komşu evlerin organizasyonunu Dündar Berksan sağlıyordu. Başrol oyuncuları genellikle otellerde kalırdı, diğer kadro pansiyon olarak kullanılan evlere dağılırdı.
Bülent Berksan anlatıyor: “Özellikle yaz aylarında çocukluğumuz yönetmenler, sinema oyuncuları ve kameramanlar ve diğer üst düzey set görevlileri ile iç içe geçmişti.
Yapımcı yönetmenlerden ikisini aileyle yakınlığı bağlamında anmalıyım, Baki Çallıoğlu ve özellikle Muharrem Gürses. Gürses ailesi ile dostluk çok uzun yıllar sürdü.”
Muharrem Gürses’in kızı Ülkü Şile’li bir gence aşık olur. Tam Yeşilçam filmlerine yakışır bir aşktır bu. Mutlu son ile biten bu aşk Ülkü’yü Şile’li yapar.
Bülent anlatıyor: “Ülkü abla Sadi abiye çok aşıktı. Onu yakışıklılığı kadar gücü de etkilemişti. Sadi abinin sahilde kocaman taşları kolayca kaldırdığından söz ederdi. Ülkü ablanın erkek kardeşi Atilla Gürses (Arcan) babasının yönettiği tarihi filmlerde oynamıştı. (1967 Malazgirt Kahramanı Alparslan filmi 1967 Bizansı Titreten Adam 1966 Zaloğlu Rüstem film, 1966 Battal Gazi, 1965 Hazreti Yusuf’un Hayatı, 1965 Hak yolunda Hazreti Yahya ) Atilla ağabey daha sonra Atilla Arcan olarak televizyonda tanınan bir komedyen oldu.”
Levent Berksan anlatıyor: “Bir gün her zamanki gibi Atilla (Gürses) makyaj yaptı, kıyafetini de değiştirdi. Sonra beraber Kamuran’ın sahildeki çardağına gittik. Oranın müdavimi olan Atilla’yı kimse tanımadı. Kamuran’ı bir şekilde sinirlendirecek hareketler yaptı. Senaryosunda başarılı olunca, ortam gerginleşti. Atilla sonra kendisini açıklayınca herkesi eğlendiren bir ortam oluştu. Bu tip muziplikleri yapmaktan çok hoşlanırdı. Bir gün anneannem Behice’yi de yine kıyafet değiştirerek Alman turist rolünde yanıltmıştı.”
OMUZUMA BIR İMZA ATARMISINIZ ZEKİ BEY
27 Ağustos 1969 Milliyet
Kahverengi gözlü, hülyalı bakışlı, sonradan olma sarışın genç adam, yanına yaklaşan bikinili güzel kıza:
SADRİ ALIŞIK VE ÇOLPAN İLHAN
29 Ağustos 1969 Milliyet
Kumru kuşları gibi sevişen sanatçı bir çift vardır. Herkesin gıpta ile izlediği bu çift, Çolpan İlhan ile Sadri Alışıktır. Geçenlerde onlara Şile'de rastladık. Belediye plajının lokantasında oturmuşlar hamsi tavası yiyor ve tartışıyorlardı. Sadri her zamanki sempatikliği içinde:
Ama Çolpi'ciğim diyordu. «İçim istemiyor bu işi, neden beni zorluyorsun böyle?»
Çolpan da kocasını ha bire iknaa çalışıyordu.
<<- Şakayla karışık,
Sadri Alışık,
Bıraktı 70 bini
Dışarıda açık... da kim kızsın yahu?» Ben kızmıyayım
İşin mahiyetini sonradan anladık. İzmir Fuarında bir gazinocu Sadri Alışık'a bir hafta için gecesi 10 bin liradan bir kontrat teklif etmiş, o da bunu reddetmişti.
Gülerek viskisini yudumlayan Sadri ri Alışık şakayla karışık Çolpi'ciğine:
«-Boş ver karıcığım... diyordu. «Biz şimdi yazın keyfini çıkaralım da, evelallah kışın ben sana daha çooook 70 binler kazanırım. Sen hiç tasa etme...”
Özellikle 1960’larda Şile’de birçok film çevrildi. Şile’yi seven oyuncular ve sinema adamları yaz tatillerini de burada geçirmeye başladı. Abdurrahman Palay örneğinde olduğu gibi, otel açıp kalanlar da vardı.
Eşref Kolçak da Şile'nin müdavimlerindendi. Kasabayı o kadar benimsemişti ki, Turizm dernek toplantılarına katılıyor, önerilerini paylaşıyordu.
Şile son yıllarda dizi filmlerin de gözde mekânı olarak ilgi çekmeye devam etti.
















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder