Şile'de Birlikte Yaşam

Cumhuriyet öncesi Şile’yi betimleyen metinlerden ikisi eski hemşerilerimiz Natalia Adamantidu ve Yeoryios E. Papastratos’a ait. Yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmalarının hüznünün her satırda hissedildiği bu anılar ve notlar, Şile’deki iki toplumun yaşamı ile ilgili bilgi içeriyor. Aşağıda sadece ikili yaşama dair yapılan seçmelerden oluşan bir özet yer alıyor.  Neredeyse 500 yıllık birlikte yaşamdan söz ediyoruz...

18.yüzyıl başından itibaren merkezi yönetimin giderek zayıflaması, başkentin yakın coğrafyasını oluşturan Şile’nin ormanlık yapısı, asayiş sorunları yaratan çete/eşkıya faaliyetlerinin de giderek yoğunlaşmasına neden olmuştur. Özellikle Yeniköy kökenli çeteler bu uyumlu birlikte yaşama gölge düşürmüştür. avaşı, milliyetçi düşünceleri yükselterek birlikte yaşamak konusundaki uzlaşıya zarar vermiştir. Doğal olarak bu duyguların da andığımız metinlere yansıdığını görmekteyiz. B.Berksan



📌Şile merkezde 1922 yılına kadar Türk, Rum karışık 5-6 bin kişi ikamet ediyordu.

📌Şirin bir kasaba olan Şile, Rum evlerinin denize, Türk evlerinin kırlara baktığı, "dere" adlı bir sel yatağının ayırdığı iki tepe arasında son derece güzel bir mevkide kurulmuştu.

📌Türklerin ve Rumların müşterek kullandığı iki hamam vardı. Bunlara hiçbir zaman aynı günlerde gidilmez, ayrı ayrı günlerde kullanılırdı. Köyün iki de değirmeni vardı. Türklerin iki mezarlığı, Rumların ise bir mezarlığı vardı. Rumlar mezarlıklarını sevdikleri ölü de olsalar denizi seyretsin, denizin tuzunu hissetsinler diye deniz gören bir yere kurmuşlardı.

📌Şile' de herkesin küçük de olsa bir evi vardı. Sıkışık, birbirine yakın, ahşap yapılar olan Rum evlerinin bahçesi yoktu. Bütün Türk evlerinin ise tam tersine bahçeleri vardı.

📌Şile' de yaşayan Türkler bile azizin mucizeler yarattığına inanır, ona saygı duyar ve anısına mum yakardı. Türkler köyde ölümler olduğunda veya bir kuraklık yaşandığında, bir dini geçit töreni yapılması ve azizin naaşının köyde dolaştırılması için ısrar eder, sonra da dinsel coşkunluk, huşu ve saygı ile onu takip ederlerdi. Türklerin arasından Dedenin varlığına ve mucize yaratma kabiliyetine en çok inananlardan biri köyün gece bekçisiydi.

📌Terzi, kunduracı, marangoz, fırıncı, fıçıcı vb gibi birçok usta vardı. Fıçıcılar özelikle İstanbul'da çalışırdı. Her türlü giyim, gıda malzemelerini dışarıdan temin ederlerdi. El sanatlarını ve dokumalarını İstanbul'da satma imkanına sahiptiler. Odun kömürünü ise Türkler satardı.

📌Türklerle bir arada uyumlu bir şekilde yaşardık. Anlayış ve dostluk çerçevesinde birlikte çalışır, birlikte alışveriş yapardık.

📌Eğitim almış genç kız ve erkekler bir kenara, okuma yazma bilmeyen ihtiyar nineler bile Rumcayı kusursuz konuşurdu. Türkçeyi çok iyi konuşan Anadolu Rumlarının aksine bizler Türkçeyi pek bilmez ve Türk dostlarımızla arkadaşlık ettiğimizde çarpık, kırık bir Türkçe-Rumca konuşurduk.

📌Büyük bayramları olan Kurban Bayramı’nda, öğretmenlerimiz öğrencileriyle birlikte çarşıdaki hükümet konağına iner, Türkçe şarkılar, türküler söylerdi. "Padişahımız bin yaşaa ... çok yaşaa .. . " Bütün içtenliğimizle büyük bayrama katılır, sevinirdik.

📌Tam anlamıyla uyumlu olan birlikteliğimizi bazen çocuklar arasındaki taş kavgaları bozardı. Bu kavgalar kısa süreliydi. Kavgaların en tipiği Türk çocuklarının bizim çoğunlukta olduğumuz deniz kıyısına gelmesiyle başlardı.

📌Türk kadınları dokumalarını bize ait deniz kıyısında değil, Lefkeni' de ve Türk hamamında beyazlatırdı. Hamama aynı gün gitmezdik. Sarnıç ve çeşmede öncelik daima onlardaydı. Sıra bekleyenler arasında ufak tefek anlaşmazlıklar yaşanırdı.

📌Düğünlerimize mutlak surette birbirimizi davet eder, hediyeler verirdik. Panayırlarımıza ise gizlice katılırlardı.

📌İlkbaharda tertiplenen ve bizim için sevinç kaynağı olan bu etkinliğe "Hıdreles" adını veren ve Aya Yorgi'ye inanan Türkler de katılırdı. Büyüklerin yasaklamasına rağmen bu özel günde denizin tadını çıkarırdık.

📌Şile' de Rum evlerinin bulunduğu mahalleden 1500 metre kadar bir mesafede bağlar, dut, incir, şeftali, ayva ağaçlarının çoğunlukta olduğu meyve ağaçlarıyla kaplı bahçeleriyle çok güzel kokan bir ova vardı. Hıristiyan ailelerin hemen hemen hepsinin kendi özel ihtiyaçlarını karşılamak, sene boyunca içeceği şarabı çıkarmak için ufak da olsa bir bağı vardı. Kadın erkek herkes mis kokulu misket şarabı içmeyi pek severdi. Türk ailelerin bağları yoktu. Taa felaket yıllarına kadar. Türkler mübadelenin ikinci yılından hemen sonra bu bağları söktü ve çok verimli tarlalara dönüştürdü.

📌Şile'nin Türkleri, yıllardan beri kardeşçe yaşadığı, gemicilikte, balıkçılıkta birlikte uyumlu olarak çalışıp para kazandığı dostlarını korudu, dünya savaşının başladığı tarihte Rum komşularının zorla göç ettirilmesine de karşı çıkmış, onları korumuştu.

📌Şile'nin bir tek eczacısı vardı. Etraf köylerden para kazanamayan ve bundan dolayı meslek değiştirmek isteyen Stefanos Efendi. Şile'de oturan Türkler de Rumlar kadar sağlıklı ve kuvvetliydi.

📌Demircilik Türklere ait bir meslekti. Kürek, çapa tamiri vb yaparlardı. Fıçıcılık mesleğiyle (balık, su fıçıları, kovalar .. ) uğraşan esnafın dışında, bütün sene çalışan ve özelikle Türklerin harman zamanından sonra satın alması için lustrin denilen modern kadın ayakkabıları yapan bir iki kunduracı vardı.

📌Türkler, Rumların su almak ve testilerini doldurmak için cami avlusuna girmelerine asla engel olmazdı. Az olan suyu bölüşürlerdi. Damla damla akan suyu testilere doldurmak için saatlerce beklenirdi.


Mübadele Öncesinde Şile'de Yaşam, Natalia Adamantidu, Yeoryios  E. Papastratos,  Çeviri: Elisavet Haritonidis Kovi , Kitap yayınevi, 2010



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder