Birinci Dünya Savaşı’nda Şile bölgesi zaten var olan çete ve eşkıyalık faaliyetlerinin giderek arttığı bir döneme girdi. Dışarıdan gelen çetelerin yanı sıra, nüfusu Şile’den büyük ve ahalisi Rum olan Yeniköylü çetelerin yaptıkları yasadışı eylemler gerçekten önemli bir asayiş sorunu oluşturuyordu.
Savaş nedeniyle ilan edilen seferberlik sonucunda nüfusu az olan Türk köylerinde yetişkin erkek sayısı azalmıştı. Köyler korumasız kalmıştı.
Çeteler dışında, Müslüman ve gayrimüslim asker kaçakları da bölgenin coğrafi yapısından faydalanarak, gözden uzak yerlerde saklanıyorlardı.
Yerel Jandarma teşkilatı dışında kaçakları izleyen “takip müfrezeleri” de yetersiz donanıma sahipti. Bu müfrezeleri oluşturan personel eğitimsiz, ayrıca barınma ve iaşe sorunları yaşamaktaydı.
Yeniköylü Osmanlı sakinleri, vergisini veren, bölge ekonomisine katkı sağlayan ve gerektiğinde askerlik hizmeti de yapan insanlardı. Ancak büyük nüfus içinde, yukarıda belirttiğimiz gibi çetecilik faaliyetlerinin odağı da burasıydı.
“Birinci Dünya Savaşı'na yaklaşılırken Anadolu'nun her yanında olduğu gibi Kocaeli yarımadasında da kadim bir eşkıyalık geleneği mevcuttu. Refi Cevat Ulunay'ın bölgede uzun süre eşkıyalık yapmış çete reislerinin kendisine anlattıklarından yola çıkarak yazmış olduğu Dağlar Kralı (Balçıklı Edhem) isimli romanı, Birinci Dünya Savaşı öncesinde bölgede adeta günlük yaşamın sıradan bir gerçekliği olarak algılanan çeteleri ve bu geleneğin yazılı olmayan kanunlarını mükemmel bir surette gözler önüne sermektedir'. Ne var ki bu romanda çizilen tablo, bölgedeki Rum ve Müslüman çetelerin faaliyetlerini, siyasal gelişmelerin onların çoğunu ister istemez politize edeceği Balkan, Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke devreleri öncesinin adi çeteciliğine ait atmosferi içerisinde tasvir etmektedir. Ama bu eserden çıkan sonuçlardan bizim açımızdan önemli bir tanesi de söz konusu dönemde bölgede Yeniköy Rum eşkıyasının son derece etkin bir konumda olduğudur. Şile kaza merkezinin yaklaşık 5 km. kadar güneydoğusunda yer alan Yeniköy, bu dönemde Aşağı ve Yukarı mahallelerindeki toplam hane sayısı bin iki yüze ve kayıtlı nüfusu da yaklaşık yedi bine varan, ormanlar içerisinde bir yerleşim birimiydi” (1)
“Şile'den altı buçuk km mesafede Ano (Yukarı) ve Kato
(Aşağı) Neohorion (Yeniköy) Hilis adını taşıyan ve sadece Rumların ikamet
ettiği 8.500 nüfuslu iki Rum köyü vardı. Halkı tarım ve hayvancılıkla geçinen
bu köyler 18. yüzyılın sonların da Bitinya'nın, Nikomidia'ya yakın olan,
Taşköprü kasabasından 1770 yılında çıkan Orlof isyanı döneminde yaşanılan
olaylardan canlarını kurtararak bu yöreye yerleşen halk tarafından kurulmuştu.
Şileliler bu köylerin halkını "Horiani" (köylü) olarak görürdü.” (2)
“Seferberlik döneminde asker kaçakları sorunu hükümeti yoran meseleler listesinin üst sıralarına süratle tırmanmaya başlamıştı. Sorun askere olan ihtiyacın ötesinde bu kaçakların yeni çeteler oluşturmak veya mevcut çetelere katılmak suretiyle iç güvenliği tehdit eden unsurlara dönüşmeleriydi. Üsküdar livası söz konusu olduğunda bu sorunun merkezinde Yeniköy Rumları durmaktaydı.”
Öteden beri çeteleriyle meşhur Yeniköy Rumları bölge asayişi için hep bir tehdit olagelmişti. Ancak seferberliği takip eden süreçte artık bu tehdit son derece rahatsız edici boyutlara varmaya başlamıştı. Bu duruma bağlı olarak Üsküdar Mutasarrıflığı daha 1915 Mayıs ayı sonlarında Yeniköy Rumları ile ilgili bazı idari tedbirler alınması gerektiğini İstanbul Vilayeti'ne bildirmişti.
“Yeniköy Rumlarının kısmen de olsa iç bölgelere sevki 1915 başlarından itibaren gündeme getirilmeye başlanmış, 1917 Temmuz ayında da 198 Şileli ve Yeniköylü Rum Bolu, Konya ve Ankara'ya sevk edilmişti. Ancak köye kayıtlı tüm ahalinin sevki söz konusu olduğunda meselenin öngörülenden daha müşkil olduğu anlaşıldı.”
Sonuç olarak 10 Ekim 1917’de Yeniköy Rumlarının kesin olarak tehciri başladı. Alınan önlemlermdoğrultusunda kafileler halinde köy ahalisi belirlenen bölgelere gönderildi.
“Asayiş noktasından bakıldığında, tehcir uygulaması bölge için beklentilerin tam aksi bir sonuç doğurmuştur. Bu durumun iki temel sebebe dayandığı söylenebilir. Öncelikle, tehcir uygulamasından kaçan pek çok Yeniköylü Rum civardaki çetelere katılmışlardır ki bunun en doğal sonuçlarından birisi de bu çetelerin artık daha fazla erzak, silah, cephane ve malzemeye ihtiyaç duymaları ve bu yüzden faaliyetlerini yoğunlaştırmak zorunluluğu hissetmeleridir. İkinci olarak, tehcir olgusu çetelerin kendi faaliyetlerini siyasal açıdan idealize edip daha sağlam bir meşruiyet zeminine oturtmalarına ve bu yeni motivasyon sayesinde intikam temasını ön plana çıkartan daha cüretkâr bir hareket tarzı geliştirmelerine de yol açmıştır.” (1)
“Rum saldırılarının giderek artmasıyla Müslüman ahalinin
sabrının taşmaya ve hükümete karşı giderek daha eleştirel bir tavır takınmaya
başladığı görülmektedir. 19 Haziran 1918 tarihli ve Bıçkıdere, Kervansaray,
Kömürlük, Üvezli, Ulupelid ve Oruçoğlu köylülerinden ahali namına birer kişinin
imzasını taşıyıp Şile'den Dahiliye Nezareti'ne çekilen telgrafta köylüler,
hükümete teslim ettikleri hayat, namus ve mallarını üç seneden beri maruz
bulundukları ve artık tahammül edilemez dereceye gelmiş bulunan Yeniköy Rum
eşkıyasının tecavüzlerine karşı korumaktan aciz kaldıklarını, on beş günden
beri işlerini görmek için evlerinden bile çıkarmadıklarını, geceleri bir saat
dahi olsun uyuyamadıklarını ifade ediyorlardı.” (1)
Mütarekeye kadar bölgedeki asayiş sorunları devam etti. Mütarekeden sonra Yeniköylü Rumların dönmesiyle ve siyasi dengelerin değişmesi sonucu asayiş sorunları içerik değiştirerek tırmandı.
(2) Mübadele Öncesinde Şile'de Yaşam, Natalia Adamantidu,
Yeoryios E. Papastratos, Çeviri: Elisavet Haaitonidıs Kovi , Kitap
yayınevi, 2010
(3) Şile’nin Kurtuluşu, Birinci Dünya Harbi ve Mütareke
Dönemlerinde Şile, Mümin Yıldıztaş, Şile Belediyesi Yayınları, 2017


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder