Doğalgaz gelinceye kadar kuşaklar boyu evlerimizi odun ve kömür sobaları ile ısıttık. Sonbaharda adeta odun kesme festivali olurdu. Balta ile kesim sonrası motorlu hızarlar ortaya çıktı. Hızarların odunları keserken çıkardığı ses, sanırım yaşı yetenlerin kulaklarındadır. Odunların yerlerine taşınması bir çocukluk oyunuydu.
Bu odunların kimler tarafından kesildiğini, dağlardan nasıl indirildiğini bilmezdik.
Yaşadığımız ev kadar, coğrafya da kaderimizdir. Şile’nin bir zamanlar % 80’e yakınının orman olduğu düşünülürse ormanlık bir çevrede yaşama kültürünün, ne kadar önemli geniş bir alanı kapsadığı görülebilir. Günümüzde bu oran, yoğun ikinci konut yapımı, kil madenciliği gibi nedenlerle azalmaktadır.
Orman ekosistemi başlı başına ayrı bir dünyayı oluşturur, odun ve kömürün yanı sıra, mantar, kestane başta olmak üzere farklı ağaç türleri, arılar ve yabani hayvan hayatıyla insanlarına çok farklı zenginlikler sunar.
Şile ormanları yüzyıllar boyunca, özellikle Anadolu Yakası’nın enerji kaynağı olmuştur. Yöre halkının üretilen odun ve kömürün nakliyesi dolayısıyla geçimine katkı sağlamıştır. Yine Osmanlı gemi yapımcılığında Kocaeli Sancağının bağlısı olarak hammadde deposu olarak kullanılmıştır.
1940’lı yıllarda “Orman Köylüleri”nin şikayetlerinden söz etmiştik. Bürokrasi, tüccar- üretici ilişkileri ve diğer sorunlar o yıllarda gündemdeydi.
Geriye 16.yüzyıla gidelim:
BIÇKICILIK
Ahmet Güneş'in doktora tezinde yer alan verilere göre, Şili (Şile) kazasındaki bıçkıcılık (hızarcılık/kerestecilik) faaliyeti, Kocaeli Sancağı genelinde oldukça stratejik ve büyük bir boyuta sahiptir.
Tezdeki bilgilere göre bu faaliyetin boyutu şu detaylarla ortaya konmaktadır:
Sancak İçindeki Sıralaması: Şili, Kocaeli Sancağı'nda bıçkıcılık faaliyetleri bakımından ikinci sırada yer alan önemli bir merkezdir.
Üretim ve Vergi İlişkisi: Kazadaki kereste (bıçkıcılık) üretimine paralel olarak, iskelelerden elde edilen vergi gelirleri de oldukça yüksektir. Özellikle "KK. 49" nolu defter kayıtlarına göre; Kokurdan, Küçükağız (Küçük ve Ağız) ve Kâklıcak iskelelerinden toplanan tahta ve kereste vergilerinin toplamı 5.738 akçe gibi önemli bir seviyeye ulaşmıştır. (1)
KERESTE DEPOSU
17. yüzyılda meydana gelen savaşlar, keresteye olan talebi de arttırmıştı. Örneğin, bir kalyonun inşası için yaklaşık 10.000 adet keresteye ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu yüzyılın ikinci yarısında sadece Kocaeli ve havalisinden istenen kereste miktarı şöyleydi: 1659’da 23.346, 1661’de 23.352, 1673’te 23.066, 1677’de 26.544 ve 1696’da 12.390 olmak üzere toplam 108.698 adet. Talep edilen kereste ormanlarda yapılan tahribatın çapını anlaşılır kılmaktadır. 17. yüzyıl boyunca, Kocaeli valilerinin mükellefiyetlerinden biri, İznikmid (İzmit) ve Şile mukataalarının gelirleri karşılığında belli sayıda kereste gönderme zorunluluğuydu. Buna göre vali olan kişi, her yıl 1.000 adet vürdinar-ı bellût ile 40.000 adet varil tahtası gönderecekti.
….
Şile’nin de içinde olduğu Kocaeli ve yöresindeki Osmanlı vatandaşlarının temel uğraşlarından biri Osmanlı saray ve cephaneliği ile yapılan kereste ticareti idi. İzmit ve çevresinde su ile çalışan, çeşitli biçim ve büyüklükte keresteler hazırlayan çok sayıda bıçkı vardı. Buralardan elde edilen keresteler deniz veya kara yoluyla İstanbul’a nakledilmekte idi. (2)
….
Gemiler için gereken kereste, gemi direği, kürek, funda ağacı vb., Tersane-i Amire Emini'ne bağlı olarak çalışan Kereste Emini'ne bildirilmekte, Kereste Emini de yöre görevlileriyle birlikte en kısa sürede belirlenen miktarı tersaneye ulaştırmaya çalışmaktaydı. Kereste elde edilen başlıca ağaç türleri ise şunlardı: Meşe, çam, karaağaç, kestane, ceviz, şimşir, ıhlamur ve çınar ağaçları. Bu kereste çeşitleri ise, genellikle tersanenin ihtiyaçlarına ayrılmış orman bölgelerindeki halkın ödeyeceği vergiler karşılığında yani ocaklık olarak sağlanmaktaydı. (3)
19.ncu YÜZYILDA NAKLİYECİLİK
Nakliyecilik, Şile Kazası'nda halkın % 91,5'inin geçimini sağladığı önemli bir meslek grubudur. Bölgede bulunan 58 yerleşim yerinden 4 tanesinde nakliyeciliğe rastlanmazken, 16 yerleşim yerinde halkın tek geçim kaynağı olarak görülmektedir. 30 yerleşim yerinde nakliyecilik, hanelere bağlı olarak, % 64 ile % 97 ,8 arasında değişen oranlara sahiptir.
Coğrafi konumu sayesinde yörede, hem deniz hem de kara taşımacılığı görülmektedir. Deniz taşımacılığı, toplam 554.478 kuruş ile nakliyecilik gelirleri içinde % 70'lik, kara taşımacılığı ise 237 .641 kuruş ile % 30'luk bir orana sahiptir.
Bölgede belirlenen, 58 ayrı yerleşim yerindeki toplam 2.261 haneden, 2.071 tanesi nakliyecilikle geçinmektedir. Nakliyecilik, 16 yerleşim yerinde hane reislerinin uğraştıkları tek meslektir.
Hatab arabacılığı, ("Hatab arabacılığı" ifadesi, Osmanlı döneminde ve geçmişte odun (hatab) taşımacılığı yapan at arabacılığı mesleğini ifade eder. Bu meslek, özellikle şehirlerin yakıt ihtiyacını karşılamak için ormanlık alanlardan odun taşıyan atlı arabalarla yapılan bir nakliye işidir.) Bölgedeki nakliyecilik gelirleri içinde 160.098 kuruş ile % 20'lik bir orana sahiptir. Şile civarında yetişen kayın, meşe ve kestane ağaçları, bu iş sahasının gelişmesini sağlamıştır. Hatab arabacılığından gelir elde eden 36 yerleşim yerine ait olan 108 haneden 20 tanesi, nakliyecilik gelirlerinde, % 1,4 - % 45,5 arasında değişen paya sahipken, 16 hane de % 54,5 - % 94,2 arasında değişen yüksek değerlere sahiptir. Bu meslek grubundan hane başına düşen gelir miktarı ortalama olarak 1.431 kuruştur.
"Bargir" (bargīr) Farsça kökenli bir kelime olup "yük taşıyan hayvan" (beygir) anlamına gelir.
Bargircilik, 73.470 kuruş ile toplam nakliyecilik gelirleri içindeki payı % 9'dur. Bu meslek, yöredeki 26 köyün 5 tanesinde tek geçim kaynağıdır. Hane başına düşen ortalama gelir 524,8 kuruştur. (4)
Sabri Trabzonlu anlatıyor:
“Şilemizde diğer geçim kaynağı da mangal kömürü imalatı ve sevkiydi. -Asırlardır devam eden Şile ticaretidir. Köylerimizde devam ediyor. 1950 yılına kadar Köylerimizde üretilen mangal kömürlerimiz İmrendere, Karamandere - Korucuköy ve Satmazlı orman köylerinden Manda ve Öküz arabalarına yüklenip bir-kaç araba ile birlikte yola koyulup; Kale Altı- Heciz ve Ömerli yolunu takip ederek, Ümraniye ve Üsküdar’a ulaşmışlar. Cennet mekân Annem Sündüs Hanım çocukken ben de arabalarda 2 Sefer İstanbul’a Kömür götürdüm. 4-5 Araba Köpekler peşimizde yol alırdı derdi. Gidiş 4-6 qün sürerken, geliş 2 gün sürermiş.”
“Hüseyin Gür, Annemin amcası Marangoz merhum Remzi Gür’ün Babası .. bizlere böyle bir anısını anlattı .
40 ‘lı yılların son bölümünde Köyden 4 araba Kömür yüklü olarak yola çıktık 3 gece Üvezli , dindire bayırı ve Ömerli tepelerinde geceledik macur Köyden geçip Namazgahtan Kavak Bayırı rampasına sardık ön tarafa da aradaki arabalardan iki Öküz daha koşup rampayı öyle takviyeli çıkardık, tepede yedeklerden öküzleri çözdük bu sefer rampa aşaya inerken arka tekerlere köstek yapardık birine veya ikisine , rampayı köstekle gayet rahat indik tam rampa bitti derken, aşadan beri zil çalarak gelen Tramvay bizim yoldan cekilmemizi istiyor ve bize sokuluyordu bende Öküzlerin önüne geçip sağa doğru rayların dışına gitmek isterken sol ön teker ray yatağına girdi ve sıkışınca dingil kırılıp araba aşaya çöktü kaldı .. Vatman habire zil çalıyor bağırıyor millet toplandı panik çok millette .. ben vatmana sakin olun bana biraz zaman verin dedim .. arabamızda hazır olan BASARNA’yı (Bir nevi krikomuzu) dingilin altına koyup delikanlılara da benim talimatımla hareket edin deyip basarnayı vurunca araba yukarı kalktı, hemen yedekleyip arabamızı raylardan kenara çekip Tramvaya yol verdik .. kenarda dingil ve tekerlek yedeklerimiz tamir edildi ve Arabayı Bağlarbaşı’na çektik”
İSTANBUL’UN ODUN VE KÖMÜR İHTİYACININ KARŞILANMASI
Sarayın çeşitli yıllardaki odun ihtiyacının miktarı bilinmemekle birlikte sarayın yakacak odun ihtiyacını sağlamakla görevli İstanbul Ağalığının 13. yüzyılın ortalarında yılında saraya hitaben yazdığı bir yazıya göre bu miktarın o yıllarda 90000 çekiye ulaştığı anlaşılmaktadır (Kutluk, 1940). (9)
“Isınma ve Yakacak İhtiyacı (Odun-Kömür)
Osmanlılar döneminde odun, insanların günlük ihtiyaçlarının en başında geliyordu. Isınma ihtiyacının yanı sıra ekmek fırınları, hamamlar, sabunhaneler, boyahaneler ve tuğla imalathaneleri gibi iş kollarında üretim yapılabilmesi için bu iş kollarının olduğu yerlere düzenli bir odun akışının sağlanması gerekiyordu. Devlet de bu mesele üzerinde hassasiyetle duruyordu. İstanbul’un ihtiyacı olan odun ve kömür daha çok Şile, Kandıra, Taşköprü, Terkos, Yoros, Istranca, Çatalca ve Silivri gibi İstanbul’a yakın yerlerden temin edilmekle beraber, gerektiğinde uzak bölgelerden de talep edilebilmekteydi.
Anadolu yakasındaki köylerde ikamet eden halkın çoğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyordu. Bu açıdan birçok köyün geliri, imal ettikleri kömürü ve kestikleri odunları İstanbul’a satmaktan kaynaklanıyordu. Nitekim Şile’ye bağlı İsa, Gökmaslı, Kosto, Yeniköy ve Çıtaklı; Beykoz kazasına bağlı Kılıçlı, İshaklı, Ayvalı, Sırapınar, Ömerli, Çekmeköy, Muradlı ve Koçullu köyleri halkının çoğunluğu odunculuk ve kömürcülükle uğraşıyorlardı. (5)
EŞKİYA BARINAĞI
Şile ormanlarının bir özelliği daha vardı. Engebeli bir topoğrafyaya sahip yoğun ormanlık alan aynı zamanda eşkıyaların da barınağıydı. “Üsküdar kazasına bağlı (adli bakımdan) nahiyelerden biri olan Şile, 18. yüzyılda suç konusunda Divana en çok şikâyette bulunulan yerlerden biridir. 1742-1765 arasında kırk kadar hüküm yazılmış olup, bunlardan sekiz tanesi cinayetle ilgilidir. Faili meçhul olan veya bilindiği halde yakalanamayan olaylarda diyet talepleri de şikâyet konusuna dahildir.” (6)
19.yy.da eşkıya faaliyetleri daha da artmıştır. Çeteciliğin bu kadar yaygın olmasında ormanlık bölgedeki saklanma ve barınma olanaklarının etkisi önemlidir. Ekte paylaştığımız “suçlu” portreleri aynı zamanda dönemin kıyafetleri için de fikir vermektedir.
ORMAN YASASI
Atatürk ormanların korunması ile ormanlardan yararlanılması ikileminin en uygun bir biçimde uyumlu hale getirilmesi gereği üzerinde durmuştur. Bu çerçevede bu uyumu sağlamak bakımından Türkiye ormancılığının çağdaş anlamda ilk orman yasası olarak değerlendirilen 3116 Sayılı Orman Yasası’nın 25.10.1935 tarih ve 6/3189 sayılı gerekçesinde ulusal ormancılık politikası amaçları şöyle belirlenmiştir (Özdönmez ve ark., 1996): · Orman varlığını genişletmek ve korumak suretiyle sağlık, sosyal ve tarımsal yararların gelişmesini halk ve ülke lehine sürdürmek, · Devlet malı olan ormanların, devletçe işletilmesini ve ürünün alıcılara en yakın yerde satılmasını sağlamak, · Endüstriyel etkinliklerin ilerlemesine yarayacak biçimde üretimi artırmak ve halkın odun ve kereste gereksinimini sürekli olarak ormanlardan karşılamak, · Halkın ve ülkenin gereksinmelerini karşıladıktan sonra üretimin fazlasını dış ülkelere satmak.
1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı yasanın 1. maddesi şöyledir: “Madde 1- Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek ve tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu kanun gereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın devlete geçer.” (9)
(1)XVI.Yüzyıl Başlarından XVII.Yüzyıl Başlarına Kadar Kocaeli Sancağı, Ahmet Güneş, Doktora Tezi, Ankara 1994
(2) Osmanlı Denizciliği (1700-1770) Yusuf Alperen AYDIN, Doktora Tezi, 2007
(3) Osmanlı Devleti Zamanında Kocaeli Ormanları, Resül Narin, BELLETEN Cilt: LXXV ARALIK 2011 Sayı: 274
(4)19.yüzyılda Bolu Eyaletinin Kocaeli Sancağına Bağlı Şile Kazasının Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Belgin Yılmaz , Yüksek Lisans Tezi , 1994
(5) İstanbul’un İaşesinde Deniz Ulaşımının Önemi, Arif Kolay, VIII. Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu, 2016
(6) 18.Yüzyılda İstanbul ve Çevresinin Suç Haritası, Neşe Erim, XV.Türk Tarih Kongresi ,2006
(7) İstanbul Şile İlçesine Bağlı Köylerde Folklor Araştırmaları, Elif Şendur, Lisans Tezi, 2019
(8)Şile (Doğal Tarihi ve Kültürel Yapısı, Sosyo-Ekonomik Analizi ve Gelişme Stratejileri) Ertek, T. Ahmet, Rıdvan Kozak, Nabi Evren:, İstanbul, y.y., 1998
(9) Türk Orman Devrimi, Ankara, 2018 Yazar: Prof. Dr. Cantürk GÜMÜŞ, Türkiye Ormancılar Derneği, 1924






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder