31 Mayıs 2026 Pazar

1950'ler Şile I



Türkiye’de çok partili hayata geçilmiştir.

3 Mayıs’ta yapılan yerel seçimi Şile’de Demokrat Parti kazanır.

“1950 Seçimleri

Bir devir kapanır. Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidara gelir. 22 Mayıs 1950 de kurulan hükümetin başbakanı Adnan Menderes’tir.

“1950-1954 yılları DP iktidarının yığınlar tarafından benimsenmesi açısından çok önemli ekonomik olanaklar sağlamıştı. Bu olanakların başında, II. Dünya Savaşı'nın tarafsız Türkiye için uygun gelişen dış ticaret ilişkilerinden ötürü Merkez Bankası'nda döneme göre yüksek sayılabilecek bir döviz ve altın rezervinin birikmiş olması gelmektedir.

Öte yandan, savaş sonu ekonomik durumu ve Kore Savaşı'nın yarattığı uygun konjonktürden ötürü başta pamuk olmak üzere bazı tarım ürünlerinin dış pazarlarda uygun sayılabilecek fiyatlardan müşteri bulması, ticaret hadlerinin lehe dönmesi, ikinci olanağı meydana getiriyordu.

Bunun da ötesinde, Marshall Planı vb. dış yardım ile borçlanma imkanlarının genişliği, bir başka fırsatı göstermekteydi. DP iktidarı bu olanakların tümünden yararlanarak 1950-54 döneminde yığınlar açısından "ekonomik rahatlama" diyebileceğimiz bir ortam yarattı. Bu ortamın savaşın zor günleri unutulmadan yaratılması, yığınların partiye ve onun iktidarına güçle bağlanması sonucunu doğurdu.”

Yeni dönemde Şile Demokrat Parti’ye oy veren ilçeler arasına girdi. Tek parti geleneğinden gelen güçlü bir CHP’li damar da vardı.

1950 Şile Nüfus Verileri

  • Toplam Nüfus: 16.196
  • Şehir Merkezi (İlçe Merkezi): 2.012
  • Köyler (Kırsal Nüfus): 14.184

Bu dönemde Şile, nüfusunun çok büyük bir kısmının köylerde yaşadığı, tipik bir kırsal yerleşim karakteri sergiliyordu. İlginç bir detay olarak, 1945 yılında 17.688 olan toplam nüfusun 1950'de yaklaşık 1.500 kişi azalarak 16.196'ya düştüğü görülmektedir. Bu düşüş, o dönemdeki ekonomik sebeplerle gerçekleşen iç göçlerden kaynaklanmış olabilir.

1950 sayımı, Türkiye'de "sokağa çıkma yasağı" uygulanarak yapılan tam kapsamlı sayımlardan biriydi (22 Ekim 1950).

O tarihlerde Şile, günümüzdeki kadar yoğun bir turizm merkezi değil, daha çok tarım, balıkçılık ve ormancılıkla geçinen bir ilçeydi.



İşte 1950’lerin ilk yarısındaki Şile’nin gazetelere yansıması

 30 Nisan 1950

VALİ ŞİLE VE AĞVA’YA GİTTİ

Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Kerim Gökay Şile ilçesinin Ağva bucağına giderek Ağva deresi mansabının onarımı işini mahallinde tetkik etmiştir.

Vali ve Belediye başkanı Şile yolunda Ömerli bucağına uğramış ve bucağın çeşitli meseleleri üzerinde köylülerle görüştük ten sonra Şileye hareket etmiştir.

Şilede dispanser inşaatını teftiş eden vali ve belediye reisiyle beraberindekiler oradan doğruca Ağva bucağına gitmişlerdir.

…

Ağvalılar bilhassa bucağa bağlı köylerin su meselelerinin hallini ve sahil yollarının tamirini İstemişler ve derenin tanzimine karar verilmesinden dolayı memnuniyetlerini ve teşekkürlerini belirtmişlerdir.



 24 Mayıs 1952 İkdam Gazetesi

Vali ve Belediye Başkanımız Ord. Profesör Fahrettin Kerim Gökay dün Şilede nutuk söylerken...

 "Çok daha iyi, güzel günlere gidiyoruz!,

 Şile camiini törenle açan vali ve Belediye reisimizin demeci

 Ord. Profesör Gökay, yol ve orman dâvalarının da halledileceğini belirtti

Vali ve Belediye Reisi Ord Prof. Gökayın dün Şileye gittiğini yazmıştık. Dün akşam geç vakıt şehrimize dönen Ordinaryüs Profesör Gökay bu seyahatinde Şile-ye kadar olan yol boyunea civar köylerden gelen halkla hasbihalde bulunmuş, dileklerini dinlemıştir. Vali, bu arada Hecíz köyünde yaptığı konuşmada orman mevzuuna temąsla şunları söylemiş- -

Bundan çok daha iyi, güzel günlere gidiyoruz, Sizin bütün dertleriniz halledilecektir. Yalnız sizden orman davasına, orman bakımına ehemmiyet vermenizi isti-(Devami 3 ncü Sayfada)

Prof. Gökay Şilede yapılan cami açmış, buradan da Akçakese ve Kabakoz köylerini ziyaret etmiştir. Ord. Prof. Gökaya her iki köyde de hararetli tezahürat yapılmıştır.

Vali ve Belediye Başkanı bir arkadaşımıza tetkikleri hakkında şunları söylemiştir:

İlk vazifeye başladığım zaman vaadettiklerimizi birer birer yerine getiriyoruz. Akçakese ve -Kabakoz köylerinde bizi sevincin en son tezahüratile karşıladılar. -Yalnız köylülerin yol derdi çok büyüktür. Bu bakımdan ızdırap -çekiyoruz, Fakat bu davayı da, orman işini de ele aldık. Muhakkak. -halledeceğiz.

Şileliler valinin ziyaretine -camiin küşadıma memnun olmuşlardır. Camide topluca Cuma namazı kılmışlar, hükümetimize dualar etmişlerdir.

ŞİLE’DE İMAR İŞLERİ

25 Mayıs 1952 Akşam

Fener Ağva yolu tamamlandı. Şile dispanseri açıldı

951 bütçesiyle Şilede Fener Ağva iltisak şosesi tamamlanmış ve seyrüsefere açılmıştı. Bu yıl da yol asfaltlanacaktır.

Şile dispanseri tamamlanmış ve faaliyete geçirilmiştir. Ahmetli köyünden sahili takiben Beykoz’a gidecek yolun tesviyesine başlanmıştır. Şile camisi, minaresi müstesna olarak bitirilmiş ve cemaate açılmıştır.

Eski Halkevi binası ortaokula tahsis olunmuştur. Şilelilerin geçimde maruz kaldıkları zorluğu gidermek için bu mıntıkada fındık yetiştirilmek düşünülmüş, bin fındık ağacı dikilmiştir. Şile köylerinde ve Şile merkezinde teftişlerde bulunan Vali ve Belediye Reisi halkla temasta bulunmuş, bilhassa köylüler yolsuzluk dolayısıyla kışın merkezle irtibatı kesilen beş kilometrelik Kabakoz köyünün yollarına başlanması ve camilerinin tamamlanması suretiyle teşekkürlerini bildirmişlerdir. Köylerinde ilk defa en büyük mülkiye Amiriyle karşılaştıkları için sevinçlerini çiçekler ve kurbanlarla kutlayan Akçakeseliler de köylerine iki kilometreden getirilen suya kavuşmaları dolayısıyla ayrıca sevgi tezahüründe bulunmuşlardır. Beykoz’la Şile yolu güzergâhında bulunan Ömerli nahiyesine üç kilometreden su getirilmiştir. Ömerliler Vali ve Belediye Başkanı ile Genel Meclise teşekkürlerini bildirmişlerdir.

Şilenin civarındaki tahta köprünün de beton tahviline başlanmıştır, 1952 bütçesinden ayrılan ödenekle Şile ve köylerinin yeni su ihtiyacı sağlanmış olacaktır. İlçeye altı kilometreden getirilecek suyun borularının tefrişine devam edilmektedir.

Aşağıdaki haber 1950 başlarındaki Şile’yi dış gözle betimliyor. Henüz turizm canlanmamıştır. Temel eksiklerin tamamlanmasına gayret edilmektedir. Ulaşım sorunları devam etmektedir.

BU PAZAR ŞİLE’YE GELİN ALMAYA GİTTİK

19 Eylül 1952 Vatan

Bazı yerler vardır, ayrılırken ayaklarınız geri geri gider, İçinizde, oraya doyamamış olmanın bir sizi gibi yer ettiğini duyarsınız, İşte, Şile de benim için böyle yerlerden biri. Hem de sık sık gittiğim, uzun uzun oturduğum halde...

…

Şile, Üsküdar’a 71 kilometre uzaklıkta,. Otobüs, ortalama iki buçuk saatte varıyor. Yolun dörtte üçü asfalt. Yalnız, Ömerli ilerisindeki «eski yol» yakınlariyle «Erenler» arasında kalan kısım şose halinde, oldukça toz yapıyor.

…

Posta yapan otobüsler kamyondan bozma, E: hurda, her tarafı, ateşli bir hastalığa tutulmuşcasına titriyor, Oturacak" yerleri dar, Üstelik balık istifi dolduruyorlar, Buna rağmen yer bulmak ayrı mesele, Dolmuş yapan otomobiller ise hem pahalı, hem de her keseye uygun değil.

…

Vasiyet bayırının hemen altından geçen Şile deresine geldiğiniz zaman, solda, mısır tarlalarının arkasında dünyanın en güzel plâjlarından birini göreceksiniz, Hele arabanız bayırı tırmanıp tepeye çıktığı an, kilometrelerce devam eden muhteşem kumsalı ayaklarınızın dibine serilmiş bulacaksıniz, Öyle bir kumsal ki, Amerikan filmlerinde gördüğünüz Pasifik plâjları bunun yanında çocuk oyuncağı gibi kalır.

…

Şilenin altındaki — kumsalda Belediye Plâjı var. Buraya yirmi otuz kişilik soyunma yeri yaptırılmış. Kabinelerin üzerine beton çekilip, gazinomsu bir yer haline getirilmiş. Hepsi bu kadar. Öte yandan onbinlerin istifade edebileceği koca plâj, bomboş duruyor.

…

Şilenin sahil lokantalarında; azametli bir manzarayı kartal yuvasından seyredermişçsine- İstanbulda kenar köftecilerine vereceğiniz para mukabilinde - karnınızı doyurabilirsiniz. Mevcut iki - üç otelin de, yer varsa; çift yataklı, temiz bir odayı beş liraya kiralayabilirsiniz, Ekseri aileler, ufak ücret mukabilinde — tertemiz odalarını ziyaretçilere veriyorlar.

 

Fakat, Şile hep böyle güllük gülüstanlık mıdır? Elbette onun da noksanları, — dertleri var, Yoldan bahsetmiştim. Yetmiş kilometrenin, kırk- kırk beş kilometreye indirilmesi, virajların azaltılması mümkün., Hem de bu, oldukça ucuza mal olabilir. Fener civarında ufak bir mendirek yapılabilir. Bu da Şileye denizden de gidilme- sini mümkün kılar. Kışın da birçok can - mal kayıblarının önüne geçer. Mevcut adâcıklar mendirek inşaatının masrafını çok azaltacaktır .

Şile’de elektrik var. Geceleri saat 19 ile 24 arasında, bir de cumartesi, pazar günleri öğleden sonra veriliyor. Eğer burası turistik bölge olarak ele alınacaksa, elektrik ve su dâvasının halledilmesi gerek, çünkü su, henüz çeşmelerden kova ile taşınır, Evlerde, oteller- akar su yoktur. Halbuki, kasaba civarında, Kostoplu mevkiinde, Taşdelene yakın lezzet te bol bir su; boşu boşuna akıyor. Bunun Şileye getirilmesi için teşebbüse geçilmiş. Kendiliğinden tazyikli olarak evlere vermek mümkün olacak, Ka saba bugün 2.000 nüfuslu., Su ise 8.000 nüfusa bol bol yetecek vaziyette.

Fener dibindeki otelin gazinosunda Belediye Reisi İbrahim Karaca ile kahvelerimizi yudumlarken, o dert yanıyor

 «— Şimdiye kadar bu su için ellibeş bin lira harcandı. Bütün keşifleri, plânları — tamam. Daha 143 bin lira lâzım. Otuz bin liralık belediye bütçesiyle bu işin başarılmasına imkân yok, — İller Bankasına borçlansak, ödeyemeyiz. Bunu devlet babadan bekliyoruz.»

 İbrahim Karaca, vücut yapısının gösterdiğinden çok genç. Tabii Demokrat; ama muhalif, muvafik, müstakil herkes seviyor. Çünkü; çalışkan, makamını arpalık değil, bir hizmet yeri telâkki ediyor.

..

Şile kızlarının ekserisi vasatın üstünde güzel oluyorlar. Ayrıca bir bahtiyarlıkları da var. Kimsenin kendilerine sataşması korkusu — olmadığından, her zaman, her yerde kalp huzuru içindeler. Çünkü Şile erkekleri, tahminin — fevkinde medeni, Bir erkeğin, kadınlara sarkıntılık etmesi, ora- “da rastlanır hâdise değil, Hattâ, İstanbuldan gelip, kasaba içinde mayo ile şort arası kıyafetle dolaşan kadınlara, başını çevirip bakan olmuyor bile... Hırsızlık yok. cinayet, yaralama nâdirat kabilinden, Onu da dışardan gelenler yapıyor. Yalnız bol bol orman dâvası, yani kaçak odun kesmek, kömür yakmak gibi şeyler. O da ekmek parası yüzünden — oluyor, Kısacası Şile, bugünkü asayişsizlikten ürkenlerin — hiç olmazsa pazar günlerini iç rahatlığı ile geçirebilecekleri, rahatsız edilmek korkusu olma- dan gezebilecekleri yer olarak da tercih edilmeye değer. MELİH YENER




BİR ŞİLE HABERİ

Akbaba Dergisi, 21 Mayıs 1953

Belki bilirsiniz. Falih Rıfkı, öteden beri Şile der, Şile işitir. Haydi, dedik, şuraya kalabalık basmadan bir sefer edelim.

..

Derken, tıknefes araba, sert bir virajı dönerken çimento bulamamış inşaatçı gibi ink diye durdu. Şoför:

İnelim baylar! emrini verdi. Bir iki kişi mırın kırın edecek oldu. Şoför:

Kendimize gelelim baylar, hayatınızdan ben mes'ulüm! diye rest çekti. Vay canına, şoförün okumuşu bir başka oluyor. İndik çaresiz. Bayanlar kaldı. Haydi heyamolayla arabayı itmeğe koyulduk.

Ama bir iki meraklı ecnebi varmış, herhalde rahatları kaçmıştır. Siz şimdi ne yediniz diye soracaksınız tabiî Şile'de... Öyle havada oraya gitmeğe kalkmakla zaten yiyeceğimiz kadarını yemiştik, fazlasını midemiz, kahvecinin ikramını, aldığımız öteberinin fiyatını kesemiz kaldırmadı.

KUMBABA

Şile’nin turizm kasabası olmasında ve dışa açılmasında önemli rolü olan bir isim de Turan Aziz Beler’di. Turan Aziz 1953 yılında Şile’ye gelir. Belki de Şile turizminin dış dünyaya açılmasında en önemli rollerden birini oynar.




ŞİLE SUYA KAVUŞUYOR

28.04.1954  Milliyet

281 bin lira sarfiyle inşa edilecek sa tevzi deposunun temeli dün atıldı.

Şilede 248 bin lira sarfiyle inşa edilecek olan su tevzi deposunun temeli dün tören le atılmış ve yıllardan beri iyi bir içme suyunun hasretini çeken Şilenin yakın bir zamanda bol ve iyi suya kavuşması için harekete geçilmiştir.

Dün yapılan törende Vali, Gökay, Demokrat Parti Başkanı Necmi Ates, Vilayet jandarma kumandanı, Şile Kaymakamı ve kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuş tur. Törende Gökay ve Necmi Ateş birer konuşma yapmışlardır.

Diğer taraftan ilgililer şehir içindeki çeşmeleri çoğaltmaya karar vermiş ve tamir edilecek çeşmelerle, yeni çeşme yapılacak mahalleri tesbit etmişlerdi. Bu husustaki hazırlıklar sona ermiş ve önümüzdeki günler içinde faaliyete geçilmesine karar verilmiştir.



BUZLAR ŞİLE SAHİLLERİNDE

1950’li yılların başlarında belleklerde en çok yer eden olaylardan biri de Şile sahillerinin buzlar ile kaplanmasıdır.

25 Şubat 1954 Akşam

“Tuna nehri ağzından kopup İki günden beri Karadeniz Boğazı açıklarında dolaşan buz kitleleri nihayet dün akşam geç vakit Boğazdan içeri girmiş ve Karadenizden Marmaraya olan daimi akıntı seyrini takib ederek ağır ağır ilerlemeğe koyulmuş ve şimdi tamamen Marmaraya kadar yayılmış bulunmaktadır. “

“Karadeniz Boğazı dışında İğneada, Karaburun, Orhaneli ve Çayır mevkilerini kaplıyan buz kitleleri arasına düşen bazı motorlarımızın tehlikeli durumları hakkında dün malumat vermiştik. 75 tonluk Şen Şile, 100 tonluk İğneada ve 120 tonluk Çavuşoğlu motor-maalesef bu dakikaya kadar hiç bir kurtarma hareketi yapmıya muvaffak olamamıştır.”

🔎Şile'de Sinema

🔎Bir Portre: Kumbaba'yı Marka Yapan Adam Turan Aziz Beler


1940'lar Savaş Sonrası Şile

SAVAŞ SONRASI…

Türkiye’nin son anda Almanya’ya savaş ilanı, yeni kurulan düzende yer almasını sağladı. Savaş bitmişti. Amerikan çağı başlıyordu. “Soğuk Savaş”ın ilk ayak sesleri Şile sahillerinde duyulacaktı. Boğazlara yönelik Sovyet tehdidi nedeniyle, Şile sahillerinde ABD Ordusu subaylarının gözlemci olarak katılacağı tatbikat düzenlenir.

https://bberksan.blogspot.com/p/deneme.html (Soğuk Savaş)

Her yerde olduğu gibi günlük hayata dönülmüştür.

7 Haziran 1945'te Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan; parti tüzüğünde ve kanunlarda demokratik düzenlemeler yapılmasını isteyen "Dörtlü Takrir"i sundular. Bu önergenin reddi ve sonrasındaki ihraçlar, Demokrat Parti’nin doğum sancılarıydı.

1946-50 arası kasabalara kadar yansıyan siyasi ayrışma dönemidir. Bu dinamikler burada konumuz değil. Ancak akışımız sürecinde yerele olan etkilerini göreceğiz.

Muhalif basın sesini yükseltmekte, yeni kurulan Demokrat Parti yoğun bir siyasi kampanya yürütmektedir.

1940’lı yılların sonunda Şile’nin elektrik sistemindeki gelişmelerine ilgili konuda değinmiştik. Bu yıllarda altyapıda da iyileştirmeler yapılır.

1940’lı yıllarda Şile hala turizmden gelir elde eden bir kasaba değildir. Savaş koşulları ve sonraki toparlanma yılları öncelikleri değiştirmiştir.

Turizmin giderek ekonomideki öneminin artması için 50’li yılları beklemek gerekecektir.

Biz yine gazete haberlerine dönelim:




Şile C.H.P. kongresi

28 Aralık 1946 Tasvir

Recep Ulus, Jandarma komutanı yüzbaşı Mehmet Çakıcı, şehir meclisi Azalarından Celal Arslangiray orman işletmesi şefi İslam Gürsoy sorgu hâkimi Naim Tezmen hazır bulunmuşlardır.

Kongreye riyaset edecek olan heyetin birinci başkanlığına Doktor Fazıl Şerafeddin intihap edilmiştir. İkinci başkanlığa Ali Küçükkapancı, katipliklere de Hikmet Salcı, Bekir Bulca intihap olunmuşlardır.

Kongre açıldığı zaman Ebedi Şef Atatürk’ün manevi huzurunda üç dakika tazim sükutuna durulmuş, bundan sonra ilçenin bir senelik çalışma raporu okunmuştur. Raporda ilçenin çalışmalarına işaret edildikten sonra, orman İşlerine temas edilerek söyle denilmektedir:

Geçen yıl kongresinde etraflı tartışmalara konu olan orman işlerimiz, en büyüklerimizin gösterdiği alaka sayesinde bugün artık bir şikâyet konusu olmaktan çıkmış bulunduğuna kaniiz...

 Çünkü orman işletmesi her köy hudutlarına yakın olan yerlerde vatandaşlarımıza kesim sahalarını göstermiş ve arkadaşlarımız da buralarda çalışmaktadır.

Bundan böyle ormanlarımızın en kesim müsaadesi nispetinde işletmeğe devam edecekleri şüphesizdir. Yalnız bu meyanda bir noktaya parmak basmak isteriz. Orman kamulaştırılmasından en mütevellit bir kötümser hava yaratılmak isteniyor. Aleyhimize bu kötümser havayı yaratanlar mevcut olduğuna inanmamak yerinde olmaz... Evet ormanlar bugün şahsın malı olmaktan çıkmış. Çıkmış da ne olmuş?

«Hükümet almış diyenlere hükümet ile ferdin arasında, yani bizlerin ayrı ayrı birer varlık olduğumuzu, ilçenizde telakki ve kabul eden biç bir fert yoktur. Hükümeti teşkil eden bizler, bizlerin de bir araya gelerek, bizi idare etmek üzere seçmiş olduğumuz hükümet te, adımıza hareket eden bir icra kuvvetinden başka bir şey değildir. Şu hâlde, elimizden alınarak başkasının eline geçen ne bir karış toprağımız ne de bir tek ağacımız ve ne de ormanlarımız vardır. Orman da, hükümet te biziz ve her şey bizimdir.

 Rapor okunduktan sonra delegeler rapor hakkında söz almamış ve reye konularak kabul edilmiştir.

Bunu takiben üç kişiden müteşekkil, dilekleri tetkik, hesabata tetkik etmek üzere üç komisyon seçilmiştir. Ve celseye bir saat ara verilmiştir.

İkinci celse saat 14 de açılmıştır. Komisyonların verdikleri raporlar okunmuş ve delegeler tarafından söz alan olmadığı için reye konulmuş ve kabul edilmiştir.

Bundan sonra ilçe İdare kurulu İçin yedi ast, yedi yedek olmak üzere 14 aza intihap edilmiştir. Asil azalar şunlardır: Recep Ulus, Ahmet Remzi Acar, Ali Kavak, Ahmet Çayıroğlu, Ali Küçükkapancı; Yusuf Öztürk, Şevki Ener..

Yedek olarak ta seçilmiş olanlar şunlardır: Ahmet Öztaş, Hikmet Salcı, Hasan Öner, Ali Yücel, Cemal Anıl, Enver Kapancı, Şevki Günay...

Bunlardan başka İl kongresine iştirak etmek üzere de dört asil, dört te yedek delege İntihap edilmiştir. Asiller sunlardır: Recep Ulus, Halil Aydın, Celâl Arslangiray, Ahmet Remzi Acar.. Yedekler ise şunlardır: Ahmet Çayıroğlu, Ahmet Kınay, Hasan Erol, Nazif Can.

Kongre saat 17 de sona ermiştir.


ORDUMUZ BUGÜN ŞİLE CİVARINDA TATBİKATA BAŞLIYOR

6 Ekim 1948  Anadolu Gazetesi

Tatbikatta Cumhurbaşkanımız, Millet Meclisi başkanı Amerikan general ve subayları bulunacaklardır

İstanbul, 5 (Telefonla) - Cumhurbaşkanı İnönü, bugün beraberinde Bayan Mevhibe İnönü, oğlu Ömer İnönü ve kızı Erdem İnönü ve genel kurmay başkanı orgeneral Salih Omurtak olduğu halde, hususi trenleriyle Ankara’dan şehrimize gelmişlerdir.

…

Orgeneral Nuri Yamut motörde İnönü’ye yarın başlıyacak olan askeri tatbikat hakkında geniş izahat vermiştir. İnönü bu alaka ile dinlemiş ve bu etrafında askeri erkânla görüşmüştür. 

Beş gün devam edecek olan bu askeri tatbikat yarın saat dokuzdan itibaren Şile civarında başlayacak ve tatbikatın hitamında büyük bir geçit resmi yapılacaktır.

Bu sabah Amerikan’ın Türkiye’ye yardım heyeti başkanı General Mak Brid, hava yardım heyeti başkanı General Hovard, deniz yardım heyeti başkanı Amiral Setil ve diğer yüksek rütbeli Amerikalı subaylar da gelmişlerdir.

Amerikan askeri heyeti de askeri tatbikata davet edilmişlerdir.

….

MAYIN TEHLİKESİ

Savaş bitmiştir ama geriye kalan mayınlar can almaya devam eder.

15 Kasım 1948 Demokrat İzmir

Şilede bir mayın patladı

4 kişi öldü

-Şile, (Hususi) Evvelki gün burada dört kişinin hayatına mal olan bir kaza olmuştur.

Üç gün evvel dalgaların tesiriyle sahile bir mayın vurmuştur. Bunu gören 4 kişi mayını merakla tetkik ederlerken birdenbire patlamış ve bu dört kişiyi öldürmüştür.

ORMAN KÖYLERİNİN SORUNLARI

Aşağıdaki haber, üretici-tüketici zincirinde aracıların rolü konusundaki kadim soruna da değinmektedir.

7 Nisan 1948 Yeni Sabah

Şile ve Köylerinden kömür getirilemiyor

Orman İşletmesinin müstahsile 800 kilodan aşağı nakil müaadesi vermemesi, İstanbulda kömür sıkıntısına yol açtı

Havaların iyi gitmesine ve bahar mevsiminin başlamasına rağmen şehrimizin muhtelif semtlerinde, bilhassa Üsküdar bölgesinde mangal kömürü sıkıntısı baş göstermiş buIunmaktadır,

Şile ve köylerinden gelen haberlerden öğrendiğimize göre, oralar da Istanbula sevk edilmek üzere tonlarca kömür stok edilmiştir. Müstahsil, Orman İşletmesinin çıkardığı güçlükler yüzünden kömürünü İstanbula sevk edememektedir, Orman İşletmesi, ancak müstab sile, arabasında 800 kilo kömür bulunduğu takdirde nakliye müsaadesi vermekte, aksi halde, bu müsaadeyi vermemektedir.

Diğer taraftan işletme, birkaç tahsilin birleşerek malını aynı araba ile sevk etmesine de mani olmaktadır,

İstanbulun kömürsüz kalmasındaki sebebleri izah ettikten sonra fiyatların yüksek olmasındaki sebebler arasında da yine müstahsile gösterilen güçlükler bulunmaktadır.

Öğrendiğimize göre köylü 100 kilo kömürü 300 kuruşa meletmekte, toptancılara 8 veya 9 kuruşa satmaktadır.

Müstahalle  Ormaniye rusumü hariç üç kuruş bir kar kalmaktadır. Fakat toptancılar, hiçbir zahmet ihtiyar etmeden 4 kuruş kazanmaktadır,

Öğrendiğimize göre belediye, Şile bölgesinden ve Trakya’dan kömür maliyet hesaplarını sormağa karar vermiştir.



CELAL BAYAR’IN AĞVA ZİYARETİ

25 Eylül 1948 Son Posta

Celal Bayar Ağvadan döndü

Bayara Şile köylüsü acı acı dert yandı

Başkan, D. P. nin, iktidarın yapamadığını yapmağa muktedir olduğunu tekrar etti

Demokrat parti başkanı Celal Bayar dün beraberinde İl başkanı A. Münip Berkant, Salih Keçeci, Emin Nihat Sözeri, Ahmet Merter ve Hüsamettin Giray olduğu halde Şileye ve Ağva’ya gitmiş, halkla ve köylülerle temaslar-da bulunmuştur.

Celal Bayar’ı Şile Demokratları  kasabanın giriş noktasında hararetli bir surette karşılıyarak kurban kesmişler ve buradan yürüyerek toplantı mahalline gitmişlerdir. Celâl Bayar evvela Şilelilerin dileklerini ve şikayetlerini dinlemiştir. İleri sürülen şikâyet ve dilekler sırasiyle orman kanunu ve tatbikatının tevlit ettiği zararlar, hayat pahalılığı, tevzie tabi maddelerin tevzi şeklindeki yolsuzluklar, şekere yapılan zam, dokumacılığın hiç bir surette himaye edilmemesidir.

29 Mayıs 2026 Cuma

1940'lar ve II.Dünya Savaşı

Ülkenin her yöresinde olduğu gibi Şile için de, II.Dünya Savaşı 40’ların ilk yarısının en önemli olgusudur.

1941 Haziranı’nda Balkanlar’ın Almanlar tarafından işgal edilmesi ve savaşın topraklarına çok yaklaşması üzerine Türkiye, kendisini güvence almak için Almanya ile bir saldırmazlık antlaşması imzaladı (18 haziran 1941). 22 haziran 1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması Türkiye’yi rahatlattı. Ancak müttefikler, savaşa girmesi için Türkiye üzerindeki baskılarını artırdı. Bütün baskılara rağmen Türkiye savaş dışı kalmakta direndi.

30-31 Ocak 1943’te Yenice istasyonunda (Adana) Churchill’le, Aralık 1943’te Kahire’de Roosevelt ve Churchill’le yaptığı görüşmelerde İnönü, Balkanlar’daki Alman ordusunun kısa sürede Trakya ve Boğazlar’ı ele geçirebilecek durumda olduğunu, savaşa katılabilmesi için Türk ordusunun güçlendirilmesi gereğini ileri sürdü. Türkiye’nin istekleri fazla bulundu ve Türkiye ile müttefikler arasında bir güven bunalımı doğdu. Bilindiği gibi savaşın son döneminde Türkiye Almanya’ya savaş açtı.

“Türkiye savaşa fiili olarak girmese de savaşın bütün olumsuzluklarını yaşamış ve savaş hazırlıkları yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Her an savaşa hazır olma durumu karşısında ekonomik planların uygulanması mümkün olmazken enflasyon yükselmiş ve bütçe açıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Halk yoksullaşırken savaş, bütün etkileri ile toplumu derinden sarsmıştır.” (Mahfi Eğilmez)

Özetlediğimiz bu sürecin gerilimi bir şekilde Şile’ye de yansıdı.

Karartmalar, karne uygulamaları ile yetersiz üretime çözüm aranması, fiyatların aşırı artması, temel tüketim mallarındaki kıtlık, karaborsa, kasabada da günlük hayatı olumsuz etkiler.

Her şeye karşın hayat devam etmektedir. Dokunan bezler yine sahillerde ağartılır, gecelikler işlenir, çiftçiler eker ve biçerler, balıkçılar kısmetlerini denizlerde aramaya devam ederler. Bıldırcın göçleri için ağlar kurulur. Odunlar ve kömürler İstanbul’un ihtiyacı için üretilir. Hayvan sergileri devam eder. Çektirmeler, motorlar kötü havalarda Şile açıklarında batarlar…

Necla Berksan, bağımsız küçük prensliğe atfen Şile’ye “Monaco” derdi. Bunu şu anlamda söylerdi. Şile kendine özgüdür, ülkede ne olursa olsun, onun yaşantısı etkilenmeden ve başka olaylara duyarsız olarak devam eder 😊 Uzun yıllara dayanan ve gözlemin bir ifadesiydi bu…

Eğitim, ulaşım, dokumacılık, altyapı (Yol, elektrik) gibi konuları tematik olarak verirken bu yıllara yansımalardan söz etmiştik. Onları tekrar etmiyorum.

Karartma için alınacak önlemler, dönemin atmosferini yansıtmaktadır. Bazı maddeleri paylaşıyorum:

 HUSUSİ TENVİRAT

22 Kasım 1940 Halkın Sesi

4-Müstacel inşaat ve sair lüzumlu işlerde karartılmış fenerler ve maskelenmiş hafif ışıklı cep lâmbaları kullanacaklardır. Daha kuvvetli ışığa lüzum görüldüğü hallerde bu ışıkların dışarı ya ışık sızdırmıyacak şekilde çadır ve sair örtüler ile maskelenmesi lazımdır. Aksi takdirde çalışmağa müsaade edilmeyecektir.

5-Tenvirat dışarıya karşı tamamen maskelenmediği takdirde binalar içinde zaif vatlı mavi ışık ve yahut yalnız işin yapıldığı sahayı aydınlatabilen iyice maskelenmiş tenvir tipi lâmbalar kullanılabilecektir.

6 -Alevleri göze görünen her nevi mutbak, furun, ısıtma cihazlarının duman çıkaran bacaların dışarıya hiç bir suretle ışık hüzmesi sızmıyacak şekilde tanzim olunmaları icap eder.

10- Motörlü nakil vasıtalariyle koşumlu ve sair arabalar, bisikletler esas olarak ışıklarını söndüreceklerdir. Büsbütün ışıksız kalmaları mümkün olmıyan hallerde motörlü nakil vasıtaları ve bisikletler dış ışıklarını ve arka lambalarını ve koyu mavi kalın bir ve ya ince iki cam ve yahut koyu mavi kalın kâğıtla maskeliyeceklerdir.

12- Binalardaki pencere ve diğer menfezlerin maskelenmesi mecburidir. Bunun için ışık hüzmelerinin geçmesine mani olacak koyu mayi veya siyah muşamba-dan mamûl storlar, madenî veya tahta pençere kapakları ve kepenkleri yapılacaktır. Pencere çerçevelerine iyi uydurulmuş pençere ka-natları üzerine muşamba, karton ve diğer ambalaj kâğıtları gibi ışık hüzmele-rani geçirmiyen malzeme gerilmek suretiyle de maskelenecektir.

Gündüzün kaldırılmasına müsaade edilen karartma tertiplerinin gece olunca çabucak faalliyete geçirilebilecek şekilde yapılmış olmaları icap eder.

21 -ve Hususi binaların iç ışıklarının karartılma maskelenme hazırlıkları 1-12-940 tarihine kadar ikmal edilmiş olaçaktır.

22 -Bu tedbirlere riayet etmiyenler haklarında (3502) sayılı hava taarruzlarına karşı korunma kanununun 20 inci maddesi ahkâmı tatbik olunacaktır.

23 -Bu talimatın ahkâmın tatbika pasif korunma âmiri bulunan Emniyet müdürlüğü ile belediye jandarma teşkilatı memurdur.

Pasif korunma komisyonu reisi vali

FUAD TUKSAL



KARNE İLE EKMEK DAĞITIMI

Karne ile dağıtımına 11 Ocak 1942 tarihinde başlanmış olup vatandaşlardan karne alamayanların bulundukları nahiye müdürlüklerine müracaat etmeleri gerektiği dönemin gazetelerinde duyurulmuştur. İki üç yerden karnesi olanlara ağır cezaların verileceği belirtilmiştir. Öğretmen ve talebenin de yardımı ile kısa bir müddet içinde doldurulan ekmek karneleri, İstanbul’un her tarafında evlere dağıtılmıştır. (Cumhuriyet, 12 Ocak 1942: 1-3; Yeni Sabah, 12 Ocak 1942: 1; Tan, 12 Ocak 1942: 1) (1)

30 Eylül 1942 Son Telgraf

Kartal, Şile ve Silivride yarın ekmek karnesi kalkıyor; fakat..

Hiç bir belediye harice buğday vermediğinden ve Ofis de unu kestiğinden buralardaki halk müşkül durumda mı kalacak ?

Yarından itibaren vilâyetimizin belediye hudutları haricinde bulunan yerlerine yâni Şile, Kartal, Çatalca ve Silivri kazalarına Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından ekmeklik buğday verilmiyecektir. Buralarda yarından itibaren ekmek karnesi kalkacak ve mahalli belediyeler kendi kazalarının buğdaylarını kendileri temin edeceklerdir. Şile Belediyesi kısmen buğday mübayaasına muvaffak olmuştur.



15 Nisan 1943 Tasviri Efkar

ŞİLE KAZASI HALKINA MISIR VERİLDİ

Şile halkının yemeklik ve ekmeklik ihtiyacını temin maksadile Vilayet makamı Şile kazası ve nahiyeleri emrine 15 ton mısır verilmesi İçin İstanbul Toprak Mahsulleri Ofisine bir tezkere göndermiştir. Bir -kaç gün evvel alākadarlar bu mısırları Ofisten teslim almışlardır. Mısırlar, Kaymakamlıkça tayin edilecek mutemetler vasıtasile halka kilosu 42 kuruştan dağıtılacaktır.

Bundan başka yine ziraatle uğraşan köylülere tevzi edilmek üzere 6 ton da tohumluk mısır verilecektir.

Vilayetin çok yerinde olarak ittihaz ettiği bu kararı Şile halkı takdirle karşılamıştır.

STRUMA OLAYI (24 Şubat 1942)

Savaşın Şile’ye ne kadar yakın olduğunu gösteren en acı "kayıt", Şile açıklarında yaşanan Struma gemisi trajedisidir.

Sovyet denizaltısı tarafından torpillenerek batırılan ve 768 kişinin öldüğü geminin tek kurtulanı olan David Stoliar, Şileli balıkçılar ve cankurtaranlar tarafından kurtarılmıştır.

Gemiden sadece 16 yaşındaki David Stoliar ve ikinci kaptan Ivanof Dikof bir tahta kirişe tutunarak kurtuldular. İkili sabaha kadar birbirlerini tokatlayarak donmamaya çalışırken, Dikof suya düşünce umutları tükenen Stoliar, cebindeki çakıyla bileklerini kesmek istedi. Parmakları donan Stoliar çakıyı açamadı ama ölmek üzereyken 12 kürekli Türk kurtarma kayığı tarafından bulundu. Şile’ye çıkartılan Stoliar hayata döndürüldü. 2 gün Şile’de gözetim altında tutulan Stoliar, balıkçılara ve kendisini kurtaran kürekçilere yaşadıklarını detaylarıyla anlattı. O günlerde Stoliar’la ilgilenen balıkçılardan olan İsmail Aslan, 24 Şubat’taki trajedinin yıldönümünde yaşadıklarını anlattı.

“Cesetleri görünce gemi battığını anladık”

69 yıl önceki trajedinin son tanığı İsmail Aslan(88), “Geminin battığını cesetler çıkana kadar bilmiyorduk. Sabah saatlerinde Feneraltı mevkiine bir tahta salın üzerinde 5 ceset geldi. Ne olduğunu anlayamadık ve kıyıya yakın bir mezarlığa gömdük. Ayazma Plajı’na gelen çok sayıda cesette yakındaki kumsala gömüldü. Ertesi gün kahvede otururken hangi geminin battığını merak ediyor, balıkçılarla aramızda konuşuyorduk. Ölenler sivil olduğu için yolcu gemisi olduğunu anlamıştık. Kürekçilerin 1 kişiyi kurtardığını öğrenip aşağı indiğimizde, benim yaşlarda bir adamın battaniyelere sarılı sobanın başında oturduğunu gördüm. Dilimizi bilmediği için konuşamadık ama gözlerindeki mutluluğu gördüm. Hepimize gülerek bakıyor ve ısınmaya çalışıyordu. Çay verdik ve O’na yakın davrandık. O’na kendimi Siyam İsmail olarak tanıttım. Jandarma ertesi gün gelerek genç adamı Üsküdar’a götürdü” dedi.

Kaynak: Gökhan Karakaş - Milliyet Gazetesi

18 Ekim 1943 Gece Postası

Üsküdar ve Şile Köylerinin İplik Kontenjanı

Şile ve Üsküdar kazasındaki dokumacılar için İktisat Vekâleti Vilâyet iplik kontenjanına yeniden bin beş yüz paket ilave etmiştir.

Bu iplikler mezkûr mıntıkalardaki dokumacılardan tek tezgahı o lan fakir dokumacılara tevzi olunacaktır.

Yine 1943 yılından bir haber:

KAHVE SATIŞI KARNE İLE YAPILACAK

Her aileye ayda 100 gram kahve alabilecek

Eldeki kahve mevcudunu herkes müsavi surette taksim edebilmek maksadile belediye tarafından bir talimatname hazırlanmaktadır Bu talimatname halka ve müesseselere verilecek kahve miktarı şeklini tesbit etmektedir. ve tevzi

Hazırlanan esaslara göre her kaza, kendi mıntıkasındaki kahve bayilerini tesbit edecek ve bu bayiler mahalle birliklerine bağlanacaktır. Bayiler, aldıkları kahve miktarında beheri 100 gram kahveye tekabül eden fişleri mahalle birliklerine verecekler, birlikler de her aileye ayda bir fiş dağıtacaklardır. Bu suretle bir ev ayda ancak 100 gram kahve alabilecektir. Diğer taraftan, gazino lokanta ve kahvehaneler için de aşağıdaki şekilde bir barem hazırlanmıştır:

Lüks sınıflar ayda 4 kilo, birinciler 3 kilo. İkinciler 2 kilo, üçüncüler 1,5 kilo, dördüncüler 1 kilo, beşinci sınıflar da 750 gram kahve alabileceklerdir.

Mektep hastahane, konsolosluk gibi müesseselerin ihtiyacı doğrudan doğruya İnhisarlar idaresi tarafından temin edilecektir.

Halka bu ay dağıtılacak kahve miktarı 380 çuvaldır. Kahveler kavrulmuş veya çekilmiş olarak verilecektir.

Karartma Geceleri ve "Kör" Fener

Şile denince akla gelen ilk şey olan Şile Feneri, savaş boyunca stratejik bir hedef haline gelmemek için ya kapatıldı ya da ışığı minimuma indirildi.

Pencereler: Kasabalılar evlerinin pencerelerini kalın siyah perdelerle veya lacivert boyalarla kapatmak zorundaydı. Dışarıya sızan küçücük bir ışık sızıntısı bile uçaklara veya denizaltılara hedef gösterme riski taşıyordu.

Devriyeler: Geceleri "Işığı söndür!" diye bağıran mahalle bekçileri ve askerlerin sesi, Şile sokaklarının mutat sesi haline gelmişti.

2. Sahildeki "Beton Gözler": Koruganlar

Savaşın en somut izleri Şile plajlarına ve tepelerine inşa edilen koruganlar (bunkerlar) oldu.

Yasak Bölgeler: Bugün denize girilen birçok koy o zamanlar askeri bölgeydi. Sahillerde dolaşmak, denize girmek veya izinsiz balığa çıkmak imkansızdı.

3. "Ekmek Karnesi" ve Temel Yoksunluklar

Ekmek Karnesi: Herkesin cebinde bir karne vardı.

Denizdeki "Sinsi" Tehlike: Sürüklenen Mayınlar

Karadeniz o dönemde Alman ve Sovyet donanmalarının kapışma alanıydı. Kuzeyden kopup gelen serseri mayınlar sık sık Şile kıyılarına vuruyordu.

Kasabalılar sahile vuran garip metal küreleri görünce jandarmaya haber verir, tüm kasaba büyük bir patlama korkusuyla sarsılırdı.

🔎Şile'de Elektrik

27 Mayıs 2026 Çarşamba

1930'larda Şile II

1935 nüfus sayımına göre Şile merkezde 1774 , kırsalda ise 11.685 kişi yaşamaktadır.

1930’lar zor yıllardır. Cumhuriyet yönetiminin her alanda hayalleri vardır.  Ancak 1929 Dünya ekonomik bunalımı ülkemizi de olumsuz etkiler. Ekonomide özel sektörün sermaye yetersizliği, büyük yatırımların devlet eliyle yapılmasını gerektirir. Yerli sanayiden bahsetmek için henüz çok erkendir.

🔎1929 Bunalımı

Kasaba ölçeğinde kendine yeten bir yaşam vardır. Bizim çocukluğumuzda dahi kasabada komşularımızdan bazıları kendi ihtiyaçları için küçük ölçekte hayvancılık yaparlar, üretim fazlalarını da satarlardı. Yakın çevrelerin sebzeleri kapılara kadar gelirdi. Yoğurt, süt yumurta Şile’nin kendi üretimi olarak tüketilirdi.

Bu dönemde tarım ve hayvancılık için de girişimler yapılır.  Hayvancılığın teşviki için sergiler açılır. Tarımda farklı ürün çeşitlerinin artmasına gayret edilir.

Muhtarlar eğitilmeye çalışılır.  

Her şey yolunda değildir. Bazı alanlardaki sorunlar basında yer alır. Ancak bu şikayetler daha çok gazetelerin “şikâyet sütunları”nda yer bulur.



3 Haziran 1931 Karagöz

ŞİLE’NİN HALİ

Şilede bakkal Hüseyin oğlu İsmail imzasile aldığımız şikâyet mektubunda deniyor ki:

-Karadenizin sahilinde İstanbul şehrinin bir mahallesi ve Türkiye’nin İsviçre’si olan Şilemiz her türlü asarı medeniyeden muhrumdur. Kasabaya girdiğiniz zaman belediyenin ihmali yüzünden mandıra civarında bulunuyor gibi köpek kafilelerinin hücumuna maruz kalırsınız. Geceleri mahalleler tenvir edilmiyor. Her taraf pislik içinde. Belediye reisi halkın ihtiyaçlarını düşünmüyor. Kara ve fena bir ekmek Şilede dokuz buçuk kuruşadır. İstanbul’da kar gibi beyaz bir ekmeği halk sekiz buçuk kuruşa böyle bir ekmeğin Şilede bu fiata satılması Şilenin belediyece ne halde olduğunu anlatır.

Karagöz - Kariimizin şikâyetini yazıyoruz. Doğru ise Şile belediyesi bu işlerle meşgul olmalıdır. Ümit ederiz ki bu şikâyet belediye müdürünün dikkatini celbeder de tekrar şikâyete mahal bırakmaz.

Sokaklarımızın Arnavut kaldırımları belli aralıklar ile yenilenirdi. Bunlardan birine ben de tanık olmuştum.

6 Nisan 1932 Hakimiyeti Milliye

Şile Belediye Riyasetinden

Şilede kasaba içinde boyacı çeşmesi başında BaliBey camii yanına kadar 640 metre murabbaı ve yine boyacı çeşmesinden fener sokağı başına kadar tesviyei türabiyesi (toprak işleri, arazi düzeltmesi, dolgu çalışması ) yapılmış olan 1200 metre murabbaındaki yolun arnavut kaldırımı ile 25 santimlik birer metro uzunluğundaki beton borularla 110 metro lağım inşaatı 24 nisan 932 pazar günü pazarlık suretiyle saat 16 da ihalesi katiyesi icra edileceğinden talip olanlar ve şartnameyi görmek istiyenler şile belediye encümenine müracaatları ilân olunur,


8 Eylül 1932 Vakit

ŞİLE KAZASINDA KÖY MUHTARLARI TOPLANDILAR

Kursta neler öğretilecek? - Her hafta pazar kurulacak Çay ziyafeti

Şile kazası köy muhtarları bir arada

Şilede bu sene halk fırkasının kaza kaymakamı, Bahi beyin teşebbüsile köy muhtarlarına bir kurs açılmıştır. Bu kurslarda muhtarlara köy kanununun sureti tatbikıyesi, ormancılık ve muhafazası meyva ağaçlarınım yetiştirilmesi ve köy muhtarlarının ve fırka ocaklarının köylerindeki irşat ve tenvir vazifeleri öğretilecek ve bu mevzular üzerinde konuşmalar ve anlaşmalar olacaktır. Ayda en az bir defa yapılacak olan bu toplantılar kazanacağı alaka ve ehemmiyete göre çoğaltılacaktır. İlk toplantı kaza fırka salonunda yapılmış, kaymakam Bahi bey, fırka reisi Mecit Sadık bey, halkçılık, hükümet ve bugünün hükümet karşısında halkın mevkii mevkiini çok açık bir ifadeyle anlatılmıştır. Bunu müteakip Kaymakam Bahi Bey hükümetin bir halk kütlesi hesabına çalışkan bir teşekkülden başka bir şey olmadığını ve köylünün her derdine, her müracaatına karşı dairesinin açık bulunduğunu söylemiştir.

Toplantı Şile halkı için çok faydalı olmuştur. Bu cümleden olarak şimdiye kadar Şilece çok büyük bir kusur olan panayırsızlık, pazarsızlık yüzünden kasabada hayat pahalılığı olduğu görülmüş, pazar kurulması kararlaştırılmıştır.

Haftanın muayyen bir gününde bir pazar kurulacak köylü mahsulünü burada satıp, kendi ihtiyacını da tedarik edecektir.

30 Aralık 1936 Haber

Yeni kararlardan sonra Şile halkı ne ile geçinecek?

Şimdiye kadar kömürcülük ve odunculukla geçinen Şile halkı ormanları tahribattan korumak yolunda devletçe alınacak ve alınmakta olan kanuni tedbirler üzerine bu geçim membaından mahrum kalınca kendilerini çok elim ve feci bir vaziyete namzet görmüşlerdi. Vilayet, yaptırdığı tetkikler neticesinde bu havalinin bilhassa fındık ve ceviz fidanı yetiştirmeğe çok müsait olduğunu görerek bura halkını fındık ve ceviz müstahsili haline koymağa karar vermiştir.

Bunun için Karadeniz sahil mıntıkasından para ile satın alınan fındık fidanları Şile ve civarı halkına meccanen verildiği gibi Büyükdere fidanlığında yetiştirilen ceviz vesair meyve fidanları da tevzi edilmiştir. Geçen sene dikilen ilk fidanlar ümit verici olmuştur. Bu sene de yılbaşımdan itibaren bu havali halkına yeni fidanlar verilecektir.

Yeise düşmüş olan bu havali halkına fidancılık yeni bir ümit ve kalkınma ufku açmıştır.

31 Ekim 1937 Son Telgraf

 YENİ BİR FINDIKÇI ŞEHİR: ŞİLE

Fındık ziraatinde Şile mühim bir merkez oluyor

Evvelce odun ve kömür ticaretile uğraşan Şilelilerin, odun ve kömür İşini mecburen terketmeleri üzerine kendilerin fındık fidanı dağıtılmış ve Şilelilere fındıkçılık öğretilmişti. Iki senedenberi devameden fındık yetiştirme tecrübeleri bu havalide çok iyi neticeler vermiştir.

Şileliler iyi cins fındık yetiştirebilmeye başladıkları gibi yeni işlerinden de memnun bulunmaktadırlar.

Az zaman sonra Şile, Karadeniz sahillerinde fındık yetiştirme vilayetlerimize mükemmel bir rakip haline gelecektir.

6 Kasım 1937

Cumhuriyet Buğdayının Ekimi Artıyor

Adapazarı mıntakasında yetiştirilen ve yavaş yavaş bütün köylerde ziraati genişliyen Cümhuriyet buğdayının Şile ve Bursa mıntakalarında da ekilmesine başlanmıştır. Bu neviden Şileye 30 bin ve Bursaya 15 bin kilo tohumluk gönderilmiştir.

Cumhuriyet buğdayı köylülerimiz için yemeklik iyi bir nevidir. Randımanı da en kuvvetsiz tarlalarda yüz de 15-20 ve kuvvetli yerlerde 40-56 nisbetindedir.



21 Ekim 1938

BUGÜN ŞİLE HAYVAN SERGİSİ AÇILACAK

Şile hayvan sergisi bugün merasimle açılacaktır. Sergiyi açacak olan İstanbul Belediye Reis Muavini Rauf Demirtaş daimi encümen azaları ve matbuat mensubları bu sabah saat dokuzda Şileye gitmişlerdir.

22 Ekim 1938 Posta

Hayvan sergisinden iki intibα

Şile hayvan sergisi dün merasimle açılmıştır. Merasimde hükümet erkânı ve yüzlerce köylü bulunmuştur. Sergide 11 beygir, 130 sığır teşhir edilmiştir. Teşhir edilen atlardan 3 ü birinci, 5 i ikinci, üçü de üçüncü gelmişlerdir. Birincilere 15, ikincilere 10, üçüncülere de 7 lira hükümet mükâfatı verilmiştir. Sığırlardan da 5 i birinci, 15 i ikinci, 20 si üçüncü, 9 u da dördüncü seçilmişlerdir. Bunlardan birinci gelenlerin sahiblerine 10, ikincilere 7, üçüncülere 5 lira, dördüncülere de birer saat mükafat verilmiştir.

Bunlardan sonra yapılan müsabakalarda birinciler birincisine 40, ikinciler birincisine 30, üçüncüler birincisine. 20, dördüncüler birincisine de 10 lira köy armağanı mükafatı verilmiştir.

Atlardan birinciler birinciliğini Yeniköyden Remzinin atı, sığırlardan da Teke nahiyesine bağlı Halli köyündem Kâzimenin sığırı kazanmıştır.

Üsküdar caddesindeki postane binası hepimizin belleğinde yer etmişti. Sevimli bir mekandı.

17 Temmuz 1939 Vakit

Şilede bir hayvan sergisi açılıyor

-Şile (hususi)

Söylendiğine göre önümüzdeki ayın 4cü cuma günü burada bir hayvan sergisi açılacaktır. Alakadarlar derhal bu iş dolayısiyle faaliyete geçmişlerdir.

24 Mart 1939

Şile (Hususi)

Burada güzel ve kagir binalardan birisi de postane binasıdır. Kira ile tutulmasına rağmen posta işleri mazbut bir bina içinde tedvir edilmektedir. Yakın bir zamanda halkın vakitsiz posta işlerini kolaylaştırmak ve karşılamak üzere kazada bir beyiye şubesi açılmış Kasım, Fener ismindeki mahallelere de kutular asılmıştır.

Postane dahilinde servise müteallik halk için istifadeli ilanlar ve merkeze bağlı 17 köy için ayrı ayrı kilitli yekpare bir köy kutusu göze çarpmaktadır. Söylendiğine göre 13 köyün bağlı bulunduğu Alacalı nahiyesinin Üsküdar Şile, keza 6 köyün bağlı bulunduğu Teke nahiyesinin de Şile Ağva yolu üzerinde bulunması dolayısile bu iki nahiyeye bağlı köyler müraselâtı (mektuplaşmalar, yazışmalar)posta günleri muntazaman sevkedilmektedir. Köyler de nahiye merkezlerinde bulunan köy posta kutularından bu işlere memur köy korucuları eliyle mektuplarını alıp vermektedirler. Bundan başka Cumhuriyet hükümetimizin her gün bir yeni eserini kazanmakta olan köylerimiz köy ve kaza merkezi ile nahiye merkezleri arasında temin edilen köy posta servisleriyle her hafta posta kutularından gazete ve mektuplarını almaktadırlar. Köylerle kaza ve nahiye merkezleri arasında tesis edilen bu köy posta servisleri iyi bir teşkilata bağlanmış ve devlet dairelerine ait evrakı bile zamanında yerine teslimi temin edilmiştir.

Kazamızdaki bu yenilik Cumhuriyet hükümetinin her yeniliği gibi köylerimiz arasında geniş bir sevinç uyandırmıştır. Ancak gittikçe posta işleri genişlemekte bulunan Şile de posta memursuzluk azlığı derhâl göze çarpmaktadır. Bu hal halkın tehacümüne sebebiyet vermektedir. Buraya bir memur daha ilavesini hatırlatırken burada yeni bir posta binasının da yakında yeni binalar arasına katılacağını bu husus için tetkikatta bulunulduğunu haber vermektedirler.

🔎Şile Üsküdar Yolu

26 Mayıs 2026 Salı

1930'larda Şile

1930’ların başındayız. Şile yangın yaralarını sarmış görünüyor. Şimdiki Halk Eğitim Merkezi’nin bulunduğu ağaçlıklı alanda bülbüller ötmektedir. Ancak birçok sorunu vardır. Belediyenin geliri yeterli değildir. Valinin ziyaretini fırsat bilen Belediye Başkanı Ali Küçükkapancı bazı isteklerini satır aralarında iletmeye çalışır.

11 Haziran 1932 Son Posta

Memleket Manzaraları

Şileyi Nasıl Gördük?

Şileye girerken Karadeniz doğru yüksekten iniyorduk. Sahilde küçük küçük adacıklar görünüyordu. İlk tesadüf ettiğimiz bina hükümet konağı oldu. Каsabanın yukarısında yalnız başına kalmış gibi duruyor. Sokaklar kaldırımlıdır. Siyah, ahşap evler sık sık dizilmiş, gayri muntazam sokaklara vaktile gelişi güzel yapılmış. Bu manzarayı görünce Vali Beyin ilk hatırına gelen şey yangın tehlikesi oldu.

Bu vaziyet karşısında Şileyi kurtarmak çok güç olacaktı. Nitekim sahile yakın bir sırtta 12 sene evvel yanan Rum mahallesi meydanda idi. (Burada yangın tarihi konusunda bir yanılgı var)  O vakit İstanbul gazetelerinin eski yazıların en büyük puntosu ile "Şile Yanıyor!, serlevhalı yazılarını hatırladım. İstanbul’un bile itfaiye vasıtası Şile’nin bu mahallesini kurtaramamış, birkaç bin nüfus açıkta kalmıştı. Vali Bey Belediye reisinin nazarı dikkatini celbetti. Reis hasır şapkası elinde kırmızı mülahham ( kilolu, şişmanca) yüzünü örten ince kesilmiş beyaz sakalını sıvazlıyarak:

- "Allah muhafaza etsin yarabbi! dedi.

Kasabaya giren geniş sokaktan biraz daha iniyorduk. Sık ağaçlı, etrafı duvarlı muntazam bir yere geldik. Rüzgâr esiyor, bülbüller ötüyordu. İlk nazarda geniş bir park olduğunu zannettik. Belediye Reisi: "Mezarlıktır, dedi, şimdi buraya gömmüyoruz.


Şilenin ilkmektebi sahile yakın yüksek bir mahalde yapılmış. İçi ve dışı güzeldir. Bilhassa el-işleri salonu bil istisna herkesin takdirini celbetti. Şilenin el tezgâhlar ile dokunan nefis renkli krepleri üzerinde çocukların ipek oymaları ve tezyinatı şayanı dikkatti.

Mektep Müdürü bu sene bu kreplerin İstanbul’da Milli Sanayi sergisinde teşhirini rica etti.

Mektep, deniz kenarına yakın olduğu halde lağımı yoktu. Alt kat kokuyordu. Mahalli varidat bunu yapamıyordu. Vali Bey bunu yaptıracağını vadetti. Belediye Reisi bundan cesaret alarak birkaç adım ilerledi.


Elile aşada deniz kenarında büyük bir kayanın içine yapılmış küçük mezbahayı işaret etti: -"Sahilden beton bir iskele ile oraya gidilir. Senede 60 liralık resim alırız. Aldığımız bu vergiye Vilayet encümeni de ortak oldu. Burada asri mezbaha olmadığı vesilesile verginin yarısını alıyor. Günde ancak 3 koyun kesilen bir yerde asrî mezbahanın işi nedir? Nasıl demişlerse öylece yaptık. Bu mezbaha kasabaya göre pek âlâ asridir!

Gülüşdük. Belediye reisi Vilayet encümeninin mezbaha hasılatına ortak olmamasını İstanbul valisinden rica etti. Vali Bey: "Müracaat edin icap edeni yaparız, Dedi.

Halil Lütfi



OTUZLU YILLARDA ŞİLE’DE BİR GEZİNTİ

Yine 30’lu yıllardayız. Ne yazık ki o yılların tanıkları birer birer aramızdan ayrıldı. O dönemin Şilesini dış gözle bizlere aktaran anı haberler var. O yıllarda seyahat etmek, hafta sonları tatile gitmek seçkin ve küçük bir azınlığın lüksüdür.

İstanbul’daki yabancı diplomatların ve gezginlerin keşif gezilerinde muhtemelen yer alan bir tatil yeriydi Şile.

Şile yeterince tanınmamaktadır. Kanaat önderi konumundakiler Şile’yi tanıtmak için daha sık haberler yapmaya başlarlar. Sözünü ettiklerim dış ülkelere de gidebilen, görgüsü olan insanlardır. Şile’nin güzelim sahillerinden söz ederken, tesis yokluğundan yakınırlar. Yorumlarında oryantalist çağrışımlar vardır. İşte birkaç örnek.

Not: (1) Haberlerden alıntılar yapılmıştır. (2) Metinler özgün haliyle aktarılmıştır.

17 Ağustos 1934 Vakit

ŞİLE VARNA’DAN DAHA GÜZELDİR !

Polonya konsolosu Şile fahrî hemşerisi oldu

Polonya konsolosu M. Vegnerociç bir dönem evel Varnaya bir ay istirahate gitmiye karar vermiş, ama dostları Şilede tam bir sükûn içinde daha iyi istirahat ede bilebileceklerini söylemişlerdir. M. Regneroviç bu tavsiye üzerine Şileye gitmiş, bir ev tutarak bir ay istirahat etmiş ve iki gün evvel de İstanbul’a dönmüştür. Polonyalı konsolos Şilelilerle ahbap olmuş, kendisini sevdirmiş ve Şileliler kendisine fahrî hemşehri unvanını vermişlerdir. Konsolos dönünce dostlarına teşekkür etmiş ve Şile plajının emsalsiz olduğunu söylemiştir.

1935 Akşam Postası

Şilede plaj.. Gerçekten kolay kolay inanılacak iş değil.. Kara -denizin korkunç ve iri dalgalariy-le didiklenen bir kıyının plåj olmasına ihtimal vermek güç olu yor.

Fakat hakikat, bu yanlış zehabın tam tersinedir. Hele bu mev simde Karadeniz, öyl uysal, öyle yumuşak, öyle tatlı ki, Fenerden Karaburuna kadar uzayan ince kumlar üzerine ince dantelâlar iş-leyen bu denize (kara) demek bile caiz değil!..

Ne yazık ki tabiatin en temiz ve elverişli bir plâj olarak özene bezene hazırladığı bu sahada, sekiz on çocuktan başka denize iltifat eden kimse yok..

Dışarıdan Şileye kimseler gelmiyormuş.. Buna yolun uzaklığı sebeb olsa gerek. Halbuki her gün Üsküdar’dan Şileye, Şileden Üsküdar’a düzgün iki otobüs postası var...

Seksen kilometrelik yolun Dudullu kısmı hesaba katılmazsa bozuk yerleri pek az.. Yolcuları bir liraya götürüyorlar.

Oteller rahat ve ucuz.. Ara sıra, tek tük gelen gezginlerin çoğu yabancı; bir kısmı da, bir kaç saylavdır. Bunlar Şileden büyük memnuniyetle ayrılıyorlar. Hepsi de, bu güzel yerin gördüğü rağbetsizlikten şikâyetçi..

Başta İlçebay olmak üzere Şile belediyesi, buraya ziyaretçi getirmek için, elbirliğiyle çalışıyorlar.

Bu güzel yere, gerektiği rağbet temin edilirse Şile, İstanbullunun baş dinliyecek, hava değiştirilecek en tabiî eğlence yerlerinde biri olur...

Rıza R. Yücer



ŞİLE,KARADENİZ KIYISINDA BİR CENNET KÖŞEDİR

5 Ağustos 1937

Yazan: Ercümend Ekrem Talu

Bu Şile yolu, Anadolu yollarının en güzellerindendir. İki taraf yemyeşil, feyizli bir tabiat arzediyor. Sık fundalıklar, katır tırnakları, dalları pıtrak gibi meyva dolu yabanî erik, ahlat ağaçları, yer yer koruluklar, ba-zan, ufacık bir dere, otomobilin se-sinden ürkerek havalanan av kuşları, köylere yaklaştıkça harman yerleri, sıhhatli çocuklar, gürbüz delikanlılar, mütebessim fakat haya ve is met çehrelerinden belli olan köylü kadılar. bütün bunlar, her an değişen, ve yolculuğun uzunluğunu unut turan hoş şeylerdir.

Arada bir, yüklü bir kömür arabasına rastlıyorsunuz. Şileliler, İstanbula kışlık mahrukat taşıyorlar. Saat 11. Ufak bir bayırı tırmanıp ta, doruğuna varır varmaz, güzel ve yeşil Şile hemen görünüverdi.

Aman, o ne lâtif manzara! Kendinizi, iyi bakılmış bir bahçenin önünde sanırsınız. Yemyeşil ağaçların aralarına sığınmış, dağınık evlerin kızıl kiremitleri, gözlere pek munis gelen bir tezad arzediyor.

Şehre giriyorsunuz. Şehir diyorum, çünkü Şile ötedenberi bir kaza merkezidir. Ufak, tertemiz bir çarşı sizi karşılıyor. Hükümet, belediye, jandarma dairesi, postahane.. bayraklarından belli. Bunların da önünden geçiyor, kaldırımları çoktan beridir unutmuş olduğunuz, cazip bir temizlik manzarası gösteren inişli, çıkışlı sokaklardan gidip gazinonun önünde karar kılıyorsunuz.

Ne bir tecessüs, ne bir halk mühacemesi, ne da arsız arsız sırnaşan bir çocuk ve satıcı kalabalığı... İzzeti nefsi yüksek, gözü tok, huyu asil ve kibar olan Şile ehalisi, başka yerlerde olduğu gibi yabancı yolcuyu izaç etmez. Bilakis: Ondan her türlü yardımı dilemek şartile ve garazsız, ivazsız görebilirsiniz.

Yüksek ve sarp bir kayalığın üzerinden engin denizin sonsuz ufuklarına bakan gazinonun bahçesinde leziz bir kahve, soğuk birer su içerken, Şilenin ileri gelenlerinden olduğunu anladığım bir zatla hasbihal ediyoruz. Ondan şu malûmatı alıyorum:

Şile 440 hanedir. Bu evlerde 2,000 den fazla nüfus barınır. Havası sert, kocaman bir denizin sularında yıkanıp geldiği için temiz, iyodlu ve münebbihdir. İçtiğimiz su, kasabanın bir saat ötesinden, Mısırlı prenses Hatice tarafından getirtilmiştir.

30 Temmuz 1938 Akşam

Yürük Çelebi

Otobüs daima güzel yollardan ve güzel manzaralar arasından geçiyor: Kısıklı, Dudullu, Sultançifliği, Alemdağı, Ömerli, Erenler, Ahmedli, ilh. gibi ekserisi şirin ve oldukça mamur köylerden geçiyorsunuz.

Bunları biribirlerine bağlıyan tabiat parçalarının letafetine doyum olmuyor: Ormanlar, fundalıklar, dereler, köprüler, vadiler, koyunlar, sığır sürüleri... Hiç bir tabiat parçası yok ki bıktırıcı, yeşilliksiz olsun...

Etrafta mangal kömürü yapmak üzere hazırlıklara girişildiğini görüyoruz. Manda arabalar ile Üsküdar nakliyat oluyor.

- Kaç günde Üsküdara varacaksınız?

-Dört günde!...

Demek gidip gelme sekiz gün?

-Evet!

Köylerin bazılarında da lâtif sayfiyeleri andıran âdeta kübikvari kocaman pencereli evlere raslanıyor. Eski köy evler ile şimdikiler arasında hayli fark...

Nihayet, yepyeni bir manzarayle karşılaşıyorsunuz: Karşınızda azametli bir kumluk belirmiştir. Deniz, kış günlerinde şu tepeden aşarak, bu çöl manzaracığını hasıl etmiş... Fakat tepeye tırmanır tırmanmaz, hiç de kara olmıyan, bilakis bu mevsimde bir camgöbeği mavi ve yeşilliği arzeden denizi görüyorsunuz... Boğaza doğru uzanan on sekiz millik yılankavi sahil, bir kol gibi kıvrılıyor. Daha tırmanınca da, şarkta Şileyi görüyorsunuz.

Ne kadar hususiyeti olan bir şirin kasaba!... Denize doğru minimini adacıkları uzanmış... Bir tanesinin üzerinde eski bir kule...

Otobüsle kasabanın merkez meydanına kadar gittikten ve umumi manzarayı seyrettikten sonra geriye döndük.

…

Şilede iki dispanser, büyük bir deniz feneri, elektrik tesisatı, geceliği elli kuruş olan (benim görmediğim fakat Sirkeci otellerinden daha iyi olduğunu işittiğim) bir otel, ahçı dükkânı var.

ŞİLE’de YENİ BİR GÜN

1939 Tan Gazetesi

Yazan: Şüküfe Nihal

…

Bizi şiirinle, sükûnunla büyüleme! Biz senden de yandık; biz, senden de usandık..

Şilede büyük bir değişiklik yok. Yalnız yolun sağındaki mezarlık kaldırılmış, bir tarafına güzel biz Halkevi kurulmuş.

Otobüs bizi plaja kadar indirdi.

İki üç yıl evvel yapılan gazino, eskisinden daha harap, bakımsız... Etraf, toz toprak içinde...

-Biraz daha bakımlı olsa, dedim.

Bir arkadaş:

Aman, dedi, ne yapacaksınız? Burası köy, böyle daha iyi,

Birkaç sene evvel, Stolcholmde, Ankara sefirinin kızkardeşi ile tanışmıştım. Her Avrupalı gibi, o da şarktan, hele İstanbul’dan adeta vecd ile bahsetti. Kilyos plajının güzelliğini söyliye söyliye bitiremedi.

Ben:

Güzel, ama, biraz konforsuzdur, dedim

Kadın, bana:

-Aman, dedi, öyle daha iyi. Biz burada konfordan, usandık. ..

Olur, ya! İnsan ruhu zaten neden memnun olur ki, Arkadaşıma bunu anlattım, gülüştük.

Köy olsun, konforsuz olsun, dağ başı olsun, kulübe olsun; hepsinin ayrı güzelliği var; hepsine zaman zaman ihtiyacımız var; lakin kirli olmasın!..

Şile’li bir kadın beni selamladı:

Siz, evvelce de buraya gelmiştiniz, değil mi?

Evet, beni nereden tanıdınız?

O zamanlar, bu gazinoyu ben tutuyordum.

Şimdi neden bıraktınız?

Eh, eskisi gibi müşteri olmuyor, kazanç yok!..

Ne yazık, ne yazık! Dünyanın en güzel manzarasına, en güzel plajına sahip olan Şile, kendisine müşteri çekmeyi bilemiyor.

Avrupa’nın orta yerinde bu yüksek dağların tepelerinde zengin oteller, suni plajlar yaparak dünyanın milyonlarını kendisine çeken insanlar, böyle tabii hazinelere sahip olsalar, acaba dünyayı satın almazlar mı?  

🔎Şile Halkevi

🔎 Şile Demirtaşpaşa İlkokulu