15. ve 16. Yüzyıllarda Şile II

XV. ve XVI. yy. Ekonomik ve  Sosyal Durum

Döneme ilişkin tarihi kayıtlar devletin vergi sistemi bağlamında olduğundan, sosyal durumun ayrıntılarına şimdilik sahip değiliz. Bu konuda Osmanlı günlük hayatına yönelik genel araştırmalar bulunmaktadır.

Yazarların da belirttiği gibi, tahrir defterlerinin bilgi içeriğine dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Bazı yılların defterleri eksiktir. Buradaki paylaşımın amacı yaklaşık beş yüzyıl öncesindeki Şile ve kırsalının ekonomik hayatına ait bir fikir edinmektir. B.Berksan

“XV. yüzyılın ortalarından XVI. yüzyılın sonlarına kadar olan zaman diliminde Şile kazasında şehir, kır, dirlik ve hariçten raiyyetin unvan sahiplerinin miktarı ve çeşidinin sürekli arttığı, bu artışa paralel olarak kazada özellikle şehir kısmında Rum nüfusunun kuyumculuk, urgancılık, reislik, kalaycılık, terzilik gibi meslekleri, kır kesiminde Müslümanların demirci, torbacı, burgucu, terzi, kasap gibi meslekleri icra ettikleri ortaya çıkmıştır. Dini grup içerisinde özellikle hacı miktarlarında artış dikkat çekicidir. Kâtip, çavuş, mütevelli, kapıcıbaşı, vekil-i hac, sabık devlet görevlileri, hekim gibi isimlerin dirlik sahipleri içerisinde yoğunluğu ancak başka bölgelerle mukayese edildiğinde anlamlı veriler sunacak mahiyettedir.”

  • Sosyal ve Mesleki Gruplar: "Nefer" ifadesi sadece sıradan halk için değil; imam, fakih, sipahi gibi unvan sahiplerini veya devlet adına görev yapan kişileri belirtmek için de kullanılır. Örneğin, 1453/8 tarihinde şehirde "6 unvan sahibi nefer" olduğu belirtilmiştir.
  • Vergi ve Muafiyet Grupları: Bekâr erkekler (mücerred), vergiden muaf tutulanlar (muaf) veya dışarıdan gelip toprak ekenler (hariçten ekenler) kayıt altına alınırken her biri birer "nefer" olarak sayılır

16-17. yüzyıllarda, nüfusun çoğunluğu, geçimin -hemen tamamen- tarım ve hayvancılıkla sağlandığı kırlarda yaşamaktaydı. Bu sebeple buralar (karye/mezrea) Osmanlı Devleti'nin en mühim gelir kaynağı mahreçleriydi.

Tarihçiler tarafından tercih edilen bir tarife göre köy meâlen- zirâatle uğraşan; dahası üzerinde yaşadıkları toprak parçasıyla organik bir bütünlük oluşturan insanların sakin olduğu bir iskan merkezidir. (2)

 


Tablodaki miktardaki  düşüş, 1590/1 yılındaki tahrir çalışmasında gelir kalemlerinin deftere tam olarak yansıtılmamasından kaynaklanmaktadır ve bu nedenle o yılın verileri bölgenin gerçek ekonomik kapasitesini tam olarak yansıtmamaktadır.

Orman Varlığı

O dönemde Şile Kazası’nın Orman varlığı, başkent için çok önemli bir kaynaktır. Ayrıca Şile kıyı taşımacılığı ve denizcilik bağlamında önemli bir insan kaynağını da barındırmaktadır.

“İstanbul’da bulunan tersane ve donanmanın kereste, ağaç, odun, neccâr (marangoz, dülger), kalafatçı, kürekçi, mühimmat ve meremetçi (yapı onarımcısı) gibi ihtiyaçlarını temin için sancak beyi ile Şile kazası sakinlerinin mükellefiyetleri vardır. Bunun yanında saraydaki işlerin yürümesi için Matbah-ı Âmire’ye odun temini, Anbar-ı Âmire’ye bezir yağı ve keten temini ile sorumlu oldukları görülmektedir.” (1)

Bıçkıcılık

Ahmet Güneş'in doktora tezinde yer alan verilere göre, Şili (Şile) kazasındaki bıçkıcılık (hızarcılık/kerestecilik) faaliyeti, Kocaeli Sancağı genelinde oldukça stratejik ve büyük bir boyuta sahiptir.

Tezdeki bilgilere göre bu faaliyetin boyutu şu detaylarla ortaya konmaktadır:

Sancak İçindeki Sıralaması: Şili, Kocaeli Sancağı'nda bıçkıcılık faaliyetleri bakımından ikinci sırada yer alan önemli bir merkezdir.

Üretim ve Vergi İlişkisi: Kazadaki kereste (bıçkıcılık) üretimine paralel olarak, iskelelerden elde edilen vergi gelirleri de oldukça yüksektir. Özellikle "KK. 49" nolu defter kayıtlarına göre; Kokurdan, Küçükağız (Küçük ve Ağız) ve Kâklıcak iskelelerinden toplanan tahta ve kereste vergilerinin toplamı 5.738 akçe gibi önemli bir seviyeye ulaşmıştır.

Ticari Odak Noktaları: Bıçkıcılık faaliyeti özellikle sahil şeridindeki iskelelerle entegre bir şekilde yürütülmektedir. Kokurdan, Küçükağız, Kâklıcak, İskele-i Kabak ve Koy Ağzı, bu üretimin pazara çıktığı ana noktalardır.

İstanbul'un İhtiyacı: Bölgedeki bıçkıcılık faaliyetinin bu denli büyük olmasının temel nedeni, İstanbul'un inşaat ve yakacak odun ihtiyacını karşılamaya yönelik stratejik konumudur. Kaynaklarda, iskelelere getirilen tahta ve kerestelerin alım-satımından alınan vergiler, bölgedeki bıçkıcılık sanayisinin canlılığının bir kanıtı olarak sunulmaktadır.

Hammadde Kaynağı: Bu faaliyetin boyutunu besleyen temel unsur, bölgedeki meşe ve kayın gibi ağaçların yetişmesine oldukça uygun olan, "fevkalade gelişmiş" orman varlığıdır. (2)

Tuz ve Kereste vergileri

Şile (Şili) iskelelerinden toplanan tuz ve kereste vergileri, bölgenin İstanbul'un iaşesi ve inşaat ihtiyaçlarını karşılamadaki stratejik rolüne dayanıyordu. Kaynaklara göre bu vergilerin detayları şöyledir:

Kereste ve Tahta Vergileri

Şile bölgesindeki orman varlığına bağlı olarak gelişen bıçkıcılık (hızarcılık) faaliyeti, iskelelerdeki vergi gelirlerinin ana kaynağını oluşturuyordu.

  • Vergi Türleri: İskelelere getirilip satılan kereste ve tahtalardan "resm-i keyl" (ölçü vergisi) ve "bâc-ı tahta" (tahta resmi) adı altında vergiler toplanıyordu.
  • Vergi Oranı: Yalılara (iskelelere) getirilip satılan tahta ve kerestelerden alınan bu verginin oranı, ürün bedeli üzerinden kırk akçada bir akça (1/40) olarak belirlenmişti.
  • Gelir Miktarı: Özellikle Kokurdan, Küçükağız (Küçük ve Ağız) ve Kâklıcak iskelelerinden toplanan bu vergilerin toplamı 17. yüzyıl başlarına ait kayıtlarda (KK. 49) 5.738 akçe gibi yüksek bir meblağa ulaşıyordu. Bu yüksek gelir, bölgedeki kereste üretiminin (bıçkıcılık) yoğunluğuyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.
  • İskele-i Kabak ve Koy Ağzı: Bu iskelelerden toplanan benzer vergiler ise daha düşük seviyede (20 akçe) kaydedilmiştir.

Tuz ve Genel İskele Vergileri

Şile iskeleleri sadece kereste değil, aynı zamanda tuz nakliyesi için de önemli merkezlerdi.

  • Tuz Ticareti: Şile iskelelerinden İstanbul'a yapılan nakliye işlerinin başında tuz, tahta, kereste ve odun gelmekteydi.
  • Gümrük Mahsulatı: Tuz vergisi genellikle gümrük mahsulatı ( custom revenues) içerisinde değerlendiriliyordu. Şile İskelesi'nin gümrük gelirleri padişah hasları arasında yer almış; 1565/6 yıllarında 6.000 akçe olan bu gelirler, 1590/1 yıllarında 6.500 akçeye yükselmiştir.
  •  Önem: Bu iskelelerden yapılan tuz ve kereste sevkiyatı, İstanbul'daki tersane ve donanmanın ihtiyaçlarını karşılamak, ayrıca şehrin yakacak odun ve inşaat malzemesi talebini beslemek açısından hayati öneme sahipti.

Özetle, Şile iskelelerindeki vergilendirme sistemi, özellikle kereste üzerinde 1/40 oranında nisbi bir vergiye dayanırken, tuz gibi emtialar genel gümrük gelirleri kapsamında vergilendirilmiş ve bu gelirlerin büyük bir kısmı doğrudan devlet hazinesine (padişah haslarına) aktarılmıştır.

“Hayvancılık ve Diğer Faaliyetler: Kazada hayvancılığa bağlı vergiler (resm-i ganem, adet-i ağnâm) önemli bir gelir kalemidir. Ayrıca arıcılık faaliyetlerinin yaygın olduğu ve "ö. kovan" (bal kovanı) vergisinin yüksekliği dikkat çekmektedir” (2)

“Pazarlar XV. yüzyıla ait kayıtlarda Şile kazasında pazar bulunmamaktadır. 1522/3 ve 1565/6 tarihli defterlerde kaza dahilinde Akak Pazarı’nın vergisi sırasıyla 150 ve 108 akçedir. 1590/1’de ise ismi belirtilmeyen bir pazarın var olduğu ve kile vergisinin (mukataa) 2.000 akçe olarak kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.

Değirmenler ve bezirhaneler

Şile kazasında XV-XVI. yüzyıllarda küçük sanayi işletmesi vasfını taşıyan unsurlar, değirmenler ve bezirhanelerdir.

1453/8 yılında Şile kazasında 473 akçe vergi mukabelesi olan 1’i müşterek ve 1’i vakıfa ait olmak üzere toplam 15 değirmen, 73 haraçlı değirmen, 1’i mülk içinde olmak üzere toplam 7 değirmen ocağı, 3 yel değirmeni, 1’er battal değirmen ve ocaktan oluşan toplam 92 değirmen ve 8 değirmen ocağı bulunmaktadır.

Değirmenler

 Asyablar

Kır iskân yerlerinin en mühim işletmelerinden olup, genellikle tahılların öğütülmesinde kullanılmakta ve daha çok su ya da su yatağına dolan sel suyuyla çalıştırılmaktaydılar. Su kaynağının rejimine bağlı olan çalışma müddetleri, şüphesiz ki "resm-i asyâb" adlı verginin tayininde de belirleyici olmaktaydı. Bu cümleden olarak -ay başına beşer akça olmak üzere- tam yıl çalışandan 60; altı ay yürüyenden ise 30 akça vergi alınmaktaydı . Ayrıca aynen de (üretime göre) vergilendirilebilmekteydiler. Öte taraftan -tahrir defterlerinde- işler hâlde olup olmadıkları da tasrih edilmekteydi. Ahmet Güneş

 

Kaynaklara göre, XV. ve XVI. yüzyıllarda Şile kazasında Gayrimüslimler (Rumlar) tarafından işletilen yel değirmenleri, hem şehir merkezinde (nefs) hem de belirli köylerde ekonomik hayatın önemli bir parçasıdır.

Bu değirmenler hakkında öne çıkan detaylar şunlardır:

  • Sayısal Gelişim: 1453/8 tarihli ilk kayıtlara göre Şile genelinde toplam 3 yel değirmeni bulunmaktaydı. Ancak XVI. yüzyılda bu sayı artmış; 1522/3 ve 1565/6 tarihlerinde Şile merkezinde (nefs) 9 yel değirmeni ve 1 su değirmeni olduğu kaydedilmiştir.
  • Yerleşim Birimleri: Yel değirmenlerinin konumlandığı başlıca yerler şunlardır:
    • Şile Nefsi (Merkez): Değirmenlerin çoğu burada toplanmıştır.
    • İsterik Köyü: 1453/8 yılında bu köyde 2 yel değirmeni işletilmekteydi. (İsterik, o dönemde Gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu bir vakıf köyüdür).
    • Karlu Köyü: Aynı dönemde bu köyde de 1 yel değirmeni bulunmaktaydı.
  • Vakıf Bağlantısı ve Vergilendirme: Bu değirmenlerin önemli bir kısmı Hacı Hamza Bey Vakfı'na bağlıdır. Rumlar tarafından işletilen bu tesislerden "mukataa" (sabit vergi/kira) usulüyle gelir elde edilmekteydi:
    • 1453/8 ve 1481 yıllarında Şile Rumlarına ait 5 değirmenden toplam 145 akçe vergi alınmıştır.
    • 1522/3 ve 1565/6 yıllarında, nefs içindeki 9 yel ve 1 su değirmeninden elde edilen toplam vakıf geliri 351 akçe olarak kaydedilmiştir.
  • İşletme Yapısı: Bu tesislerin doğrudan "Şile Rumlarının yel değirmenleri" olarak kaydedilmesi, işletme hakkının ve teknik iş gücünün Gayrimüslim tebaada olduğunu kanıtlamaktadır. Değirmenler, bölgedeki hububat üretiminin işlenmesi ve şehir halkının ihtiyacının karşılanması noktasında stratejik küçük sanayi işletmeleri olarak görülmektedir.

Özetle, Şile'deki yel değirmenleri başlangıçta birkaç köyde sınırlı iken, XVI. yüzyılın ortalarına doğru şehir merkezinde yoğunlaşan ve Müslüman vakıflarına gelir sağlayan Gayrimüslim işletmeleri karakterini kazanmıştır.

Keten tohumundan yağ çıkartmak amacıyla tertip edilen bezirhanaler Osmanlı coğrafyasının birçok yerinde olduğu gibi XV.-XVI. yüzyıllarda Şile kazasında da bulunmaktadır. Özellikle keten ve keten tohumunun hem miktar hem de akçe cinsinden yüksek oluşu ve ihtiyaçlar (aydınlanma, hayvancılık vb.) sebebiyle böyle bir sanayi kolu kazada tertip edilmiş olmalıdır.”


“XV-XVI. yüzyıl boyunca nüfus artışına paralel olarak tarım alanları küçülmeye başlamış, balıkçılık artmış, bezirhane miktarları artmıştır. Tarım ürünlerinden elde edilen hasıllar, aracılık, değirmen miktarları, kârhâne miktar ve gelirleri, diğer vergi kalemleri ise 1522/3-1565/6 sayımları arasındaki nüfus artışına paralel olarak artış yaşarken 1590/1’de yaşanan nüfus artışının tam aksine mezkur ekonomik faaliyetlerde ciddi düşüşler yaşanmıştır.

Kaza dahilinde şehir iskan birimleri içerisindeki nefs, XV-XVI. yüzyılda mevcut iken mahalleler ise sadece XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkmıştır. Kır iskân birimleri ise iki yüzyıl boyunca yüzü aşkındır. Nüfus açısından bakıldığında XV-XVI. yüzyıllarda sürekli bir artış yaşandığı, bu artışta hane ve mücerredlerin artışının etkin rol oynadığı, şehir iskân birimlerinde gayr-i Müslim nüfusun yekunu daha fazla iken kır iskân birimlerinde tam aksine Müslüman nüfusun yekunu daha fazladır. XV-XVI. yüzyıllarda şehir iskân birimleri içerisindeki gayr-i Müslim nüfus daha fazla olmasına rağmen nüfus artış nispeti Müslümanlara göre daha az olmuştur. Kocaeli Sancağı’na tabi olan Şile kazasındaki XV. yüzyılın ortalarından XVI. yüzyılın sonuna kadar süren sürekli nüfus artışı mezkûr sancağın diğer kazaları olan Gebze, Şile, Yoros, Üsküdar ve Kandıra kazalarında da aynı seyri takip etmiş, XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra Anadolu’da büyük oranlarda yaşanan nüfus artışına rağmen Şile’de nüfus artış miktar ve nispeti yavaşlamaya başlamıştır. XV-XVI. yüzyıllarda sosyal zümrelerin miktarı ve çeşitliliği sürekli artmıştır. XVI. yüzyıla ait sicil kayıtlarında Şile kazasındaki sosyal olaylar ağırlıklı olarak tarla-bağ-bahçe anlaşmazsızlığı, şikâyet, kaçan köleler ve kazaya tabii Akabad nahiyesinde zuhur eden olaylardan müteşekkildir.”(1)

 

(1) XV. ve XVI.yy.da Şile Kazası, Aziz Adiloğlu, Yüksek Lisanas Tezi, 2021

(2) XVI.Yüzyıl Başlarından XVII.Yüzyıl Başlarına Kadar Kocaeli Sancağı, Ahmet Güneş, Doktora Tezi, Ankara 1994


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder