Antik dönemde, Şile’nin yerleşim yeri olarak ne zamandan beri kullanıldığı sorusuna yanıt vermek oldukça güç. Ancak Şile’nin bulunduğu coğrafyanın kimlerin kontrolunda olduğu konusunda bir iz sürdürebiliriz.
Aşağıda antik metinlerden yapılan alıntılarda, Şile'nin yerleşim yeri olarak belirlendiği kayıtlar yer almaktadır.
Clemens Emin Bosch’un “Bitinya Tetkikleri” adlı metninde, döneme ilişkin kaynakların yetersizliğinden söz edilmektedir. Bosch birçok kaynağı değerlendirerek Bitinya’nın hudutlarını belirlemiştir.
“Bitin kavminin Küçük Asya'da tespit edilebilen en eski oturma yerleri, Karadeniz, İstanbul Boğazı ve İzmit körfezi tarafından çevrilen yarımada üzerinde idi; doğuda bunlar, Sakarya'ya kadar uzanıyordu. İşte bu, sonraları siyasi hudutlarını güney ve güney doğuya doğru genişletecek, fakat kavmi hudutlarını hemen hemen hiç değiştirmeyecek olan asıl Bitinya'dır.”
“Bitinlerin Trakya'dan Anadolu'ya muhaceretinin vuku'unu M.Ö. 7 inci asrın ikinci yarısında tespit ile bu araştırmayı bitirebiliriz. “
“Miletliler M.Ö. 700 senelerinde, Bosporos kenarında Bebriklere rastlamışlardı, Bundan başka, diğer kaynaklarda da Bebrikler, umumiyetle, Bitinlerin öncüleri olarak kabul edilirler ve birçok antik müellifin kaydettiği gibi, Bitinya yarımadası daha önceden Bebrikya ismini taşıyordu. Bebrik ismi, Frig isminin aynıdır ve böylece bu Bebrikler, M.Ö. 12. asırda, Küçük Asya'ya muhaceret eden Friglerin burada kalmış bakiyelerinden başka bir şey değildirler. Şu hâlde biz, 1150’den 650 ye kadar olan 500 senelik zaman için, Bitinya'da bir Frig kavminin oturduğunu kabul edebiliriz. 1200'den evvel burada hangi kavimlerin oturmuş olduklarını tespit hususunda elimizde vasıtalar yoktur. Yalnız, şimdilik, Anadolu'nun otokton ahalisi.”
“Şimdi izah edilmesi icabeden bir mes'ele daha vardır ki, o da Strabon'un (12, 3, 3) Bitinlerle beraber zikrettiği Tinlerin kim olduklarıdır. Tinler, daima ve yalnız Bitinlerle beraber zikredilmesi lâzımdır. İsimlerinin de gösterdiği gibi, Bitinlerle son derece yakın akraba olmaları lâzımdır. Belki de bunlar, başlı başına bir kavim değil, fakat Bitin kavminin bir koludurlar. Bunun böyle olduğuna, Tinlerin, Bitinlerle birlikte Küçük Asya'ya göç etmeleri ve Bitinya yarımadasında bunların yanında yerleşmeleri buna bir delil olsa gerektir. Tarihi tabiisinin 5 inci kitabında Küçük Asya'yı tarif eden Plinius'a göre, Tinler sahile, Bitinler ise memleketin iç taraflarına yerleşmişlerdi” (1)
Görüldüğü gibi Bitinler bölgeye geldiklerinde Frig kalıntısı Bebrikler ile karşılaşmışlardır. Helen kolonilerinin Bithynialılar ile ilişkilerine değinen diğer bir çalışmada iki topluluk arasının hiç de dostane olmadığına değinilmektedir.
“Bithynialılar, bölgelerini M.Ö. VIII. yüzyılda başlayan Hellen Kolonizasyon hareketi sonucu yeni yerleşimcilerle paylaşmak durumunda kalır. Hellen kolonizasyonu M.Ö. IX. yüzyılın başlarında başlar. Tsetskhladze tarafından hazırlanan liste Karadeniz’e yönelik Hellen ilgisinin M.Ö. VIII. yüzyılın ikinci yarısında başladığını ortaya koymaktadır. Bithynia bölgesinin Miletos ve Megara tarafından kolonize edildiği görülmektedir. Astakos, Kallipolis, Kios, Myrleia (Brylleion) ve Thynias Hellen Kolonizasyonu boyunca M.Ö. VIII. ve VII. yüzyıllarda, Bithynialılar'ın genel olarak yerleştiği bölgede, Miletos ve Megara tarafından kurulduğu bilinen kolonilerdir.”
“Hellen kolonileri ve Bithynialılar arasındaki erken dönem ilişkiler konusunda bilgilerimiz yetersiz olsa da, V. yüzyıldan itibaren Bithynialılar’ın güçlenmeye başlamasıyla iki grup arasındaki ilişkinin genellikle çekişmeli olduğu gözlemlenmektedir. M.Ö. V. yüzyılın ortalarından itibaren Bithynialılar’ın kabile liderleri çevresinde organize olmaya başladıkları görülmektedir. Bu oluşum daha sonra kurulacak Bithynia Krallığı’nın bir nüvesiydi. M.Ö. V. yüzyıl ortalarından itibaren Dydalsos (M.Ö. 435) adında bir kabile liderinin öncülüğünde Bithynialılar’ın Hellenlere karşı saldırılar düzenleyecek kadar organize olduklarını ve bazen de kendi çıkarları için Hellenler’e karşı Pers satraplarıyla anlaşmalar yapacak kadar bölgede söz sahibi oldukları görülmektedir. Alkibiades’in seferi sırasında Kalkhedon ve Bithynialılar arasındaki iş birliği ise ortak çıkarlar söz konusu olduğunda birlikte hareket edilebildiğinin göstergesidir.” (2)
Karadeniz güney kıyılarında kurulan Miletos kolonilerinden yola çıkarak, Şile’nin de bir Miletos kolonisi olarak kurulduğu varsayımı, elimizdeki kaynaklara göre çok güçlü görünmüyor. Nitekim, “Karadeniz kıyıları, başta Traklar, Getalar, İskitler, Kolhiyalılar, Mariandynoi, Chalybes ve Macrones olmak üzere yerli halk tarafından yoğun bir şekilde iskân edildi. Bunlardan birçoğu başından beri Yunanlılara düşmanca davrandı: örneğin, Heracleia Pontica (Karadeniz Ereğlisi) ile Bizans arasındaki geniş alanda, verimli topraklara ve mükemmel limanlara rağmen, görünüşe göre kolonilerin kurulması için ideal bir bölge olmasına rağmen, hiçbir Yunan kolonisi veya yerleşimi yoktu; çünkü eski Yunan yazılı kaynaklarının bize anlattığı gibi, burası düşmanca yerlilerin yaşadığı bir bölgeydi.” (3)
Şile yerleşimine ilişkin Antik yazılı kaynaklara geçmeden önce, buluntular bağlamında iki arkeolog tarafından yapılan belirlenimlere değinmeliyiz.
“Şilede eski iskân izlerine 1951 yılında kasaba içinden
geçen Ağva yolu yapılırken ilkokul önünde ve ayrıca üzerinde kale bulunan adada
rastladık. Buralarda toplanan çanak-çömlek kırıkları kısımların Helenistik çağdan
beri devamlı olarak iskân edildiğini göstermektedir.” (4)
“Küçük adayı çevreleyen düzensiz duvar çevresinde, eski tuğlalar, çeşitli kulplar ve amforaların sivri tabanları gibi bol miktarda buluntu vardır ve bunların aynı bölgeye ait olması gerekir. Adanın duvarla çevrili alanının içinde daha fazla eski parça belgelenmiştir” (5)
Antik dönemde Şile konusundaki ilk yazılı kaynak Pseudo-Scylax'ın (veya Ps.-Scylax'ın )
Periplous'dur : Akdeniz ve Karadeniz çevresindeki kıyı yollarını,
kasabaları ve limanları ayrıntılarıyla anlatan, MÖ 4. yüzyıla ait bir Yunan
denizcilik rehberi (yaklaşık MÖ 330'lar). Burada, Mariandynialılardan sonra
Trakya Bitinyalıları ulusu, Sagarios nehri, Artanes nehri, Thynias adası
(ve Herakletos orada yaşar) ve Rhebas nehri gelir. Sonra dümdüz ileride boğaz
ve Pontos ağzındaki söz konusu kutsal alan, bundan sonra Trakya dışında bir
şehir olan Chalkedon.(6 ) Bu sıralamada gönderme yapılan Artanes, bugünkü Türknil
nehri (Şile Suyu, Pot Deresi ya da Heciz Deresi) bir nehirdir.
|
Lucius Flavius Arrianus Ksenōphōn1, İS. ca. 86 yılında
Bithynia Eyaleti’nin başkenti Nikomēdeia’da (İzmit) doğmuştur. Lucius
praenomen’i (ön adı) ve Flavius3 nomen’i (soy/kabile adı), onun ve ailesinin
Roma vatandaşı statüsü taşıdığına işaret etmektedir. Bithynia’nın önde gelen
aristokrat ailelerinden birine mensuptur. |
“Μέλαινα ἄκρα= Kara Burun, günümüzde de aynı adla
anılmaktadır. Ardından, Aphroditē’nin kutsal alanı yakınlarındaki Artanē=
Kuzgun(?) Irmağı civarında gemilerin demirlemesi için uygun, küçük bir limana
gelinirdi. Söz konusu limanın uygunluğunu, coğrafyacı Menippos (frag. 5704)
eserinde doğrulamıştır. (4-5) Arrianus
(l.c.), Artanē’den sonra, Psilis (Gök Su) Irmağı (Strab. XII. 3. 7 c. 543) ve
ona müteakiben, gemilerin demir atması için elverişli Kalpē (Kefken’deki Kerpe)
Limanı’nı anlatır. Ksenōphōn (Anab. VI. 3-4), Kalpē limanında Hellen ordusunun
ne şartlar altında konakladığını kaleme almıştır.” (7)
Burada bir konuya daha değinmeliyiz. Birçok yerel ve tanıtım
amaçlı kaynakta, Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı yapıtta
Şile’nin adı geçmektedir. T.A.Beler, “Şile antik çağda iki defa istilaya
uğramıştır. Birinci istila eski Yunanlıların Pers seferinden geri dönüşlerinde
komutanları Xenephon tarafından, ikincisi ise kıyı şeridini takip ederek
ilerleyen Roma komutanı Lucullus tarafından gerçekleştirilmiştir.” (8)
Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı yapıtı incelendiğinde, Şile’nin (Artane) ordu için belirlenmiş bir durak veya yerleşim yeri olarak geçmediği görülmektedir.
Onbinler'in Karadeniz kıyısındaki rotası ve Şile bölgesine dair yapıtta yer alan bilgiler şu şekildedir:Ana Duraklar: Onbinlerin Karadeniz’in güney kıyısında
konakladığı ve mola verdiği başlıca merkezler; Trapezus (Trabzon), Kerasus
(Giresun), Kotyora (Ordu), Sinope (Sinop) ve Herakleia’dır (Ereğli).
Bölgesel Boşluk: Yapıtta, Herakleia ile Byzantion (İstanbul)
arasındaki geniş kıyı şeridinde —ki Şile bu hat üzerindedir— hiçbir Yunan veya
dost şehrin bulunmadığı açıkça ifade edilmektedir. Ksenophon bu bölgeyi, karaya
çıkan veya kazaya uğrayan Yunanlılara karşı son derece saldırgan davranan
"Bithynia Thraklarının" yurdu olarak betimler.
Kalpe Limanı: Şile bölgesine en yakın ana durak Kalpe
Limanı’dır (günümüzde Kefken/Kerpe bölgesi ile ilişkilendirilir). Ordu burada
uzun süre kalmış, kurban falları nedeniyle hareketsiz beklemiş ve yerel
kabilelerle çatışmıştır. (9)
Lucullus'un Karadeniz seferi sırasında Şile'den (Artanes ) söz edilmediği görülmektedir. Bunun temel nedenleri ve seferin odak noktaları şu şekilde detaylandırılabilir:
Seferin Coğrafi Odağı: Lucullus'un Üçüncü Mithridates Savaşı'ndaki operasyonları esas olarak Karadeniz'in daha doğusundaki stratejik merkezlere odaklanmıştır. Kaynaklarda zapt edilen veya kuşatılan başlıca şehirler olarak Sinope (Sinop), Amisus (Samsun) ve Herakleia Pontica (Ereğli) zikredilmektedir,
Bölgesel Boşluk: Byzantium (İstanbul) ile Herakleia Pontica (Ereğli) arasındaki sahil şeridi —ki Şile bu bölgenin merkezindedir— Arkaik ve Klasik dönemlerde yerel halkların (Bitinyalılar ve Mariandinler) düşmanca tutumu nedeniyle “büyük bir Yunan yerleşimi” barındırmıyordu. Bu durum, bölgenin Lucullus'un seferi sırasında stratejik bir hedef veya lojistik bir üs olarak öne çıkmamasını açıklamaktadır.
Artanes'in Statüsü: Antik coğrafyacı Arrianus, Artanē Irmağı'nı sadece küçük gemiler için bir demirleme yeri ve bir Afrodit kutsal alanı olarak tanımlamıştır. Lucullus'un büyük ölçekli askeri operasyonları ve binlerce askerden oluşan lejyonlarının hareketleri, Şile gibi o dönemde "polis" (şehir-devleti) statüsünde olmayan küçük ölçekli durak noktalarından ziyade, büyük ikmal merkezleri ve krallık başkentleri (Tigranocerta gibi) etrafında şekillenmiştir. (10)
Son olarak, mevcut bilgileri derleyen güncel bir kaynağa
daha değinelim.
“Artanēs (Ἀρτάνης, Ἀρτάνας, Ἀρτώνης), Bitinya Karadeniz
kıyısındaki nehir (ve küçük yerleşim yeri), bugün Darlık Deresi (nehir ağzında
Bot Deresi, yukarı kısımlarında Ulu Dere olarak da bilinir), Şile'nin yaklaşık
3 km batısında Karadeniz'e dökülür! ; Afrodit tapınağında küçük gemiler için
bir demirleme yeri veya liman (hormos, limēn, limenion) ve limanın önünde
bulunan küçük bir adanın bulunduğu nehir (ve yerleşim yeri, chōrion), eski ve
geç antik dönem çevrelerinde → Melaina Akra ve → Psillis arasında
listelenmiştir.
Artakē chōrion'u ile aynıdır. Artane (Artamen, Arcene), Melena ve Philium arasındaki sahil yolunda bir istasyon olarak da kaydedilmiştir.
Yerleşim ve Afrodit tapınağı muhtemelen, doğrudan kıyıdan uzakta uzun bir adanın bulunduğu Darlık (veya Bot) Deresi ağzı bölgesinde yer alıyordu. Ancak belki de liman ve ada, 2,5 km kuzeydoğuda bulunan günümüz Şile'sini (→ Chēlē [2]) ifade etmektedir. Artane'nin kendisinde bilinen hiçbir antik kalıntı yoktur. 2000 yılında ziyaret edildi. “(11)
Not: Karadeniz'in kolonizasyonunu ayrı bir yazıda ele alacağız.
(1) E.Bosch, Bitinya Tetkikleri, Çeviri Sabahat Atlan, BELLETEN, Cilt 10, Sayı 37, 1946, 29 - 54,
(2) Hale Güney, Hellenistik Dönem Öncesi Bithynia’da Hellen
Kolonileri ile Bithynialılar Arasındaki İlişkiler, Sayı: Ağustos 2014, Cilt 78- Sayı 282 Sayfalar: 407-434
(3) Gocha R.Tsetskhladze , Greek Colonisation An Account Of
Greek Colonies and Other Settlemments Overseas, Leiden Boston 2006
(4 ) Nezih
Fıratlı, Şile ve Kalealtı, Turing Otomobil Kurumu Belleteni, No 120, Ocak 1952
(5) Bakalakis, G. Untersuchung über Chelae, Proocedings of
the Xth International Congress of Classical
Archaeology (437-447), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
1978
(6) The Periplous of Pseudo-Skylax: An Interim Translation
by Graham Shipley, 2002
(7) Arrianus’un Karadeniz Seyahati, Hellence Aslından
Çeviren ve Yorumlayan Murat ARSLAN, 2005 Odin Yayıncılık
(8) T.A.Beler, War Adam Ein Turkei, Mey-Er Matbaası,
İstanbul, 1984
(9) Ksenophon, Anabasis, Onbinlerin Dönüşü, Hürriyet
Yayınları 1974
(10) Franz Steiner, Themes, Character, and Politics in
Plutarch’s Life of Lucullus, Verlag Stuttgart 2008
(11) Klaus Belke, Bithynien und Hellespont, Österreichische
Akademie der Wissenschaften, Wien 2020




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder