29 Mayıs 2026 Cuma

1940'lar ve II.Dünya Savaşı

Ülkenin her yöresinde olduğu gibi Şile için de, II.Dünya Savaşı 40’ların ilk yarısının en önemli olgusudur.

1941 Haziranı’nda Balkanlar’ın Almanlar tarafından işgal edilmesi ve savaşın topraklarına çok yaklaşması üzerine Türkiye, kendisini güvence almak için Almanya ile bir saldırmazlık antlaşması imzaladı (18 haziran 1941). 22 haziran 1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması Türkiye’yi rahatlattı. Ancak müttefikler, savaşa girmesi için Türkiye üzerindeki baskılarını artırdı. Bütün baskılara rağmen Türkiye savaş dışı kalmakta direndi.

30-31 Ocak 1943’te Yenice istasyonunda (Adana) Churchill’le, Aralık 1943’te Kahire’de Roosevelt ve Churchill’le yaptığı görüşmelerde İnönü, Balkanlar’daki Alman ordusunun kısa sürede Trakya ve Boğazlar’ı ele geçirebilecek durumda olduğunu, savaşa katılabilmesi için Türk ordusunun güçlendirilmesi gereğini ileri sürdü. Türkiye’nin istekleri fazla bulundu ve Türkiye ile müttefikler arasında bir güven bunalımı doğdu. Bilindiği gibi savaşın son döneminde Türkiye Almanya’ya savaş açtı.

“Türkiye savaşa fiili olarak girmese de savaşın bütün olumsuzluklarını yaşamış ve savaş hazırlıkları yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Her an savaşa hazır olma durumu karşısında ekonomik planların uygulanması mümkün olmazken enflasyon yükselmiş ve bütçe açıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Halk yoksullaşırken savaş, bütün etkileri ile toplumu derinden sarsmıştır.” (Mahfi Eğilmez)

Özetlediğimiz bu sürecin gerilimi bir şekilde Şile’ye de yansıdı.

Karartmalar, karne uygulamaları ile yetersiz üretime çözüm aranması, fiyatların aşırı artması, temel tüketim mallarındaki kıtlık, karaborsa, kasabada da günlük hayatı olumsuz etkiler.

Her şeye karşın hayat devam etmektedir. Dokunan bezler yine sahillerde ağartılır, gecelikler işlenir, çiftçiler eker ve biçerler, balıkçılar kısmetlerini denizlerde aramaya devam ederler. Bıldırcın göçleri için ağlar kurulur. Odunlar ve kömürler İstanbul’un ihtiyacı için üretilir. Hayvan sergileri devam eder. Çektirmeler, motorlar kötü havalarda Şile açıklarında batarlar…

Necla Berksan, bağımsız küçük prensliğe atfen Şile’ye “Monaco” derdi. Bunu şu anlamda söylerdi. Şile kendine özgüdür, ülkede ne olursa olsun, onun yaşantısı etkilenmeden ve başka olaylara duyarsız olarak devam eder 😊 Uzun yıllara dayanan ve gözlemin bir ifadesiydi bu…

Eğitim, ulaşım, dokumacılık, altyapı (Yol, elektrik) gibi konuları tematik olarak verirken bu yıllara yansımalardan söz etmiştik. Onları tekrar etmiyorum.

Karartma için alınacak önlemler, dönemin atmosferini yansıtmaktadır. Bazı maddeleri paylaşıyorum:

 HUSUSİ TENVİRAT

22 Kasım 1940 Halkın Sesi

4-Müstacel inşaat ve sair lüzumlu işlerde karartılmış fenerler ve maskelenmiş hafif ışıklı cep lâmbaları kullanacaklardır. Daha kuvvetli ışığa lüzum görüldüğü hallerde bu ışıkların dışarı ya ışık sızdırmıyacak şekilde çadır ve sair örtüler ile maskelenmesi lazımdır. Aksi takdirde çalışmağa müsaade edilmeyecektir.

5-Tenvirat dışarıya karşı tamamen maskelenmediği takdirde binalar içinde zaif vatlı mavi ışık ve yahut yalnız işin yapıldığı sahayı aydınlatabilen iyice maskelenmiş tenvir tipi lâmbalar kullanılabilecektir.

6 -Alevleri göze görünen her nevi mutbak, furun, ısıtma cihazlarının duman çıkaran bacaların dışarıya hiç bir suretle ışık hüzmesi sızmıyacak şekilde tanzim olunmaları icap eder.

10- Motörlü nakil vasıtalariyle koşumlu ve sair arabalar, bisikletler esas olarak ışıklarını söndüreceklerdir. Büsbütün ışıksız kalmaları mümkün olmıyan hallerde motörlü nakil vasıtaları ve bisikletler dış ışıklarını ve arka lambalarını ve koyu mavi kalın bir ve ya ince iki cam ve yahut koyu mavi kalın kâğıtla maskeliyeceklerdir.

12- Binalardaki pencere ve diğer menfezlerin maskelenmesi mecburidir. Bunun için ışık hüzmelerinin geçmesine mani olacak koyu mayi veya siyah muşamba-dan mamûl storlar, madenî veya tahta pençere kapakları ve kepenkleri yapılacaktır. Pencere çerçevelerine iyi uydurulmuş pençere ka-natları üzerine muşamba, karton ve diğer ambalaj kâğıtları gibi ışık hüzmele-rani geçirmiyen malzeme gerilmek suretiyle de maskelenecektir.

Gündüzün kaldırılmasına müsaade edilen karartma tertiplerinin gece olunca çabucak faalliyete geçirilebilecek şekilde yapılmış olmaları icap eder.

21 -ve Hususi binaların iç ışıklarının karartılma maskelenme hazırlıkları 1-12-940 tarihine kadar ikmal edilmiş olaçaktır.

22 -Bu tedbirlere riayet etmiyenler haklarında (3502) sayılı hava taarruzlarına karşı korunma kanununun 20 inci maddesi ahkâmı tatbik olunacaktır.

23 -Bu talimatın ahkâmın tatbika pasif korunma âmiri bulunan Emniyet müdürlüğü ile belediye jandarma teşkilatı memurdur.

Pasif korunma komisyonu reisi vali

FUAD TUKSAL



KARNE İLE EKMEK DAĞITIMI

Karne ile dağıtımına 11 Ocak 1942 tarihinde başlanmış olup vatandaşlardan karne alamayanların bulundukları nahiye müdürlüklerine müracaat etmeleri gerektiği dönemin gazetelerinde duyurulmuştur. İki üç yerden karnesi olanlara ağır cezaların verileceği belirtilmiştir. Öğretmen ve talebenin de yardımı ile kısa bir müddet içinde doldurulan ekmek karneleri, İstanbul’un her tarafında evlere dağıtılmıştır. (Cumhuriyet, 12 Ocak 1942: 1-3; Yeni Sabah, 12 Ocak 1942: 1; Tan, 12 Ocak 1942: 1) (1)

30 Eylül 1942 Son Telgraf

Kartal, Şile ve Silivride yarın ekmek karnesi kalkıyor; fakat..

Hiç bir belediye harice buğday vermediğinden ve Ofis de unu kestiğinden buralardaki halk müşkül durumda mı kalacak ?

Yarından itibaren vilâyetimizin belediye hudutları haricinde bulunan yerlerine yâni Şile, Kartal, Çatalca ve Silivri kazalarına Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından ekmeklik buğday verilmiyecektir. Buralarda yarından itibaren ekmek karnesi kalkacak ve mahalli belediyeler kendi kazalarının buğdaylarını kendileri temin edeceklerdir. Şile Belediyesi kısmen buğday mübayaasına muvaffak olmuştur.



15 Nisan 1943 Tasviri Efkar

ŞİLE KAZASI HALKINA MISIR VERİLDİ

Şile halkının yemeklik ve ekmeklik ihtiyacını temin maksadile Vilayet makamı Şile kazası ve nahiyeleri emrine 15 ton mısır verilmesi İçin İstanbul Toprak Mahsulleri Ofisine bir tezkere göndermiştir. Bir -kaç gün evvel alākadarlar bu mısırları Ofisten teslim almışlardır. Mısırlar, Kaymakamlıkça tayin edilecek mutemetler vasıtasile halka kilosu 42 kuruştan dağıtılacaktır.

Bundan başka yine ziraatle uğraşan köylülere tevzi edilmek üzere 6 ton da tohumluk mısır verilecektir.

Vilayetin çok yerinde olarak ittihaz ettiği bu kararı Şile halkı takdirle karşılamıştır.

STRUMA OLAYI (24 Şubat 1942)

Savaşın Şile’ye ne kadar yakın olduğunu gösteren en acı "kayıt", Şile açıklarında yaşanan Struma gemisi trajedisidir.

Sovyet denizaltısı tarafından torpillenerek batırılan ve 768 kişinin öldüğü geminin tek kurtulanı olan David Stoliar, Şileli balıkçılar ve cankurtaranlar tarafından kurtarılmıştır.

Gemiden sadece 16 yaşındaki David Stoliar ve ikinci kaptan Ivanof Dikof bir tahta kirişe tutunarak kurtuldular. İkili sabaha kadar birbirlerini tokatlayarak donmamaya çalışırken, Dikof suya düşünce umutları tükenen Stoliar, cebindeki çakıyla bileklerini kesmek istedi. Parmakları donan Stoliar çakıyı açamadı ama ölmek üzereyken 12 kürekli Türk kurtarma kayığı tarafından bulundu. Şile’ye çıkartılan Stoliar hayata döndürüldü. 2 gün Şile’de gözetim altında tutulan Stoliar, balıkçılara ve kendisini kurtaran kürekçilere yaşadıklarını detaylarıyla anlattı. O günlerde Stoliar’la ilgilenen balıkçılardan olan İsmail Aslan, 24 Şubat’taki trajedinin yıldönümünde yaşadıklarını anlattı.

“Cesetleri görünce gemi battığını anladık”

69 yıl önceki trajedinin son tanığı İsmail Aslan(88), “Geminin battığını cesetler çıkana kadar bilmiyorduk. Sabah saatlerinde Feneraltı mevkiine bir tahta salın üzerinde 5 ceset geldi. Ne olduğunu anlayamadık ve kıyıya yakın bir mezarlığa gömdük. Ayazma Plajı’na gelen çok sayıda cesette yakındaki kumsala gömüldü. Ertesi gün kahvede otururken hangi geminin battığını merak ediyor, balıkçılarla aramızda konuşuyorduk. Ölenler sivil olduğu için yolcu gemisi olduğunu anlamıştık. Kürekçilerin 1 kişiyi kurtardığını öğrenip aşağı indiğimizde, benim yaşlarda bir adamın battaniyelere sarılı sobanın başında oturduğunu gördüm. Dilimizi bilmediği için konuşamadık ama gözlerindeki mutluluğu gördüm. Hepimize gülerek bakıyor ve ısınmaya çalışıyordu. Çay verdik ve O’na yakın davrandık. O’na kendimi Siyam İsmail olarak tanıttım. Jandarma ertesi gün gelerek genç adamı Üsküdar’a götürdü” dedi.

Kaynak: Gökhan Karakaş - Milliyet Gazetesi

18 Ekim 1943 Gece Postası

Üsküdar ve Şile Köylerinin İplik Kontenjanı

Şile ve Üsküdar kazasındaki dokumacılar için İktisat Vekâleti Vilâyet iplik kontenjanına yeniden bin beş yüz paket ilave etmiştir.

Bu iplikler mezkûr mıntıkalardaki dokumacılardan tek tezgahı o lan fakir dokumacılara tevzi olunacaktır.

Yine 1943 yılından bir haber:

KAHVE SATIŞI KARNE İLE YAPILACAK

Her aileye ayda 100 gram kahve alabilecek

Eldeki kahve mevcudunu herkes müsavi surette taksim edebilmek maksadile belediye tarafından bir talimatname hazırlanmaktadır Bu talimatname halka ve müesseselere verilecek kahve miktarı şeklini tesbit etmektedir. ve tevzi

Hazırlanan esaslara göre her kaza, kendi mıntıkasındaki kahve bayilerini tesbit edecek ve bu bayiler mahalle birliklerine bağlanacaktır. Bayiler, aldıkları kahve miktarında beheri 100 gram kahveye tekabül eden fişleri mahalle birliklerine verecekler, birlikler de her aileye ayda bir fiş dağıtacaklardır. Bu suretle bir ev ayda ancak 100 gram kahve alabilecektir. Diğer taraftan, gazino lokanta ve kahvehaneler için de aşağıdaki şekilde bir barem hazırlanmıştır:

Lüks sınıflar ayda 4 kilo, birinciler 3 kilo. İkinciler 2 kilo, üçüncüler 1,5 kilo, dördüncüler 1 kilo, beşinci sınıflar da 750 gram kahve alabileceklerdir.

Mektep hastahane, konsolosluk gibi müesseselerin ihtiyacı doğrudan doğruya İnhisarlar idaresi tarafından temin edilecektir.

Halka bu ay dağıtılacak kahve miktarı 380 çuvaldır. Kahveler kavrulmuş veya çekilmiş olarak verilecektir.

Karartma Geceleri ve "Kör" Fener

Şile denince akla gelen ilk şey olan Şile Feneri, savaş boyunca stratejik bir hedef haline gelmemek için ya kapatıldı ya da ışığı minimuma indirildi.

Pencereler: Kasabalılar evlerinin pencerelerini kalın siyah perdelerle veya lacivert boyalarla kapatmak zorundaydı. Dışarıya sızan küçücük bir ışık sızıntısı bile uçaklara veya denizaltılara hedef gösterme riski taşıyordu.

Devriyeler: Geceleri "Işığı söndür!" diye bağıran mahalle bekçileri ve askerlerin sesi, Şile sokaklarının mutat sesi haline gelmişti.

2. Sahildeki "Beton Gözler": Koruganlar

Savaşın en somut izleri Şile plajlarına ve tepelerine inşa edilen koruganlar (bunkerlar) oldu.

Yasak Bölgeler: Bugün denize girilen birçok koy o zamanlar askeri bölgeydi. Sahillerde dolaşmak, denize girmek veya izinsiz balığa çıkmak imkansızdı.

3. "Ekmek Karnesi" ve Temel Yoksunluklar

Ekmek Karnesi: Herkesin cebinde bir karne vardı.

Denizdeki "Sinsi" Tehlike: Sürüklenen Mayınlar

Karadeniz o dönemde Alman ve Sovyet donanmalarının kapışma alanıydı. Kuzeyden kopup gelen serseri mayınlar sık sık Şile kıyılarına vuruyordu.

Kasabalılar sahile vuran garip metal küreleri görünce jandarmaya haber verir, tüm kasaba büyük bir patlama korkusuyla sarsılırdı.

🔎Şile'de Elektrik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder