13 Nisan 2026 Pazartesi

Osmanlı Dönemi Şile

Osmanlı egemenliğinden önce Şile’nin içinde yer aldığı bölge Selçuklu akınlarının hedefi olur.

“Üsküdar (Damalis) Kıyıları: Anna Komnena, Süleyman Şah’ın (Sulayman) İznik’te (Nicaea) yerleştiğini ve Türk akıncı gruplarının Boğaz kıyısındaki Damalis (bugünkü Üsküdar/Harem civarı) kasabasına kadar ulaştığını açıkça belirtir.

Kıyı Köylerinde Yerleşim: Metne göre, Bizanslılar Türklerin kıyıdaki küçük köylerde ve kutsal binalarda hiçbir korku duymadan ve engellenmeden yaşadıklarını bizzat görüyorlardı. Bu durum, bölgede geçici veya kalıcı karakolların/yerleşimlerin kurulduğunu doğrulamaktadır.

Şile (Chele/Chili) Bölgesi: Eserin ilerleyen bölümlerinde (özellikle 10. Kitap'ta), İmparator Aleksios'un Türk akınlarını durdurmak için Sangarios (Sakarya) Nehri ile Chele (Şile) köyü arasındaki sahil şeridini bir kanal ile koruma altına alma projesinden söz edilir. Bu bölgenin "İshmaelites" (Türkler) tarafından kolayca yağmalandığı ve bölgede hak iddia ettikleri anlatılır.

Stratejik Hakimiyet: Türklerin sadece yağma yapmadığı, aynı zamanda Bitinya ve Tinya bölgelerindeki kıyı şeritlerini ve Boğaz’ın girişini kontrol altına aldıkları kaydedilir. Hatta İmparator Aleksios’un bu yayılmayı durdurmak için denizden gizli baskınlar düzenlemek zorunda kaldığı anlatılmaktadır.” (1)

“1097 yılında Haçlı ordularının İznik'i kuşatması ve Selçukluları Anadolu'nun içlerine (Konya'ya) doğru çekilmeye zorlamasıyla, Şile ve kıyı şeridi tekrar Bizans (Komnenos Hanedanı) kontrolüne geçmiştir.

Bu çekilmeden sonra bölge, 14. yüzyılda Osmanlıların (Akçakoca Alp ve ekibi) gelişine kadar yaklaşık 230 yıl daha Bizans/Ceneviz kontrolünde kalmıştır.

Osman Bey zamanında, şehir dışındaki Bithynia Akçakoca’nın adına izafeten Koca İli ismini almıştır. Orhan Bey, Akçakoca’nın ölümünden sonra Nikomedia’yı barış yolu ile ele geçirdi. Valiliğine oğlu Süleyman Paşa’yı atadı. Akbaş ile Yahşi gibi kumandanlar da Araman ve Kandıra’da beyliği temsil ettiler. Abdurrahman Gazi’nin Aydos’daki askerleri de daha sonra yeni ele geçirilen şehirde iskân edildiler. Türkler Nikomedia adını kendi aksanlarına bağlı olarak İznikmid diye devam ettirdiler. Eis-Nikomed’den şimdiki İznikmid ve zamanla da İzmit ortaya çıkmıştır.  

Akçakoca, Akçakocalılar ve Kocaeli, Enver Konukçu , Gazi Akçakoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Kocaeli Belediyesi Yayını, 2015

 



Osmanlılar, 1305 yılında Yoros ve Şile kalelerinin fethini gerçekleştirmişler ancak bölgede tutunamamışlardır. 1329 yılından itibaren Boğaz’ın Anadolu yakasını tekrar hakimiyet altına almaya başlamışlardır. Tahrir defterlerinde yer alan Şile kazasındaki Nilüfer Hatun’un mülkü ve Orhan Gazi’nin vakfı bu hakimiyetin önemli göstergelerindendir.

Bu akıncılar, 1304 yılı başlarında Kocaeli’nden İstanbul Boğazı’na kadar her yerde faaliyet göstermekte idiler. Türkler bir gemi bulunca Boğaz’ı geçiyor, İstanbul önlerine kadar geliyorlardı. Chélé (Şile) ve Anadolu-Kavağı’nda tepede Hiéron (Yoros) kaleleri onların saldırılarına hedef oluyordu. Panik halinde kaçan Rum halkı, İstanbul’a sığınıyor; sokaklar açlık ve hastalık çeken insanlarla doluyordu. Halil İnalcık

 

1391’de Yıldırım Bayezid, İstanbul’u muhasara etmeye giderken yol üzerinde bulunan Yoros Kalesi’ni fethetmiş ve Şile Kalesi’nin fethine de Yahşi Bey’i görevlendirmiştir. Yahşi Bey’in emrindeki kuvvetler 1391’de sulh yoluyla Şile Kalesini fethetmiştir.” (2)

Bu konuda Hadidi Tarih’inde şu mısralar yer almaktadır;

… Pes andan sürdü leşker Yıldırım Han Koca-ili’ne erişdi şitâbân Hemandem Yahşi Beğ’i etdi irsâl Dedi Şumlu hisarını üşüp al Erişti Yahşi Beğ düşdü hisara Azuğı yoğidi kalmadı çâre Danışdı kâfirün cemʻ oldu varı Verürler eylükle ol hisarı Bekidüp er koyarlar ol hisara Gelürler şenlikile şehriyara…

"Bundan sonra Yıldırım Han (Sultan Bayezid), ordusunu sürerek Kocaeli bölgesine büyük bir hızla ulaştı.

O anda hemen Yahşi Bey’i görevlendirip gönderdi ve ona; 'Şumlu (Şile) kalesini kuşatıp ele geçir!' dedi.

Yahşi Bey kaleye ulaştı ve kuşatmayı başlattı.

 Kaledekilerin (savunmacıların) erzakları tükenmişti, artık yapacak bir şeyleri kalmamıştı.

Kalede yaşayanların tamamı bir araya gelip durumlarını görüştüler ve sonunda kaleyi güzellikle (savaşmadan, barış yoluyla) teslim etmeye karar verdiler.

Osmanlılar kaleyi sağlamlaştırıp içine kendi askerlerini yerleştirdiler.

Ardından büyük bir sevinç ve şenlik içinde padişahın yanına, şehre geri döndüler."

 (3)

 “1391-1402 yılları arasında Şile ve Boğazın Anadolu yakasının Osmanlı Devleti’nin elinde olduğu ve Ankara bozgunundan sonra (Fetret Devri) tekrar Bizans hakimiyetine geçtiği bilinmektedir. İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakası 1420’de tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.” (2)

1402’den sonra Şile’nin kimin kontrolunda olduğu net değildir. Bölge İznik İmparatorluğunun alanında kalmakla birlikte, dengelerin değişmesine paralel olarak el değiştirmiş olabilir.

“Şile ile ilgili elimizde bulunan en erken tarihli tahrir çalışması muhtemelen II. Mehmed (1453-8) zamanında yapılmıştır. Bu tahrir kayıtlarında erken dönemden beri yöreye Türkmen taifelerinin yerleştirilip, bu Türkmenlerin Şile’yi yurt edindikleri anlaşılmaktadır. Sonraki tahrirler sırasıyla 1522/3, 1565/626 ve 1590/1 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Şile, 1420 yılından günümüze Türk hakimiyetindedir.” (2)

(1)Anna Komnena , The Alexiad,Çeviren :Bilge Umar, İnkılap Yayınevi, 1996

(2) XV. ve XVI.yy.da Şile Kazası, Aziz Adiloğlu, Yüksek Lisans Tezi, 2021

(3)Tevarihi Ali Osman-1299-1523-Hedidi-Hazırlayan -Necdet Öztürk- Edebiyat FakültesiBasımevi-1991


🔎15. ve 16. Yüzyıllarda Şile I

🔎 15. ve 16. Yüzyıllarda Şile II

🔎 17 ve 18.Yüzyıllarda Şile

🔎  19.Yüzyılda Şile I

 🔎 19.Yüzyılda Şile II

 

10 Nisan 2026 Cuma

Bir Zamanlar Şile


Şile anlatılmaz yaşanırdı. Bu duygu 1970’lerin sonuna kadar böyleydi diyebilirim. Belki 1980’leri de katabiliriz. Benim için Şile’nin altın çağı 1960’lardı. Kuşkusuz bu niteleme öznel. Şile’nin her kuşağının kendine göre bir Şile altın çağ tarihi ve betimlemesi vardır. Tiyatro sanatçısı Şile'li İsmet Ay için 1950'li yıllar unutulmazdı.

Şile çok yakın tarihlere kadar kasaba nüfusu 3000’i aşmayan, adeta birbirine akraba bir topluluğa ev sahipliği yapıyordu. Sanki yakın ve uzak akraba gruplarının oluşturduğu bir sosyal çevreden söz ediyoruz. Bu akrabalık etnik köken bağlantılarını aşan, bir arada ve yalıtık bir çevrede yaşamaktan kaynaklanan bir sosyolojik olguydu. Kuşkusuz kasabanın yaşam modelleri farklı grupları, dışarıdan gelen memurları vardı. Yine de aynı Üsküdar caddesinde alışveriş yapan, aynı arnavut kaldırımları adımlayan, aynı doğal plajlara giden, yaş gruplarına göre ayrılmış kahvelerde sohbet eden, aynı okullarda, aynı efsane öğretmenlerden ders alan kuşakların oluşturduğu bir yaşama çevresiydi söz konusu olan.

Şile’nin kendine özgü atmosferi nasıl betimlenebilir? Buraya gelen memurları bile içine çeken bu atmosfer bağımlılık yaratacak yarı mistik, tarif edilmesi zor ögeler taşır. Herkesin mutluluk reçetesi farklıdır. Şile eczanesinde tüm reçeteleri karşılayacak ilaç koleksiyonu vardı. Şizoidler, yaşam ustaları, melankolikler, sürgün ruhlar, maceraperestler ve en sıradan olanlara kadar…

Şile’nin İstanbul gibi bir metropole bu kadar yakın olması, kaderinin kaçınılmazlığını da belirledi. Pandemi ve deprem korkusu, Şile kent dokusunun zaten artan yoğunluğunu katlayarak bugünlere getirdi. İnşaat rantının dayanılmaz çekiciliği, her toprak parçasının bir gün betonu tadacağı gerçeğini ortaya koydu.  Yerel yönetimlerin gücünü aşan rant iştahı, doymak bilmez açlığı ile eski Şile’yi yok etti. Bu olgu hemen hemen bütün kıyı yerleşimleri için de geçerli oldu. Türkiye’nin makro ekonomik yapısı ve bilinen birçok nedenle bugünkü manzara oluştu. Sorun kişiler ile bağlantılı değil. Tüm toplum katmanları bir şekilde bu süreçte pay sahibi.

Doğduğumuz, büyüdüğümüz bu coğrafyanın uzak geçmişi belki de sadece merak edenler için bir anlam ifade ediyor. Yüzlerce yıl önce yaşayan hemşerilerimiz ilk defa ne zaman yerleşik bir hayat kurdular. Birbiri ardına egemenlik mücadelesi yapan hangi güçlerin kontrolunda yaşadılar. Geçim kaynakları, karşılaştıkları zorluklar, keder ve mutluluk zamanları gibi daha birçok soru yanıtlanmayı bekliyor.

Burada, ulaşabildiğimiz kaynaklara dayanarak, antik dönemden bu yana Şile’nin serüvenini ortaya koymaya çalışacağız. Doğrusu Şile başlangıç dönemlerinde demirleme yeri, ara istasyon konumuyla coğrafi olarak büyük bir yerleşim yeri değildi. Başka bir ifadeyle, ulaşabildiğimiz kaynaklarda görünen manzara bu. Şile, çevresi ormanlar ile kaplı, daha çok deniz bağlantılı ulaşıma sahip, doğal liman olarak da sınırlı olanakları olan bir bölgeydi. Bu özelliği 20.yy.ın ilk on yıllarına kadar değişmedi diyebiliriz.

Şile’nin özellikle merkez yerleşiminin geçmişini konu alan sistematik bir arkeolojik araştırma yapılmadı dersek abartmış olmayız. Şile’yi konu alan araştırmaların referans kaynakları oldukça sınırlı ve birçok araştırma bu kaynakları tekrar etmekle yetinmek zorunda kalmış.

Değindiğimiz gibi Şile tarihi olarak hiçbir zaman büyük bir yerleşim yeri olmadı. Belgelerde ve anlatılarda deyim yerindeyse antik ve daha sonraki metinlerde arkeolojik çalışma yapan dönem yazarlarının izini sürerek derleyebildiklerimizi bir araya getireceğiz.

Neredeyse 1000 yıla yaklaşan Bizans dönemi Şile’si ile ilgili elimizde yeterli belge olmadığını yapılan akademik araştırmalarda da görebiliyoruz.

Son yıllarda Osmanlı arşivlerinde yapılan akademik çalışmalar Osmanlı erken dönemine ait vakıf ve tahrir defterleri, Şile için yeni bilgilere ulaşmamızı da olanaklı hale getiriyor.

Okuma Atlası formatı içinde, tez, makale ve basılı kitaplarda yer alan bilgileri bir araya getirerek bir bütünlük içinde Şile için bir zaman tüneli oluşturmaya gayret edeceğiz.  

B.Berksan.



9 Nisan 2026 Perşembe

Bizans Dönemi Şile

Bizans dönemi Şile’siyle ilgili elimizde yeterli kaynak bulunmuyor. Tarihi kayıtlarda ve anlatılarda Şile, “kale” si (Ocaklı Ada) bağlamında daha çok bir sürgün yeri olarak anılıyor.

Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldıktan sonra, Doğu Roma daha sonra Bizans olarak anılmaya başladı. Doğu Roma zaman içinde Ortodoks ve Grek dilli bir devlet halinde farklılaştı. Bu değişim 5.-7.yy.da gerçekleşti. Tarihçilerin daha sonra Bizans dedikleri devlet yaklaşık bin yıl yaşadı.

🔎Bizans ( Metindeki tarihleri bağlamında görebilmek için bu sayfa yardımcı olabilir)

“Bithynia, Roma hakimiyetinden önce, Propontis (Marmara) denizinin ve Bosphoros’un (İstanbul Boğazı) doğu kıyılarını ve Pontus Euksenios’un (Karadeniz) batı kısmını kapsayan, Anadolu’nun kuzeybatısındaki bölgeyi kapsamaktaydı. M.Ö. 74’te Bithynia’nın vasiyet yoluyla Roma İmparatorluğuna eklenmesiyle birlikte Bithynia ve çevresi de Roma egemenliğine girmiş ve bölgenin esas sınırları belirlenmiştir (Kaya, 2005: 17). Roma’nın VI. Mithridates’i ortadan kaldırmasıyla birlikte MÖ 63’te bölgeye gönderilen General Pompeius burada yaptığı yeni düzenlemeler kapsamında Pontus’un batısı ile Bithynia Bölgesini birleştirilmiş ve “Provincia Bithynia et Pontus” adı altında yeni bir eyalet oluşturmuştur. Böylelikle antik dönemde Küçük Asya’nın kuzeydoğusunda küçük bir bölge olan Bithynia, Roma İmparatorluk Dönemi’nde, Roma’nın Anadolu’daki en büyük eyaletlerinden biri olmuştur.” (1)


Şile bağlamında konuya yaklaşırsak, Roma dönemi buluntu ve metinler son derece yetersizdir. Şile’nin coğrafi konumu, karadan ulaşımının zorlukları, yerleşim yeri olarak geniş alanlara sahip olmaması nedeniyle, adı bilinen büyük koloni kıyı kentleri yanında görece önemi az olmuştur.




“Bizans'ın yazılı tarihsel kaynaklarında, Şile'nin bulunduğu bölgeyle ilgili kayıtlara, VIII. yüzyılın ikinci yarısından önce rastlanılmaz. 763 yılında, yirmi sekiz bin kişilik bir ordu ile Bizans topraklarına talana gelen Slav kuvvetlerinin bir kısmı daha sonra Artanas deresinin vadisinde yurtlanarak ülkelerine geri dönmemişlerdi. Bunun üzerine imparator V. Konstantinos (741-775) Slavların ikametine gerekli yardımla destek vermiştir.

İmparator I. Romanos Lakapenos döneminde (920-944) 941 yılında talan amacıyla bu kez Ruslar bu bölgeye gelmişlerse de, geri püskürtülmüşlerdir.” (7)

İsim karışıklığı

Bizans döneminde Chele (Χηλή, Ἀχιλή, Χιλή) olarak bilinen yerleşim yerinin (ki burası Şile’dir) ismi konusunda bir karışıklığa da değinmeliyiz.

Orta Bizans döneminde Artanes, Chele olarak biliniyordu. Karpe'nin (günümüzdeki Kerpe) doğusundaki bir diğer yerleşim yeri ise Chelai olarak adlandırılıyordu ve bu durum araştırmalarda sıklıkla karışıklığa yol açmıştır. 

Bizans döneminde Chele (Şile) olarak adlandırılan demirleme yeri olan küçük yerleşime ilk kez 14.yy.da değinilmektedir.

“20. yüzyılın başlarında bile Kilia Huk, demirleme için tehlikeli kabul ediliyordu; açık denizdeki adalar kuzey rüzgarlarında hiçbir koruma sağlamaz, çünkü “deniz adalar arasından büyük bir kuvvetle geçerek rüzgar altı tarafına demirlemiş gemileri tehlikeye atar”  Daha sonraki kaynaklardaki çeşitli açıklamalar, özellikle “denizle çevrili” ve “ada kalesi” nitelendirmeleri, Komnenos döneminde günümüzdeki Şile'nin, kayalık bir adada (→ Mon) bulunan kalesiyle, Komnenos döneminin sonlarında zaten var olduğunu göstermektedir. “


Akademik literatürde (Özellikle Klaus Belke, TIB 13) yapılan ayrım şöyledir:

  • Chēlē (1) - "Eski Şile" (Kilia): Sakarya (Sangarios) nehrinin ağzında, bugün Kefken/Pazarbaşı civarına denk gelen antik liman. Arrianus'un "Kefken'e 20 stadia" dediği yerdir.
  • Chēlē (2) - "Modern Şile": Bugün üzerinde Şile Kalesi'nin ve Feneri'nin bulunduğu, antik adı Artane olan kasaba. (2)

Georgios Bakalakis, Şileli Rumlar arasında 20. yüzyıl başına kadar yaygın olan bir anlatıya dayanır:

  • İddia: Modern Şile (Chēlē 2), 16. yüzyılda (Osmanlı yönetiminin başında) doğudaki Chēlē (1) bölgesinden gelen nüfusun buraya yerleştirilmesiyle yeniden canlanmıştır.

 Bakalakis (Arkeolojik Bakış): Antik Artane vardı, ama 16. yüzyılda Chēlē (1) göçüyle  yeniden canlandı.

Yazıt (Epigrafik Bakış): Şile (Chēlē) ismi ve yerleşimi Roma döneminden beri buradadır, taşınmamıştır.

Sonuç: Bakalakis'in bulduğu seramik parçaları ile antik yazıt birleştiğinde; Şile'nin 16. yüzyıldaki uyanışının, binlerce yıllık bir antik temel üzerinde yükseldiği gerçeği ortaya çıkar.

Niketas Choniates'in Historia (Yıllıklar) adlı eseri, 1118-1206 yılları arasındaki Bizans tarihini, özellikle II. İoannis Komnenos'tan IV. Haçlı Seferi'ne (1204) kadar olan dönemi kapsayan, 21 kitaptan oluşan en önemli görgü tanığı kaynaklarından biridir. Yüksek devlet memurluğu yapmış olan Choniates, Konstantinopolis'in yağmalanmasını trajik bir dille anlatır.

 Choniates yıllıklarında “Chele” yer alır.

“Sayfa 171 

Sebasteianos kardeşler, onu tahttan indirmek ve yerine Alexios Komnenos'u geçirmek için komplo kurmakla suçlanarak darağacında idam edildiler. Komnenos, Manuel'in yeğeni Theodora ile olan gayri meşru ilişkisinden doğan oğluydu ve daha sonra aynı soydan gelen Andronikos'un kızı Irene ile evlendirildi. Kısa bir süre sonra Andronikos, Komnenos'u yakalayıp hapse attı; daha sonra gözlerini sakatladı ve onu Pontos nehrinin ağzında bulunan kıyı kalesi Chele'ye sürgün etti (1183) ve orada onu karşılamak için bir kule inşa edildi. ( Şile Kalesi'ne daha sonra değineceğiz.) Andronikos, kızı Irene'den nefret ediyordu ve onu yanından uzaklaştırdı, kocası için en ufak bir üzüntü duymamasını emretti; eğer babasına karşı bir kız çocuğu sevgisi duyarsa ve onu doğuran kişi için herhangi bir acı hissederse, kocasından nefret edecek ve eski sevgisini aynı derecede bir nefrete dönüştürecekti. Ancak o, uygun olduğu gibi, eşine olan sevgisini inkar edemedi; Acı dolu bir ağıt söyledi ve saçları kesilmiş, paramparça bir halde göründü.”(3)

Geç Komnenos döneminden itibaren, Chēlē kalesi (bugünkü Şile) sürgün ve hapis yeri olarak rol oynamaya başladı. Bu olaylar dizisi, İmparator I. Manuel'in gayrimeşru oğlu Alexios Komnenos ile başladı; I. Andronikos onu kör etmiş ve buraya sürgün etmişti.

Bu imparatorun saltanatının sonu kısmen Bithynia'da yaşandı. Belirsiz bir kehanet nedeniyle Andronikos, isyankar İznik hanedanının liderlerinden biri olan ve muhtemel halefi olarak gördüğü Isaac Angelos'u tutuklayıp öldürmek istedi. Ancak Angelos, kendisini kovalayan acımasız Stephanos Christophorites'i öldürdü ve Ayasofya'ya kaçtı; burada akrabaları ve vatandaşları onu korumak için toplandı ve sonunda onu imparator ilan ettiler.

Andronikos, Boğaz'ın Asya kıyısında bulunan Meludion sarayında kalırken ayaklanmadan haberdar oldu. Konstantinopolis'te, durumun geri döndürülemez olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Meludion'a geri kaçtı, orada karısı (Agnes-Anna) ve sevgilisini gemiye aldı ve Chēle  üzerinden Tauro-İskitler'e (Ruslar) kaçmayı amaçladı. Olumsuz rüzgarlar ayrılışını engelledi, bu yüzden orada yakalandı ve daha sonra acımasız işkencelerden sonra Konstantinopolis'te öldürüldü. (2)

"Sayfa 192 — Andronikos'un yakalanması, şu şekilde gerçekleşti: Kaçarken, imparatorluk döneminden önce kendisine hizmet etmiş birkaç hizmetkarı ve yanında getirdiği iki kadınla birlikte Chelé'ye geldi. Oradaki halk, Andronikos'un imparatorluk nişanlarından hiçbirini taşımadığını ve takip edilmeden kaçarak Tauro-İskitler'e doğru yelken açmak için acele ettiğini görünce, onu gözaltına almaya cesaret edemediler veya bunu uygun görmediler (silahsız olmasına rağmen canavardan aynı derecede korkuyorlardı; çünkü onu gördüklerinde bile ürperiyorlardı); bir gemi hazırladılar ve Andronikos adamlarıyla birlikte gemiye bindi. Ancak deniz bile Andronikos'a kızmıştı, çünkü o sık sık masumların cesetleriyle denizin derinliklerini kirletmişti; dalgalar dimdik yükselip kocaman bir uçuruma geri dönüyor ve onu yutmak için tekrar yükseliyor, gemi de kıyıya doğru sürükleniyordu. Bu durum tekrar tekrar yaşandı ve Andronikos, yakalayıcıları olay yerine gelmeden önce karşıya geçmekten alıkonuldu." (3)

Haritada görüldüğü gibi Bithinia, 4. Haçlı seferinde kurulan İznik İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır.

Georgios Pachymeres (yaklaşık 1242-1310), Palaiologos hanedanı döneminde yaşamış önemli bir Bizanslı tarihçi, filozof ve ilahiyatçıdır. 13. ve 14. yüzyıl Bizans'ının siyasi, dini ve sosyal tarihine, özellikle Osman Gazi'den bahseden ilk Bizans kaynağı olan Syngraphikai Historiai (Tarih) eseriyle ışık tutan bir tanık olarak bilinir.

En önemli eseri olan 13 kitaplık Historia, 1255-1308 yılları arasını kapsar; Bizans'ın son dönemindeki iç karışıklıklar, Latinler, Türkler ve imparatorluğun çöküş sürecine dair birincil kaynaktır.

 

Pachymeres, erken Palaiologos dönemine ait çeşitli anlatımlarda Chele'den bahsetmiştir.

En somut veriler Şile Kalesi’nin işleviyle ilgili tarihsel kayıtlardır. Şimdi Pechimeres’in Tarihi’nden bu kayıtları sıralayalım.” (4)

✅“İmparator VIII. Mihail Palaiologos'un artık kendini adaması gereken birçok görev arasında, tahtını güvence altına almayı ve kendi yönetici hanedanını kurmayı kesinlikle en az bunlar kadar önemli görüyordu. Oğlu Andronikos'un ortak imparator olarak taç giymesi ve henüz evlenmemiş üç kız kardeşinin yabancılarla evlenmesinin yanı sıra, bu hedef aynı zamanda, zaten tamamen tahttan indirilmiş, reşit olmayan İmparator IV. John Laskaris'i potansiyel olarak tehlikeli bir rakip olarak ortadan kaldırmakla da destekleniyordu. 1261 Noel Günü'nde Mihail, onu Chēlē adasındaki kalede kör ettirdi ve daha sonra, büyük olasılıkla Nikētiatu Phrurion kalesine (Dakibyza'dan daha olası) hapsetti.

✅Yaklaşık 1275 yılında, Katolik Kilisesi ile birleşmeyi reddettiği için VIII. Mihail tarafından görevden alınan Konstantinopolis Patriği I. Joseph, önce Anaplous Manastırı'na, ardından da Chele adasındaki kaleye gönderilmiştir. Joseph, Chele'de bir kış geçirdikten sonra, sert koşullar nedeniyle VIII. Mihail'den başka bir yere nakledilmesini istemiş ve ardından Kosmidion Manastırı'na gönderilmiştir. Bu dini çatışma sonraki yıllarda da devam etti ve radikal Arsenitlerin lideri John Tarchaneiotes'in 1289'da Çele'ye sürgün edilmesiyle sonuçlandı.

✅1284 baharında Adramyttion'da imparator ve patrik tarafından ortaklaşa yönetilen bir sinodda Arsenitlerle önemli tavizler yoluyla bir anlaşmaya varma girişimi yalnızca kısmen başarılı oldu. Bir grup gerçekten de resmi kiliseyle uzlaştı, ancak (diğerlerinin yanı sıra) Iōannēs Tarchaneiōtēs'in (daha sonra → Chēlē'ye [2] sürgün edilen) önderliğindeki radikal bir kanat herhangi bir uzlaşmayı reddetti.

✅1296'da Andronikos II, Anadolu'ya (son seferi) bizzat bir sefer düzenledi; hedef olarak Chēlē belirtiliyor ve bu nedenle seferin muhtemelen Paphlagonia Türklerine (Candaroğulları) karşı düzenlendiği tahmin ediliyor; bu Türklerin faaliyetleri bu dönemde başlamıştı. İmparator hala Damatrys'te takviye kuvvetlerini beklerken, 1 Haziran 1296'daki şiddetli deprem onu ​​​​kötü bir alamet olarak yorumlayarak geri dönmeye sevk etti.

Pachymerēs, yaklaşık bu dönemde Türklerin kuzeybatı Anadolu'da Boğaz'a kadar ilerleyişini, bunun sonucunda Britanyalı Zantiyalı nüfusun karşılaştığı sorunları ve İstanbul dahil olmak üzere kaçışlarını anlatır. Uzak kuzeyde Chēlē (2), Astrabēkē ve Hieron Türk saldırılarının kurbanı oldular.

✅1306'da, megas primmikērios Kassianos, Mezotinia'ya (esas olarak Bitinya Yarımadası) vali olarak gönderildi; Türklerle işbirliği yapmakla suçlanan Kassianos, Chēlē'ye (2) kaçtı, ancak orada vatana ihanetten tutuklandı ve yargılanmak üzere İstanbul'a gönderildi.869” (4)

Görüldüğü gibi, kayıtlarda Chele daha çok bir sürgün yeri olarak anılıyor.

“Chēlē, günümüz Şile'sinin bulunduğu yerde, 14. yüzyılın başlarından itibaren (ve iddia edildiği gibi sadece 15. yüzyılda değil) geç orta çağ ve erken modern dönem portolan haritalarında ve haritalarında ortaya çıkmaktadır. Portulanen (Sola, Silli, C. Scillii, Silli, C. [de] Schilli, Dischili, Sieli, Sile, Sili), burada bir stallo (demirleme yeri) olarak tanımlanır ve e non à stallo per nave, ma è tiradore de barche (küçük gemileri kıyıya çekme aracı veya imkânı) şeklinde açıklama yapılır. “ (2)

Şile Rus hacıların uğradığı bir durak

Aşağıda haritada Chele’nin adı Rus hacıların izledikleri rotada da yer almaktadır.


1389'da Rusya Metropoliti Pimen'in maiyetinin büyük çoğunluğu Chile'de gecelediğinde, şehir, doğudaki komşu Astrabēkē (Seyrek) gibi Türklerin elindeydi.

“ Metropolitin, Sırp Prensi Lazar'a saldıran Murad'dan haber almak için durduğu Astrabikes'te bulunduk.  Haberler de vardı: Hem Murad hem de Lazar çatışmada öldürülmüştü. (1389) Türk devletinde olduğumuz için bir karışıklık çıkmasından korkan metropolit, keşiş Mikail'i görevden aldı; Piskopos Mikail beni, Ignatius'u görevden aldı; Sergius Azakov da keşişiyle aynı şeyi yaptı.  Aziz Petrus Günü'nden önceki Pazar günü Astrabike'den ayrıldık; ertesi sabah Şili'den ayrıldık (Şili veya Kili (Ignatius kasabanın adını "Fili" olarak verir), Boğaz ağzının yaklaşık 35 kilometre doğusunda yer alan, modern Türk kenti Şile'nin (Delatte, Les Portulans grecs, 26) antik Artane'nin Geç Bizans dönemindeki adıdır) , Rheba'(Riva)yı geçtik ve [Boğaz'ın] ağzına vardık. Deniz fenerini geçtik ve çok iyi bir rüzgarla, tarifsiz bir sevinçle Konstantinopolis'e ulaştık.” (5)

Ayrıca Chele'nin, 1404 yılında Timur'un sarayına giderken ziyaret ettiği Ruy González de Clavijo'nun anlatımındaki Sequello kalesi olması da mümkündür. (7)

Bu konuda kaynak (2)de daha kuşkucu bir bakış vardır. “Sequelo, Karadeniz'in güney kıyısında, Boğaz ağzı ile Daphnusia adası arasında yer alan bir kaledir; kesin konumu veya tanımlanması mümkün değildir.

1403 sonbaharında ve yine 1404 ilkbaharında, İspanyol elçisi Clavijo, Timurlenk'e giderken Sequelo'nun yanından geçti veya orada kısa bir süre durdu. Konumu ve tanımına (kıyıdan uzakta bir resif üzerinde, dar bir giriş noktası dışında denizle çevrili) dayanarak, Astrabēkē veya (isim biçimine dayanarak, ancak tanım daha az eşleşiyor) Chēlē (2) (Şile) ile aynı olabilir, ancak konumu kesin olarak belirlenemez.”(2)

“Şile'nin sokak aralarında bir zamanlar bazı tarihi mimari parçalara rastlanmaktaydı. Bunlardan bir kısmı Bizans dönemine aitti. Bu dağınık parçalar 1980'li yıllarda Şile'nin eski kaymakamlarından olan rahmetli  Yüksel Özden tarafından bir araya toplatılarak ilçede küçük bir açık hava müzesi kurulmuştu. Fakat bakımsızlıktan kısa sürede bir çöplüğe dönüşen korunmasız alandaki bu parçalar daha sonra bu alana inşa edilen bir lokantanın bahçesini dekore etmek için kullanılmıştır. Halen aynı yerde, Bizans dönemine ait mermer sütun gövdeleri ve sütun başlıkları, başka dönemlere ait diğer tarihi taş eserlerle bir arada bulunmaktadır.

Bir grup müzelik malzeme ise Şile Kültür Evi'nin bahçesinde korunmaktadır. Fakat bunların içinde Bizans dönemine ait parça bulunmamaktadır. Günümüzde de doğal bir fizik tedavi merkezi olan Şile'ye 1 km kadar uzaklıktaki "Kumbaba" sahilinin Bizans döneminde de aynı şekilde kum, güneş ve deniz banyosu konusunda rağbet gördüğü ve saray erkanı mn, özellikle romatizmal hastalıklara karşı buradaki ince kumu tedavi amaçlı kullandığı, özel teknelerle bu geniş kumsala geldiği bilinmektedir. Gazeteci, yazar rahmetli Turan Aziz Beter'in Kumbaba'da tesis ettiği ve o dönem için Avrupai özelliklere sahip olan otelde süs elemanı olarak kullandığı, kendi özel koleksiyonunda bulunan arkeolojik eserlerden de yeri gelmişken söz etmek gerekir. Her biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin envanterine kayıtlı olan bu taş eserler genel itibariyle toplama malzemeler olduklarından hepsinin Şile ile bağlantısının olduğu söylenilemez” (7)

Sonuç olarak, Bizans Şile’sinin bütünlüklü bir panoramasını çıkarmak için şimdilik elimizde yeterli kayıt ve arkeolojik buluntu olmadığını söyleyebiliriz. Chele nasıl bir idari yapılanma ağının içindeydi, nasıl yönetildi gibi birçok soru yanıtsız kalıyor. Belki de bu “demirleme yeri” Osmanlı döneminde, Bakalakis’in de belirttiği gibi, yeni gelenlerin göçüyle daha büyük bir yerleşim yeri haline geldi. Osmanlı kayıtlarını daha sonra değerlendireceğiz.

(1)Bithynia Bölgesi Roma Dönemi Mimari Betimli Kent Sikkeleri,  Metehan İhtiyar, International Journal of Social Inquiry Cilt / Volume 14 Sayı / Issue 2 2021 

(2)Bithynien und Hellespont, Klaus Belke, Österreichische Akademie der Wissenschaften, Wien 2020

(3) O City of Byzantium, Annals of Niketas Choniates, Wayne State University Press,1984

(4)     9 Geōrg. Pach. I, XXVIII, 256f.; Failler, Chronologie I 75–77 .

 10 Geōrg. Pach. II 533, 601; PLP 9072; Failler, Chronologie II 233; A . Failler, in: Geōrg. Pach. V 7.     11 Geōrg. Pach.III 153; PLP 27487 .
 12 Geōrg. Pach.III 259–361;
 13 Geōrg. Pach. IV 453
 14 Geōrg. Pach. IV 681; PLP 11346

(5)Majeska, Russian Travelers, Les églises orientales et les rites orientaux, Raymond Janin, 1922

(6) Narrative of the Embassy of Ruy Gonzalez de Clavijo to the Court of Timou, at Samarcand, A.D. 1403-

(7) Bizans Döneminde Şile, TAÇ Mimarlık Arkeoloji, Sanat ve Kültür Dergisi, Sayı 13, 2019-2020

(8) Bizans Tarih Atlası, John Haldon, Kitap Yayınevi, 2006


5 Nisan 2026 Pazar

Antik Dönem Şile

Antik dönemde, Şile’nin yerleşim yeri olarak ne zamandan beri kullanıldığı sorusuna yanıt vermek oldukça güç. Ancak Şile’nin bulunduğu coğrafyanın kimlerin kontrolunda olduğu konusunda bir iz sürdürebiliriz. 

Aşağıda antik metinlerden yapılan alıntılarda, Şile'nin yerleşim yeri olarak belirlendiği kayıtlar yer almaktadır.



Clemens Emin Bosch’un “Bitinya Tetkikleri” adlı metninde, döneme ilişkin kaynakların yetersizliğinden söz edilmektedir. Bosch birçok kaynağı değerlendirerek Bitinya’nın hudutlarını belirlemiştir.

“Bitin kavminin Küçük Asya'da tespit edilebilen en eski oturma yerleri, Karadeniz, İstanbul Boğazı ve İzmit körfezi tarafından çevrilen yarımada üzerinde idi; doğuda bunlar, Sakarya'ya kadar uzanıyordu. İşte bu, sonraları siyasi hudutlarını güney ve güney doğuya doğru genişletecek, fakat kavmi hudutlarını hemen hemen hiç değiştirmeyecek olan asıl Bitinya'dır.”

“Bitinlerin Trakya'dan Anadolu'ya muhaceretinin vuku'unu M.Ö. 7 inci asrın ikinci yarısında tespit ile bu araştırmayı bitirebiliriz. “

“Miletliler M.Ö. 700 senelerinde, Bosporos kenarında Bebriklere rastlamışlardı, Bundan başka, diğer kaynaklarda da Bebrikler, umumiyetle, Bitinlerin öncüleri olarak kabul edilirler ve birçok antik müellifin kaydettiği gibi, Bitinya yarımadası daha önceden Bebrikya ismini taşıyordu. Bebrik ismi, Frig isminin aynıdır ve böylece bu Bebrikler, M.Ö. 12. asırda, Küçük Asya'ya muhaceret eden Friglerin burada kalmış bakiyelerinden başka bir şey değildirler. Şu hâlde biz, 1150’den 650 ye kadar olan 500 senelik zaman için, Bitinya'da bir Frig kavminin oturduğunu kabul edebiliriz. 1200'den evvel burada hangi kavimlerin oturmuş olduklarını tespit hususunda elimizde vasıtalar yoktur. Yalnız, şimdilik, Anadolu'nun otokton ahalisi.”

“Şimdi izah edilmesi icabeden bir mes'ele daha vardır ki, o da Strabon'un (12, 3, 3) Bitinlerle beraber zikrettiği Tinlerin kim olduklarıdır. Tinler, daima ve yalnız Bitinlerle beraber zikredilmesi lâzımdır. İsimlerinin de gösterdiği gibi, Bitinlerle son derece yakın akraba olmaları lâzımdır. Belki de bunlar, başlı başına bir kavim değil, fakat Bitin kavminin bir koludurlar. Bunun böyle olduğuna, Tinlerin, Bitinlerle birlikte Küçük Asya'ya göç etmeleri ve Bitinya yarımadasında bunların yanında yerleşmeleri buna bir delil olsa gerektir. Tarihi tabiisinin 5 inci kitabında Küçük Asya'yı tarif eden Plinius'a göre, Tinler sahile, Bitinler ise memleketin iç taraflarına yerleşmişlerdi” (1)

Görüldüğü gibi Bitinler bölgeye geldiklerinde Frig kalıntısı Bebrikler ile karşılaşmışlardır. Helen kolonilerinin Bithynialılar ile ilişkilerine değinen diğer bir çalışmada iki topluluk arasının hiç de dostane olmadığına değinilmektedir.

“Bithynialılar, bölgelerini M.Ö. VIII. yüzyılda başlayan Hellen Kolonizasyon hareketi sonucu yeni yerleşimcilerle paylaşmak durumunda kalır. Hellen kolonizasyonu M.Ö. IX. yüzyılın başlarında başlar. Tsetskhladze tarafından hazırlanan liste Karadeniz’e yönelik Hellen ilgisinin M.Ö. VIII. yüzyılın ikinci yarısında başladığını ortaya koymaktadır. Bithynia bölgesinin Miletos ve Megara tarafından kolonize edildiği görülmektedir. Astakos, Kallipolis, Kios, Myrleia (Brylleion) ve Thynias Hellen Kolonizasyonu boyunca M.Ö. VIII. ve VII. yüzyıllarda, Bithynialılar'ın genel olarak yerleştiği bölgede, Miletos ve Megara tarafından kurulduğu bilinen kolonilerdir.”

🔎 Bithynia (Bitinya) Krallığı

“Hellen kolonileri ve Bithynialılar arasındaki erken dönem ilişkiler konusunda bilgilerimiz yetersiz olsa da, V. yüzyıldan itibaren Bithynialılar’ın güçlenmeye başlamasıyla iki grup arasındaki ilişkinin genellikle çekişmeli olduğu gözlemlenmektedir. M.Ö. V. yüzyılın ortalarından itibaren Bithynialılar’ın kabile liderleri çevresinde organize olmaya başladıkları görülmektedir. Bu oluşum daha sonra kurulacak Bithynia Krallığı’nın bir nüvesiydi. M.Ö. V. yüzyıl ortalarından itibaren Dydalsos (M.Ö. 435) adında bir kabile liderinin öncülüğünde Bithynialılar’ın Hellenlere karşı saldırılar düzenleyecek kadar organize olduklarını ve bazen de kendi çıkarları için Hellenler’e karşı Pers satraplarıyla anlaşmalar yapacak kadar bölgede söz sahibi oldukları görülmektedir. Alkibiades’in seferi sırasında Kalkhedon ve Bithynialılar arasındaki iş birliği ise ortak çıkarlar söz konusu olduğunda birlikte hareket edilebildiğinin göstergesidir.” (2)

Karadeniz güney kıyılarında kurulan Miletos kolonilerinden yola çıkarak, Şile’nin de bir Miletos kolonisi olarak kurulduğu varsayımı, elimizdeki kaynaklara göre çok güçlü görünmüyor. Nitekim, “Karadeniz kıyıları, başta Traklar, Getalar, İskitler, Kolhiyalılar, Mariandynoi, Chalybes ve Macrones olmak üzere yerli halk tarafından yoğun bir şekilde iskân edildi. Bunlardan birçoğu başından beri Yunanlılara düşmanca davrandı: örneğin, Heracleia Pontica (Karadeniz Ereğlisi) ile Bizans arasındaki geniş alanda, verimli topraklara ve mükemmel limanlara rağmen, görünüşe göre kolonilerin kurulması için ideal bir bölge olmasına rağmen, hiçbir Yunan kolonisi veya yerleşimi yoktu; çünkü eski Yunan yazılı kaynaklarının bize anlattığı gibi, burası düşmanca yerlilerin yaşadığı bir bölgeydi.” (3)

Şile yerleşimine ilişkin Antik yazılı kaynaklara geçmeden önce, buluntular bağlamında iki arkeolog tarafından yapılan belirlenimlere değinmeliyiz.

“Şilede eski iskân izlerine 1951 yılında kasaba içinden geçen Ağva yolu yapılırken ilkokul önünde ve ayrıca üzerinde kale bulunan adada rastladık. Buralarda toplanan çanak-çömlek kırıkları kısımların Helenistik çağdan beri devamlı olarak iskân edildiğini göstermektedir.” (4)

“Küçük adayı çevreleyen düzensiz duvar çevresinde, eski tuğlalar, çeşitli kulplar ve amforaların sivri tabanları gibi bol miktarda buluntu vardır ve bunların aynı bölgeye ait olması gerekir. Adanın duvarla çevrili alanının içinde daha fazla eski parça belgelenmiştir” (5)

Antik dönemde Şile konusundaki ilk yazılı kaynak Pseudo-Scylax'ın (veya Ps.-Scylax'ın ) Periplous'dur : Akdeniz ve Karadeniz çevresindeki kıyı yollarını, kasabaları ve limanları ayrıntılarıyla anlatan, MÖ 4. yüzyıla ait bir Yunan denizcilik rehberi (yaklaşık MÖ 330'lar). Burada, Mariandynialılardan sonra Trakya Bitinyalıları ulusu, Sagarios nehri, Artanes nehri, Thynias adası (ve Herakletos orada yaşar) ve Rhebas nehri gelir. Sonra dümdüz ileride boğaz ve Pontos ağzındaki söz konusu kutsal alan, bundan sonra Trakya dışında bir şehir olan Chalkedon.(6 ) Bu sıralamada gönderme yapılan Artanes, bugünkü Türknil nehri (Şile Suyu, Pot Deresi ya da Heciz Deresi) bir nehirdir.

Lucius Flavius Arrianus Ksenōphōn1, İS. ca. 86 yılında Bithynia Eyaleti’nin başkenti Nikomēdeia’da (İzmit) doğmuştur. Lucius praenomen’i (ön adı) ve Flavius3 nomen’i (soy/kabile adı), onun ve ailesinin Roma vatandaşı statüsü taşıdığına işaret etmektedir. Bithynia’nın önde gelen aristokrat ailelerinden birine mensuptur.

 “Arrianus, İmparator Hadrianus’a sunduğu Periplus Ponti Euxini (Karadeniz Seyahati)(M.S.131) adlı raporunda, günümüzde Şile ve çevresiyle özdeşleştirilen coğrafi noktaları iki farklı isim altında zikretmektedir: Artanē (Artanes): Arrianus, sahil şeridini tarif ederken Artanē Irmağı’ndan açıkça söz eder. Burayı, "Aphroditē kutsal alanı yakınlarında küçük gemiler için bir demir atma yeri" olarak tanımlar. Rapora göre Artanē, Kara Burun (Melaina akra) ile Psilis Irmağı (Gök Su) arasında yer almaktadır. Kaynaktaki yorum bölümünde bu ırmağın Artanē/Kuzgun(?) Irmağı olduğu belirtilmektedir.” (7)


“Μέλαινα ἄκρα= Kara Burun, günümüzde de aynı adla anılmaktadır. Ardından, Aphroditē’nin kutsal alanı yakınlarındaki Artanē= Kuzgun(?) Irmağı civarında gemilerin demirlemesi için uygun, küçük bir limana gelinirdi. Söz konusu limanın uygunluğunu, coğrafyacı Menippos (frag. 5704) eserinde doğrulamıştır.  (4-5) Arrianus (l.c.), Artanē’den sonra, Psilis (Gök Su) Irmağı (Strab. XII. 3. 7 c. 543) ve ona müteakiben, gemilerin demir atması için elverişli Kalpē (Kefken’deki Kerpe) Limanı’nı anlatır. Ksenōphōn (Anab. VI. 3-4), Kalpē limanında Hellen ordusunun ne şartlar altında konakladığını kaleme almıştır.” (7)

Burada bir konuya daha değinmeliyiz. Birçok yerel ve tanıtım amaçlı kaynakta, Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı yapıtta Şile’nin adı geçmektedir. T.A.Beler, “Şile antik çağda iki defa istilaya uğramıştır. Birinci istila eski Yunanlıların Pers seferinden geri dönüşlerinde komutanları Xenephon tarafından, ikincisi ise kıyı şeridini takip ederek ilerleyen Roma komutanı Lucullus tarafından gerçekleştirilmiştir.” (8)

Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı yapıtı incelendiğinde, Şile’nin (Artane) ordu için belirlenmiş bir durak veya yerleşim yeri olarak geçmediği görülmektedir.

Onbinler'in Karadeniz kıyısındaki rotası ve Şile bölgesine dair yapıtta yer alan bilgiler şu şekildedir:

Ana Duraklar: Onbinlerin Karadeniz’in güney kıyısında konakladığı ve mola verdiği başlıca merkezler; Trapezus (Trabzon), Kerasus (Giresun), Kotyora (Ordu), Sinope (Sinop) ve Herakleia’dır (Ereğli).

Bölgesel Boşluk: Yapıtta, Herakleia ile Byzantion (İstanbul) arasındaki geniş kıyı şeridinde —ki Şile bu hat üzerindedir— hiçbir Yunan veya dost şehrin bulunmadığı açıkça ifade edilmektedir. Ksenophon bu bölgeyi, karaya çıkan veya kazaya uğrayan Yunanlılara karşı son derece saldırgan davranan "Bithynia Thraklarının" yurdu olarak betimler.

Kalpe Limanı: Şile bölgesine en yakın ana durak Kalpe Limanı’dır (günümüzde Kefken/Kerpe bölgesi ile ilişkilendirilir). Ordu burada uzun süre kalmış, kurban falları nedeniyle hareketsiz beklemiş ve yerel kabilelerle çatışmıştır. (9)

Lucullus'un Karadeniz seferi sırasında Şile'den (Artanes ) söz edilmediği görülmektedir. Bunun temel nedenleri ve seferin odak noktaları şu şekilde detaylandırılabilir:

Seferin Coğrafi Odağı: Lucullus'un Üçüncü Mithridates Savaşı'ndaki operasyonları esas olarak Karadeniz'in daha doğusundaki stratejik merkezlere odaklanmıştır. Kaynaklarda zapt edilen veya kuşatılan başlıca şehirler olarak Sinope (Sinop), Amisus (Samsun) ve Herakleia Pontica (Ereğli) zikredilmektedir,

Bölgesel Boşluk: Byzantium (İstanbul) ile Herakleia Pontica (Ereğli) arasındaki sahil şeridi —ki Şile bu bölgenin merkezindedir— Arkaik ve Klasik dönemlerde yerel halkların (Bitinyalılar ve Mariandinler) düşmanca tutumu nedeniyle “büyük bir Yunan yerleşimi” barındırmıyordu. Bu durum, bölgenin Lucullus'un seferi sırasında stratejik bir hedef veya lojistik bir üs olarak öne çıkmamasını açıklamaktadır.

Artanes'in Statüsü: Antik coğrafyacı Arrianus, Artanē Irmağı'nı sadece küçük gemiler için bir demirleme yeri ve bir Afrodit kutsal alanı olarak tanımlamıştır. Lucullus'un büyük ölçekli askeri operasyonları ve binlerce askerden oluşan lejyonlarının hareketleri, Şile gibi o dönemde "polis" (şehir-devleti) statüsünde olmayan küçük ölçekli durak noktalarından ziyade, büyük ikmal merkezleri ve krallık başkentleri (Tigranocerta gibi) etrafında şekillenmiştir. (10)

Son olarak, mevcut bilgileri derleyen güncel bir kaynağa daha değinelim. 

“Artanēs (Ἀρτάνης, Ἀρτάνας, Ἀρτώνης), Bitinya Karadeniz kıyısındaki nehir (ve küçük yerleşim yeri), bugün Darlık Deresi (nehir ağzında Bot Deresi, yukarı kısımlarında Ulu Dere olarak da bilinir), Şile'nin yaklaşık 3 km batısında Karadeniz'e dökülür! ; Afrodit tapınağında küçük gemiler için bir demirleme yeri veya liman (hormos, limēn, limenion) ve limanın önünde bulunan küçük bir adanın bulunduğu nehir (ve yerleşim yeri, chōrion), eski ve geç antik dönem çevrelerinde → Melaina Akra ve → Psillis arasında listelenmiştir.

Artakē chōrion'u ile aynıdır. Artane (Artamen, Arcene), Melena ve Philium arasındaki sahil yolunda bir istasyon olarak da kaydedilmiştir.

Yerleşim ve Afrodit tapınağı muhtemelen, doğrudan kıyıdan uzakta uzun bir adanın bulunduğu Darlık (veya Bot) Deresi ağzı bölgesinde yer alıyordu. Ancak belki de liman ve ada, 2,5 km kuzeydoğuda bulunan günümüz Şile'sini (→ Chēlē [2]) ifade etmektedir. Artane'nin kendisinde bilinen hiçbir antik kalıntı yoktur. 2000 yılında ziyaret edildi. “(11)

 Görüldüğü gibi, birbirine referans veren başvuru kaynakları nedeniyle, Şile’nin Milet kolonisi olduğu gibi teyit edilmesi gereken bilgiler özellikle akademik olmayan yayınlarda tarihsel bir olgu olarak kabul görmektedir. Şile’nin antik tarihi güncel akademik çalışmalar ışığında yeniden ele alınmalıdır. B.Berksan

Not: Karadeniz'in kolonizasyonunu ayrı bir yazıda ele alacağız.

(1) E.Bosch, Bitinya Tetkikleri, Çeviri Sabahat Atlan, BELLETEN, Cilt 10, Sayı 37, 1946, 29 - 54,

(2) Hale Güney, Hellenistik Dönem Öncesi Bithynia’da Hellen Kolonileri ile Bithynialılar Arasındaki İlişkiler,  Sayı: Ağustos 2014, Cilt 78- Sayı 282 Sayfalar: 407-434

(3) Gocha R.Tsetskhladze , Greek Colonisation An Account Of Greek Colonies and Other Settlemments Overseas, Leiden Boston 2006

(4 ) Nezih Fıratlı, Şile ve Kalealtı, Turing Otomobil Kurumu Belleteni, No 120, Ocak 1952

(5) Bakalakis, G. Untersuchung über Chelae, Proocedings of the Xth International Congress of Classical

Archaeology (437-447), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. 1978

(6) The Periplous of Pseudo-Skylax: An Interim Translation by Graham Shipley, 2002

(7) Arrianus’un Karadeniz Seyahati, Hellence Aslından Çeviren ve Yorumlayan Murat ARSLAN, 2005 Odin Yayıncılık

(8) T.A.Beler, War Adam Ein Turkei, Mey-Er Matbaası, İstanbul, 1984

(9) Ksenophon, Anabasis, Onbinlerin Dönüşü, Hürriyet Yayınları 1974

(10) Franz Steiner, Themes, Character, and Politics in Plutarch’s Life of Lucullus, Verlag Stuttgart 2008

(11) Klaus Belke, Bithynien und Hellespont, Österreichische Akademie der Wissenschaften, Wien 2020