Denizcilik
“Bir sahil kasabası olan Şile önceki dönemlerde olduğu gibi
Osmanlı devrinde de ana geçim kaynağı denizcilikti. Deniz nakliyatı Şile'nin
ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu. Bu Osmanlı Devleti'nden günümüze
ulaşabilen tüm belge ve sair yazılı kaynaklarda ön plana çıkmaktadır. Ancak bu
açıdan kuşkusuz en sağlıklı veriler 1840 ve 1844 yıllarında yapılan temettuat
sayımlarında ortaya çıkmaktadır. Tanzimat Fermanı ile başlayan yeni dönemde
"herkesin kazancıyla orantılı vergi vermesi" ilkesine uygun yeni vergi
düzenlemelerine gidilmeye başlanmıştır. Bu amaçla Tanzimat'ın uygulanacağı
eyaletlerde H. 1256 (M. 1 40)-1260 (1844-1845) yılları arasında herkesin
her türlü malını, gelirini ve ödeyeceği vergiyi tespit etmek amacıyla temettuat
sayımları yapılmıştır. Sayımda elde edilen bilgileri kaydetmek üzere, aynı
anda kayıt defterleri tutulmuştur.
Şile kazasının 1844 senesi temettuat defterleri "19. Yüzyılda Bolu Eyaleti'nin Kocaeli Sancağı'na Bağlı Şile Kazası'nın Sosyal ve Ekonomik Yapısı" başlığı altında Belgin Yılmaz tarafından yüksek lisans tezi olarak ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. 1844 senesi Osmanlı Devleti'nde henüz çağdaşlaşmanın kendini tam olarak hissettirmediği bir dönemdir. Bu açıdan bakıldığında söz konusu yıl içerisindeki veriler aynı zamanda Osmanlı klasik dönemine de ışık tutmaktadır. Buna göre Belgin Yılmaz'ın 58 yerleşim merkezine (köy ve mahalleler) ait temettuat defterlerini inceleyerek oluşturduğu tez dikkate alındığında, Şile kazasının Karadeniz'in batı sahillerinde bulunması sebebiyle bölgede deniz ve kara nakliyeciliğinin asıl gelir kaynağı olduğu, ziraatin ise ikinci planda kaldığı, buna rağmen tahıl üretiminin bölge halkının bir çoğunun kendi asgari ihtiyaçlarının karşılaması ve bir miktarının da ek gelir sağlamak için piyasaya arzedilmesi açısından önemli bir ek gelir kaynağı olduğu görülmektedir.
Ziraat, öncelikli olarak Müslüman halkın uğraşı durumundadır. Bölgede büyükbaş hayvancılık fazla bir gelişme göstermemiştir. Bununla beraber küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yine halkın kendi ihtiyaçlarını karşılayacak nispetttedir. Bölgede yaşayan Müslüman haneler genellikle daha çok nakliyecilik ve tarla ziraatinden gelir elde etmektelerken gayrimüslimler ise daha çok ticaret, bağ koru gelirleri, küçükbaş hayvancılık işçilik yaparak geçinmekteydiler. Her iki unsurun da en önemli geçim kaynağı nakliyecilik ve özellikle de deniz nakliyeciliğidir(2) Bunun temel nedeni kuşkusuz Şile'nin İstanbul'a yakınlığı, kara ve deniz taşımacılığına elverişli coğrafi yapısıdır. Kaza ahalisinin gelir kaynakları incelendiğinde rakamsal olarak en önemli pay 792.127 kuruş ile nakliyecilik gelirleri almaktadır. Bu toplam gelirlerin %41'idir. Bu rakamın 554.478 kuruşunu deniz taşımacılığı teşkil etmektedir. Yani nakliyeciliğin %70'i deniz üzerinden yapılmaktadır. Kara taşımacılığı ise en çok odun nakliyatı için kullanılan öküzlerin çektiği odun arabaları ve beygirler ile yapılmaktaydı. Şile civarında yetişen kayın, meşe ve kestane ağaçları bu iş sahasının gelişmesini sağlamıştır". (1)
(2)
Denizciliğin önemli bir ulaşım yolu olduğu dönemde âyânlarla
denizcilik paralel bir yükseliş göstermiştir. Dönemin şartları düşünüldüğünde
bu durum aynı zamanda ticaret ve kentleşmenin yoğunlaşmasını da beraberinde
getirmiştir. Ticarette etkili olmak isteyen âyânlar bulundukları yerlerde
nüfuzlarını arttırma yoluna gitmişlerdir. Karadeniz ticaretinde de devlet
tarafından desteklenmişler, denizcilikte hareketli bir dönem yaşanmasında
etkili olmuşlardır. Sahiller kendi güvenliklerini sağlayabilmeleri açısından
önemli bir alan olmuş, buna bağlı olarak denizciliğe olan ilgileri de
artmıştır. İç kesimdeki âyânların ticaret yollarına hâkim olma düşüncesi,
sahildeki âyânlarda deniz ulaşımını kontrol altına alma şeklinde kendini
göstermiştir.
Sahilde kendi nüfuzları altındaki halkı gemi inşasında, batık kurtarmada daha birçok işte çalıştırdıkları bilinmektedir125. Devlet de donanma inşasında gerekli gördüğü durumlarda, bölgedeki âyânların nüfuzundan faydalanmıştır126. Özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren âyânların gemi inşasındaki faaliyetleri büyük önem kazanmıştır. Hatta devletin bu hususta toplu emirler yerine direkt ilgili âyânlarla muhatap olduğu görülmüştür. Sahildeki âyânların gemi inşasında yükselişleri, taşra tezgâhlarında yapılacak olan gemiler için tercih edilen kesim olmalarını sağlamıştır. Bu durum, bölge âyânlarının kendi sahalarında keresteciliği denetimleri altında tutmalarını gerektirmiştir. Gemi/kayık yapımında ana malzeme olan keresteciliği kendi denetimlerinde tutma çabaları, denizcilik alanında önemli bir güce sahip olduklarını göstermektedir127. Bunun neticesi olmalıdır ki bazen merkezin donanma için talep ettiği malzemenin kendi bölgelerinden temin edilmesine engel olmak istemişlerdir. Mesela Şile’den donanma için talep edilen kerestenin bölge âyânları tarafından verilmek istenmediği ve “biz Şileden bu keresteyi vermeyiz” diyerek emre itaatsizlik ettikleri bilinmektedir.
Temettuat Defteri Kayıtları
Temettuat ve nüfus defter verilerinde bu dönemde Şile’de birçok köy ve mahallede denizcilikle ilgili mesleklerle iştigal edenlerin kayıtlı olduğu görülmektedir.
..
Denizcilikle ilgili mesleklerde çalışan gayrimüslimlerin köy ve divanlarda değil sadece mahallelerde yaşamaları dikkat çekmektedir.
Çalışmamıza kaynaklık eden temettuat kayıtlarının tamamında, denizcilikle ilgili alanlarda çalışanların en fazla bulunduğu yer Şile kazâsı olarak tespit edilmiştir. Kazâya bağlı mahalle ve köylerde ilgili meslek gruplarının gelirlerinden en çok vergi ödeyenler sırasıyla; halkı gayrimüslim olan Gülbahçe ile Müslümanların yaşadığı Balbebek ve Hacı Kasım mahalleleridir.
Temettuat ve nüfus defterleri verilerinden anlaşıldığı
üzere, gayrimüslim mahallelerin sayıca Müslüman mahallelerden az fakat nüfus
oranı olarak kalabalık olduğu görülmektedir. Deniz araçları yapma ihtimali
bulunan marangoz ustaları en fazla gayrimüslim olan Gülbahçe ve Orta
mahallelerinde yaşamaktadır. Özellikle Gülbahçe Mahallesi’nde elli sekiz
kişinin marangoz olarak kayıtlı olması, bu çalışma için bir defterde tespit
edilen en yüksek sayıdır.
Balıkçılık
Defterlerdeki veriler incelendiğinde balıkçılığın sayıca az fakat dağınık olarak yapıldığı görülmektedir. Kazada, en fazla balıkçı Müslümanların yaşadığı Hacı Kasım Mahallesi’nde bulunmaktadır. Bunu gayrimüslim halkın yaşadığı Hisar Mahallesi takip etmektedir. Bu gayrimüslim Rumlar balıkçılıkta bir taraftan Roma ve Yunan geleneğini sürdürürken diğer taraftan da yeni yöntem ve teknikler geliştirme gayreti içinde olmuşlardır. Birçok kişinin kayık sahibi olması, kayığın bölgede ekonomik ve sosyal hayat açısından önemli bir vasıta olduğunu göstermektedir. Her ne kadar kayık sahiplerinin büyük kısmı, Müslüman olan Balbebek Mahallesi’ne kayıtlı ise de kayık yapıcı usta marangozların çoğunluğu gayrimüslim olan Orta Mahalle’de bulunmaktadır.
Kazâda, her iki dini gruptan denizcilerin bulunduğu köy ve mahallelerde baba mesleği devam ettirilmiştir. Özellikle Müslümanların çocukları arasında baba mesleği denizcilik olmadığı halde denizciliği tercih edenlerin sayısının fazla olduğu görülmektedir. Hane sahiplerinden gemiciliği oğullarıyla devam ettirenler en fazla Müslüman olan Balbebek Mahallesi’nde yaşamaktadır. (4)
|
Tersane-i Amire’de Yerli Üretim (1870'ler) Ahşap inşasından metal işçiliğine geçiş için İstanbul'daki
Tersane-i Amire modernize edilmiştir.
Ahşaptan metal malzemeye geçiş, Şile gibi ahşap inşa
konusundaki değişik meslek alanlarını barındıran yöreleri etkilemiş olmalıdır. 1890'lar:
Donanmada ana muharip güç olarak ahşabın tamamen terk edilmesi ve çelik
gövdeli gemilerin standart hale gelmesi. B.Berksan |
Denizcilik taşımacılığı konusunda Batı Karadeniz iskeleleri arasında Şile’nin önemli bir yeri vardır.
“1822 yılı Ekim ayında İstanbul’dan Karadeniz iskelelerine hareket eden gemiler hakkında bilgi bulunmaktadır. Bir haftalık süreçte, (8-14 Ekim 1822) gerçekleşen 60 seferin 32’si (%53.3) Batı Karadeniz iskelelerine gerçekleşirken, bu seferlerin 16’sı (%26.6) Şile iskelesine, 4’ü Şile yakınlarındaki Kabakoz iskelesine, ikişer sefer Bartın, Filyos, Alaplı ve Küçükağız iskelelerine, birer sefer de Kurucaşile’deki Tekkeönü iskelesi ile Sakarya (Karasu), Ereğli ve Akçaşehr (:Akçakoca) iskelelerine gerçekleşmişti.
Kış mevsiminde, İstanbul’dan Karadeniz iskeleleri yönüne
doğru seferler azalmakla birlikte devam etmekteydi. 17-23 Aralık 1822
tarihlerini içeren bir haftalık süreçte Karadeniz iskelelerine 24 sefer
gerçekleşmiş olup, bu seferlerde yer alan gemiler İstanbul’dan yine yük almadan
hareket etmişlerdi (BOA. A.DVN.İZN.921). Olumsuz hava şartları altında
gerçekleştiği anlaşılan bu seferlerin neredeyse yarısı İstanbul’un yakın
çevresi olan Şile ve (Şile’ye bağlı) Ağva iskelesine gerçekleşmişti. Uzak
mesafe olarak sadece Ünye’ye bir sefer gerçekleşmesi kış şartlarında uzak
mesafe taşımacılığının zorlaştığını göstermektedir. Kış mevsiminin iyice hüküm
sürdüğü bir zamanda, 27 Ocak-2 Şubat 1823 tarihleri arasındaki bir haftalık
süreçte İstanbul’dan Karadeniz’e hareket eden gemiler ile ilgili başka bir
liste daha bulunmaktadır. Bu listede yer alan 30 seferin 9’u Ağva, 7’si Şile,
6’sı Azize(?), 4’ü Varna ve 3’ü Ahyolu iskelesine gerçekleşmişti.
…
Rusya’nın Karadeniz’in kuzeyini egemenliğine alması ve Tuna havzası limanları üzerinde baskı kurması nedeniyle, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul merkezli ülke içi Karadeniz taşımacılığının, Güney Karadeniz kıyılarındaki iskeleler ile Rumeli iskeleleri ekseninde devam etmek mecburiyetinde kaldığı görülmektedir.” (5)
İstanbul’un odun ve kömür ihtiyacının karşılanması.
“Isınma ve Yakacak İhtiyacı (Odun-Kömür)
Osmanlılar döneminde odun, insanların günlük ihtiyaçlarının en başında geliyordu. Isınma ihtiyacının yanı sıra ekmek fırınları, hamamlar, sabunhaneler, boyahaneler ve tuğla imalathaneleri gibi iş kollarında üretim yapılabilmesi için bu iş kollarının olduğu yerlere düzenli bir odun akışının sağlanması gerekiyordu. Devlet de bu mesele üzerinde hassasiyetle duruyordu . İstanbul’un ihtiyacı olan odun ve kömür daha çok Şile, Kandıra, Taşköprü, Terkos, Yoros, Istranca, Çatalca ve Silivri gibi İstanbul’a yakın yerlerden temin edilmekle beraber, gerektiğinde uzak bölgelerden de talep edilebilmekteydi.
Anadolu yakasındaki köylerde ikamet eden halkın çoğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyordu. Bu açıdan birçok köyün geliri, imal ettikleri kömürü ve kestikleri odunları İstanbul’a satmaktan kaynaklanıyordu. Nitekim Şile’ye bağlı İsa, Gökmaslı, Kosto, Yeniköy ve Çıtaklı; Beykoz kazasına bağlı Kılıçlı, İshaklı, Ayvalı, Sırapınar, Ömerli, Çekmeköy, Muradlı ve Koçullu köyleri halkının çoğunluğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyorlardı.
Kesilen odunlar ve yapılan kömürler her köye yakın bulunan iskelelere getiriliyordu. Sahili olan her kazanın kömür ve odun nakliyatı için tahsis edilmiş belirli sayıda iskelesi vardı. Mesela Yoros (Beykoz) kazasına bağlı Alibahadır, Göklü, Öğümce, Morkaya, Tarlabaşı ve İkiyakalı; Şile’ye bağlı Şile, Kabakoz, Akçakilise, İsa, Yorgunca, İmranlı, Mahmud Deresi iskeleleri İstanbul’a odun ve kömür nakletme ruhsatına sahip iskelelerden bazılarıydı.”(6)
Dokumacılık
Şile’de dokumacılık da özellikle kadınların işgücüne
katıldığı önemli bir alandı. Ne yazık ki, dokumacılığın başlangıç tarihi ile
ilgili belgeye dayalı bilgilerimiz yok. Sözlü tarih çalışmalarından elde edilen
bilgilere göre dokumacılığın tarihinin 19.yy. ve belki de öncesine gittiği
tahmin edilebilir.
“Şile bezi dokumacılığı Şile halkının önemli el sanatlarından biridir. Şile Bezi dokumacılığının ortaya çıkışı ve tarihi ile ilgili yazılı mevcut kaynaklar olmamakla birlikte 150 senelik bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Ancak Şile daha eski zamanlarda da dokumacılık konusunda ünlenmiş bir bölge kimliğine sahip olmuştur. Bitin’yada yaşayan halkın doğal renkli dokumalar yaptıkları ve keten malzemelerden yapılan Macarların giydiği “Gatya” (şalvar) giysiler kullandığı Hans Dernschwan’ın 1955 yılında yayınladığı “Anadolu’ya Sey ahat” kitabında bahsedilmiştir. Ayrıca Şile’de yaşayan Rumların dokuma tezgâhları için İstanbul’a giderek iplik temin edip aynı zamanda dokunan ve dikilen iç çamaşır ve gömlekleri İstanbul piyasasına sattıklarına dair yazılı ve sözlü kaynaklar mevcuttur.” (7)
Yukarıda anılan iş kolları arasında 20.yüzyıla ne kaldı? Balıkçılık, odun ve kömür üretimi devam etti. Ahşap gemicilik sektöründe giderek daha küçük boyutta üretim nedeniyle, kereste talebi azaldı. Yolların ve motorlu araçların gelişimine paralel olarak deniz taşımacılığı da Şile ölçeğinde önemini kaybetti. Dokumacılık ve tekstil olarak Şile bezciliği ev ekonomisine değer katmaya devam etti. Deniz kazaları bağlamında "tahlisiye" konusuna ayrıca yer vereceğiz.
(1)Osmanlı Döneminde Şile, Mümin Yıldıztaş, Şile Belediyesi, 2019
(2)19.yüzyılda Bolu Eyaletinin Kocaeli Sancağına Bağlı Şile Kazasının Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Belgin Yılmaz , Yüksek Lisans Tezi , 1994
(3) 19. YÜZYIL
BAŞLARINDA KOCAİLİ SANCAĞI’NDA EŞKIYALIK Osman KÖSE, Uluslararası Gazi Akça Koca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu
Bildirileri, Kocaeli Belediyesi 2015
(4) 19.yüzyılda Batı Karadeniz’de Tekne Ustaları, Emel Kurt, Yüksek Lisans Tezi, 2021
(5) XIX. Yüzyıl Başlarında İstanbul Merkezli Osmanlı Deniz
Taşımacılığı, Necmettin Aygün, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi
Dergisi,Sayı 23, 2008
(6) İstanbul’un İaşesinde Deniz Ulaşımının Önemi, Arif
Kolay, VIII. Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu, 2016
(7) Şile Bezi
Dokumacılığının Tarihsel Yolculuğu, Dilek Tüm Cebeci, Social Sciences Studies
Journal, 2022
- İstanbul ve Boğazın Savunmasında Şile Bölgesi.
- Şile'de Birlikte Yaşam
- Birinci Dünya Savaşı’nda Rus Donanmasının Faaliyetleri ve Şile
- Birinci Dünya Savaşı'nda Şile Bölgesinde Asayiş Sorunları




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder